Vemin âyâtihi ḣalku-ssemâvâti vel-ardi vemâ beśśe fîhimâ min dâbbe(tin)(c) ve huve ‘alâ cem'ihim iżâ yeşâu kadîr(un)
Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, O'nun varlığının delillerindendir. O, dilediği zaman, onları bir araya getirmeye de gücü yetendir.
Gökleri yeri ve her ikisinde yaydığı canlıları yaratması da Allah'ın kudretinin delillerindendir. O'nun dilediği zaman onları biraraya toplamaya da gücü yeter.
Şûrâ Suresi'nin 29. ayeti, Allah'ın kudretini ve birliğini göklerin, yerin ve içlerindeki canlıların yaratılışı üzerinden vurgular. Ayet, yaratma, yayma ve toplama fiilleriyle Allah'ın evren üzerindeki mutlak egemenliğini dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âyet kelimesi, açık alamet ve nişan anlamına gelir. Allah'ın âyetleri, O'nun varlığına ve kudretine delalet eden şeylerdir. Bu ayette 'âyâtihî' ifadesi, göklerin ve yerin yaratılışının Allah'ın kudretinin açık birer delili olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Âyet, bir şeyin varlığına delalet eden alamettir. Kur'an'da ise hem mucizeler hem de Allah'ın kudretine işaret eden evrensel olgular için kullanılır. Burada, göklerin ve yerin yaratılışı ile canlıların yayılması, Allah'ın varlığının ve gücünün somut delilleri olarak sunulmuştur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Halk (خلق), bir şeyi takdir etmek ve onu yoktan var etmek demektir. Ayette 'halku's-semâvâti ve'l-ard' ifadesi, Allah'ın gökleri ve yeri, önceden bir örneği olmaksızın, kendi iradesiyle ve mükemmel bir düzen içinde yaratmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Halk (خلق), bir şeyi takdir etmek ve onu yoktan var etmektir. Allah'a nispet edildiğinde, O'nun eşsiz ve benzersiz yaratma gücünü ifade eder. Bu ayette, göklerin ve yerin yaratılışı, Allah'ın bu mutlak yaratma kudretinin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'halk' kavramı, sadece var etme değil, aynı zamanda bir şeyi belirli bir plan ve amaç doğrultusunda, mükemmel bir düzen içinde meydana getirme anlamını taşır. Göklerin ve yerin 'halk' edilmesi, Allah'ın bu planlı ve amaçlı yaratıcılığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Besse (بثّ), bir şeyi yaymak, dağıtmak demektir. Ayette 'mâ besse fîhimâ min dâbbetin' ifadesi, Allah'ın göklerde ve yerde sayısız canlıyı yaydığını, dağıttığını ve çoğalttığını mecazi bir anlatımla ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Besse (بثّ), bir şeyi yaymak, dağıtmak ve çoğaltmaktır. Özellikle üzüntüyü yaymak için de kullanılır. Ancak bu ayette, Allah'ın göklerde ve yerde canlıları yeryüzüne dağıtmasını ve çoğaltmasını ifade eder, bu da O'nun kudretinin bir başka yönüdür.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Besse fiili, bir şeyin geniş bir alana yayılmasını, dağılmasını ve çoğalmasını ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın yaratmış olduğu canlı türlerini göklerde ve yerde geniş bir şekilde yaydığını, böylece hayatın çeşitliliğini ve zenginliğini ortaya koyduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Dâbbe (دابّة), yeryüzünde yürüyen, hareket eden her canlı varlıktır. Bu ayette, göklerde ve yerde yayılmış olan tüm canlıları kapsar, bu da Allah'ın yaratma ve rızıklandırma kudretinin genişliğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dâbbe (دابّة), yeryüzünde hareket eden, yürüyen her canlıya denir. Ayetteki 'min dâbbetin' ifadesi, göklerde ve yerde bulunan, hareket eden tüm canlı türlerini kapsar ve Allah'ın yaratma gücünün kapsamlılığını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Cem' (جمع), dağınık şeyleri bir araya getirmektir. Ayette 'cem'ihim' ifadesi, Allah'ın kıyamet gününde veya dilediği zaman, yeryüzüne yaydığı tüm canlıları bir araya getirme kudretine sahip olduğunu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Cem' (جمع), dağınık olanı bir araya toplamaktır. Bu ayette, Allah'ın göklerde ve yerde yaydığı tüm canlıları, dilediği zaman, yeniden bir araya getirme gücünü ifade eder ki bu da O'nun ahiret günündeki diriltme kudretine bir işarettir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kadîr (قدير), her şeye gücü yeten, mutlak kudret sahibi demektir. Allah'ın sıfatlarından biridir. Ayette 'kadîrun' ifadesi, Allah'ın gökleri, yeri ve canlıları yaratma, onları yayma ve dilediği zaman toplama konusunda sınırsız bir güce sahip olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kadîr (قدير), kudret sahibi demektir. Allah'a nispet edildiğinde, O'nun her şeyi yapmaya muktedir olduğunu ifade eder. Bu ayette, Allah'ın canlıları toplama konusundaki 'kadîr' oluşu, O'nun mutlak iradesini ve gücünü ortaya koyar.
Şûrâ Sûresi
Âdem’in (a.s.) yaratılışı üç ayrı şekilde olduğu anlaşılıyor. İşte bu üç değişik şekilde anlatılış ilim adamlarının da düşüncelerini karıştırıyor, sonra arada ittifak kuruluyor, ama ittifak % 100 değil mesela % 60 gibi. İnsanların da kolay anlayacağı bir şekildeki yönü kabul ediliyor. O görüş Cennette halk edildi, oradan yeryüzüne indirildi. اهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ 20/125 bunlarda hep Kur’an’a dayanıyor ama üç değişik zuhur var tecelli var, Âdem (as) ın zuhura gelişi vardır. Bunlar da gerçektir. İnkar edilmez gerçeklerdir. Mesela şöyle denebilir, Cennet bahçe demek, dünyadaki bahçelerin hepsi dünya cennetidir. Cennet tabirinden Kur’an galaksi içinde başka bir mekandan mı bahsediyor? Eğer öyle olduğunu kabul edersek insanlık yine çok süper bir varlıktır. Yani bilmediğimiz bir cennet âleminden ilk astronot Âdem (as) dünyaya geliyor. Bu ne muazzam bir olaydır. Yeryüzüne galaksiler arası bir yolculukla geliyor, ve miraç hadisesi ile kemalat da galaksiler arası gezme ile bitiş oluyor. Cennetten geldiği şekliyle düşünürsek bu böyle olmalı.
Diğer şekliyle كُنْ “Ol” dedi o da oldu. Bunlardan hangisi? Bize ait Âdem bir tanedir. Bir diğeri “Sizi sudan halkettik “ buyuruyor. Bunlardan anlıyacağımız “Bizim yarattıklarımız Âdem nesli sadece sizin babanız olan Âdem le sınırlı değil” mesajı veriliyor. Adem neslinin dünyadaki süresi 10 bin yıl kadardır. Bu sonsuzluk zaman diliminde bu 10 bin yıl nedir ki? Dünyanın yaşı 12 milyar yıl diye söyleniyor bu 12 milyar yıllık süre içinde 10 bin yıllık şuurlu canlılar olması süresi çok kısa olmalı. Onun için bu Âdem nesillerinin önceki başka Âdem nesilleri vardı, sonraki Âdem nesilleri de olacaktır.
Yalnız şu var dünyadaki insanlar gittikten sonra yani o Âdem nesli gittikten sonra yeryüzünde coğrafi değişiklikler meydana geliyor. Onun için eski yaşamış Âdem nesillerinden iz kalmıyor. 200 sene harman oluyor, burçlara giriyor, muhtelif burçlarda 18 milyon yıl bir burçta kalıyor, diyelim ki ateş burcunda kalıyor bu süre içinde yine ateş küreye dönüyor, Bu durumda üzerinde varlık su vs. yaşanacak durumda olmuyor. Ondan sonra su burcuna giriyor, tekrar buharlar vs, başka bir burca giriyor sonra soğuk burca giriyor, soğuyor, toprak burcuna giriyor, katılaşıyor taşlar meydana geliyor, sonra ılıman bir burca giriyor, eski halindeki yapı tamamen değişiyor. Böylece daha önceki Âdem neslinin mediyet kalıntıları da yok olmuş oluyor.
Dünya yeni bir güç almış olarak, dünya da canlı onun da istirahata ihtiyacı var. Eğer dünya cansız olsa canlı olan varlıkları oluşturamazdı. Bu dünyada öyle bir can var ki insanı meydana getiriyor. Allah’ın aynasını meydana getiriyor. İşte İnsan-ı kamilin burada bulunması dolayısıyla da yakın çevresinin içerisinde insan bulunmayan bütün galaksilerin kabesidir burası. Dünyanın tamamı galaksiler arasında “Kabe” dir, kibledir, neden çünkü içinde insan var. Yani içinde insan olmayan yıldızların ve galaksilerin kabesi dünyadır. “Melekler geceleri yeryüzüne bakar parlak, parlak fezaya doğru nurları çıkan evler görürler, anlarlar ki o ev içinde ibadet edenler var.” Hadis-i şerif. Melekler bile nazar ediyorlar dünyaya. Muhyiddin-i Arabi Hz lerinin daha müşadeleri var, biz yolumuza devam edelim.
Bunun delili mukaddimede izah olunduğu üzere وَمِنْ اَيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَوَاتِ وَالاَرْضِ وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِنْ دَاۤبَّةٍ 42/29 ayet-i kerimesidir, “ Hakteala yerde ve göklerde dabbe cinsinden olan mahlukatı var ettiğini” beyan buyuruyor. Bu ayet-i kerimede. Dabbe: iki ayak üstünde yürüyen insan manasındadır. Şuurlu veya şuursuz insan suretindeki varlıklar. İşte göklerde de dabbe cinsinden varlıkların olduğunu bu ayet-i kerime açıklıyor. Dabbe insana da denir.
Enfal suresinde kör ve sağır ve akılsız dabbelerin şerlisi insan olduğu meydandadır. انَّ شَرَّ الدَّوَاۤبِّ عِنْدَ اللَّهِ الَّذِينَ كَفَرُوا فَهُمْ لا يُوءْمِنُونَ 8/55 ayetinde de “ küfreden, iman etmeyen devvap ise ancak insandır.[64] “ İz- -T-B- ”