Fete'âla(A)llâhu-lmeliku-lhakk(u)(k) velâ ta'cel bilkur-âni min kabli en yukdâ ileyke vahyuh(u)(s) vekul rabbi zidnî ‘ilmâ(n)
Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur'an'ı okumakta acele etme. "Rabbim! İlmimi arttır" de.
Hükmü her yerde geçerli gerçek hükümdar olan Allah yücedir. (Ey Muhammed!) Kur'ân sana vahyedilirken, vahiy bitmeden önce (unutma korkusu ile) Kur'ân'ı okumada acele etme; "Rabbim! benim ilmimi artır" de.
Tâhâ Suresi 114. ayet, Allah'ın yüceliğini ve hakikatini vurgularken, Hz. Peygamber'e vahiy alma sürecinde acele etmemesi ve ilim talebinde bulunması yönünde bir öğüt içermektedir. Ayet, ilahi otorite, vahyin doğası ve bilginin önemi gibi temel kavramlar etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'uluvv' (علو) kelimesinin yücelik, üstünlük ve yüksek mertebe anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'teâlâ' fiili, Allah'ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde her türlü eksiklikten münezzeh, en yüce ve aşkın olduğunu vurgular. Bu, O'nun mutlak egemenliğini ve kudretini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'teâlâ' fiilini 'yüceldi, azamet sahibi oldu' şeklinde açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın 'Melik' ve 'Hak' sıfatlarıyla birlikte, O'nun tüm varlıklar üzerindeki mutlak üstünlüğünü ve erişilmezliğini mecazi bir anlatımla pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mülk' (ملك) kelimesinin bir şeyi tasarruf etme, üzerinde yetki sahibi olma anlamına geldiğini belirtir. 'el-Melik' ise, mutlak ve sınırsız bir şekilde hükmeden, her şeyin sahibi ve yöneticisi olan demektir. Ayetteki 'el-Melik' sıfatı, Allah'ın kainattaki her şey üzerinde tam bir otoriteye sahip olduğunu ve bu otoritenin O'nun yüceliğinin bir göstergesi olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'el-Melik' isminin, emretme, nehyetme, yaratma ve rızık verme gibi tüm tasarrufların kendisine ait olduğu zat olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın 'el-Melik' olması, O'nun 'el-Hak' (gerçek) oluşuyla birleşerek, hükümranlığının mutlak ve hakiki olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'el-Hak' kelimesini 'varlığı sabit ve değişmez olan' şeklinde açıklar. Ayetteki 'el-Melik el-Hak' ifadesi, Allah'ın hükümranlığının sadece bir güç gösterisi değil, aynı zamanda mutlak bir hakikat ve adalet üzerine kurulu olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'el-Hak' isminin, varlığı kendinden olan, varlığı zorunlu olan ve her şeyi hakkıyla var eden anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın yüceliğinin ve hükümranlığının temelinde, O'nun mutlak gerçeklik ve varoluşsal hakikat oluşunun yattığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'acel' (عجل) kelimesinin bir şeyi vaktinden önce yapmaya çalışmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ ta'cel' (acele etme) emri, Hz. Peygamber'in vahyi tam olarak almadan önce onu tekrar etme veya ezberleme konusundaki doğal arzusuna karşı bir uyarıdır. Bu, vahyin tam ve eksiksiz bir şekilde kalbine yerleşmesini beklemenin önemini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'acele' kavramının Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışım taşıdığını ve sabırsızlık, düşüncesizlik gibi anlamlara geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'acele etme' yasağı, vahyin ilahi bir süreç olduğunu ve bu sürece insanî bir sabırsızlıkla müdahale edilmemesi gerektiğini, aksine ilahi takdire teslim olunması gerektiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kadâ' (قضى) fiilinin 'tamamlamak, bitirmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'en yukdâ ileyke vahyuhu' ifadesi, vahyin Hz. Peygamber'e tam olarak indirilmesi ve tamamlanması anlamına gelir. Bu, vahyin eksiksiz bir şekilde tebliğ edilmeden önce acele edilmemesi gerektiğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kadâ' fiilinin Kur'an'da farklı bağlamlarda 'hükmetmek, emretmek, bitirmek, tamamlamak' gibi anlamlara geldiğini açıklar. Bu ayetteki kullanımı, vahyin ilahi bir süreçle tamamlanmasını ve bu tamamlanma gerçekleşmeden önce beşerî bir müdahalenin uygun olmadığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' (علم) kelimesinin bir şeyi olduğu gibi idrak etmek, hakikatini kavramak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Rabbî zidnî ilmen' (Rabbim ilmimi artır) duası, sadece bilgi birikiminin değil, aynı zamanda vahyin derinliklerini anlama, hikmetini kavrama ve ilahi gerçeklere nüfuz etme arzusunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilm' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve sadece duyusal bilgiyi değil, aynı zamanda ilahi vahiyden kaynaklanan derin anlayışı ve hikmeti de kapsadığını belirtir. Bu ayetteki 'ilm' talebi, Hz. Peygamber'in vahyi daha iyi anlamak, tebliğ görevini daha etkin yerine getirmek ve Allah'a daha yakın olmak için sürekli bir öğrenme ve gelişme arayışında olduğunu gösterir.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Cebrâil (a.s.) Âyeti kerîmeleri getirdikten sonra hemen arkasından Efendimiz (s.a.v) unutmamak için tekrar ediyormuş, bunun üzerine bu Âyeti kerîme inmiş.