Ve kâlû mâ hiye illâ hayâtunâ-ddunyâ nemûtu ve nahyâ vemâ yuhlikunâ illâ-ddehr(u)(c) vemâ lehum biżâlike min ‘ilm(in)(s) in hum illâ yazunnûn(e)
Dediler ki: "Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder." Bu hususta onların bir bilgisi yoktur. Onlar sadece zanda bulunuyorlar.
Hem müşrikler dediler ki: "Hayat, ancak bu dünya hayatımızdan ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak geçen zaman yokluğa sürükler. Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, sadece böyle zannederler.
Bu ayet, ahireti inkar edenlerin dünya hayatına bakış açılarını ve kaderci yaklaşımlarını dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır. Özellikle 'hayat', 'ölüm', 'yaşam' ve 'zaman' kavramları üzerinden onların materyalist dünya görüşleri ve bilgi eksiklikleri vurgulanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayat (الحياة), duyuların ve hareketin varlığıdır. Ayetteki 'hayatunâ' ifadesi, ahireti inkar edenlerin sadece bu dünya hayatını gerçek kabul ettiklerini, ölümden sonraki bir yaşamı reddettiklerini gösterir. Onlar için hayat, sadece bu fani dünyadaki varoluşla sınırlıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'hayat' (hayâh) kavramı, genellikle 'ölüm' (mevt) kavramıyla zıtlık içinde kullanılır. Bu ayetteki kullanımı, ahireti inkar edenlerin 'hayat'ı sadece bu dünyadaki biyolojik varoluş olarak algıladıklarını, manevi ve ebedi bir hayatı göz ardı ettiklerini belirtir. Onlar için hayat, sadece 'dünya' (dunyā) ile sınırlıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mevt (الموت), hayatın zıddıdır. Ayetteki 'nemûtu' ifadesi, ahireti inkar edenlerin ölümün sadece bu dünyadaki bir son olduğunu, yeniden dirilişin olmadığını düşündüklerini gösterir. Onlar için ölüm, varlığın mutlak yok oluşudur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mevt (الموت), canlılığın sona ermesidir. Bu ayetteki 'nemûtu' ifadesi, onların dünya görüşünde ölümün bir son olduğunu, sonrasında bir dirilişin veya hesabın olmadığını ifade eder. Bu, onların ahiret inancından yoksunluklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayat (الحياة) kelimesinden türeyen 'nahyâ' (نحيا), burada 'doğarız' veya 'yaşarız' anlamında kullanılmıştır. Ayetteki 'nemûtu ve nahyâ' ifadesi, ahireti inkar edenlerin döngüsel bir yaşam anlayışına sahip olduklarını, yani bir neslin ölüp diğerinin doğduğunu, ancak bunun ötesinde bir dirilişin olmadığını düşündüklerini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'hayat' fiili, hem biyolojik yaşamı hem de manevi dirilişi ifade edebilir. Ancak bu ayetteki 'nahyâ' kullanımı, inkar edenlerin ağzından çıktığı için, onların sadece bu dünyadaki nesillerin devamlılığını kastettiğini, ahiretteki dirilişi reddettiklerini gösterir. Onlar için 'yaşamak', sadece bu dünyada var olmaktır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Dehr (الدهر), uzun zaman dilimi, çağ anlamına gelir. Ayetteki 'mâ yuhlikunâ illâ'd-dehr' ifadesi, ahireti inkar edenlerin, kendilerini yok edenin sadece zamanın akışı olduğunu, yani doğal bir süreçle ölüp gittiklerini, ilahi bir iradenin veya hesabın olmadığını düşündüklerini belirtir. Bu, onların kaderci ve materyalist bakış açısını yansıtır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Dehr (الدهر), zamanın tamamı, ebediyet anlamında da kullanılır. Ancak bu ayetteki kullanımı, cahiliye Araplarının inancını yansıtır; onlar, ölüm ve yok oluşun sebebini Allah'a değil, zamana atfederlerdi. Bu ifade, onların ilahi kudreti inkar edip, her şeyi zamanın akışına bağladıklarını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Cahiliye döneminde 'dehr' (zaman), kaderci bir güç olarak algılanırdı. Bu ayetteki 'bizi ancak zaman yok eder' ifadesi, bu cahiliye inancının bir yansımasıdır. Onlar, ölümün ve yok oluşun ilahi bir iradeden ziyade, zamanın doğal bir sonucu olduğunu düşünerek, ahiret sorumluluğunu reddederler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim (العلم), bir şeyi olduğu gibi idrak etmektir. Ayetteki 'mâ lehum bi-zâlike min ilmin' ifadesi, ahireti inkar edenlerin ileri sürdükleri iddiaların (sadece bu dünya hayatı olduğu, ölümü zamanın getirdiği vb.) kesin bir bilgiye, delile dayanmadığını, sadece zan ve tahminlerden ibaret olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İlim (العلم), cehaletin zıddıdır ve bir şeyin hakikatini kavramaktır. Bu ayetteki 'ilim' kavramı, inkar edenlerin ahiret ve ölüm sonrası hakkında söylediklerinin gerçek bir bilgiye değil, sadece varsayımlara dayandığını, dolayısıyla iddialarının temelsiz olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zann (الظن), şüphe ve tahmindir, kesin bilgi değildir. Ayetteki 'in hum illâ yezunnûn' ifadesi, ahireti inkar edenlerin dünya hayatı ve ölüm hakkındaki görüşlerinin bilimsel veya delile dayalı olmadığını, sadece kişisel varsayımlar ve tahminlerden ibaret olduğunu açıkça belirtir. Bu, onların iddialarının zayıflığını ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Zann (الظن), bir şeyin doğruluğuna dair kesin olmayan bir inançtır. Bu ayetteki 'yezunnûn' kelimesi, inkar edenlerin ahiret hakkındaki olumsuz görüşlerinin, sağlam bir bilgiye dayanmadığını, aksine sadece birer kuruntu ve tahmin olduğunu vurgular. Bu, onların cehaletini ve yanılgısını ifade eder.
Câsiye Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
156) Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (24)