İçeriğe atla
Muhammed 36Cüz 26 · Sayfa 510

Muhammed Sûresi 36. Âyet

محمد

Sohbete sor

İnnemâ-lhayâtu-ddunyâ la'ibun ve lehv(un)(c) ve-in tu/minû ve tettekû yu/tikum ucûrakum velâ yes-elkum emvâlekum

Şüphesiz dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer inanır ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O size mükafatınızı verir ve sizden mallarınızı (tamamen sarf etmenizi) istemez.

Muhammed Sûresi

Âyet ef’al mertebesi âyetlerindendir.


Yolumuza “Mesnevi-i Şerif” beyitleri ile devam edersek;

100. Sen dallar üzerinde yapraklan, sabâ rüzgârının tahrikinden el çırpıcı ve raks edici görmezsin.

Ârif kemâl-i irfâna vâsıl olduğu vakit, hakâyık-ı eşyâyı kendinde müşâhede eder. Esmâ-i ilâhiyye zikrinin âvâzını kendisinde işitir. Her bir hakikat; kâineyi tarab ve şâdî içinde bulur; ve denizler bir ârifın varlık kaydından kurtulmasından dolayı cûş ve hurûşa gelip köpük saçarlar. Zirâ eczâ-yı âlem ehlullah içindir; ve insân-ı kâmil külldür ve bilcümle âlem onun cüz’üdür. Ey kendi varlığı hakâyık-ı eşyâya hicâb7olan cismânî! Sen ağaçlann dalları üstündeki yapraklan, latîf sabâ rüzgârı gibi tahrik eden tecellî-i Hak’tan el çırpıcı ve raks edici bir halde göremezsin.

101. Sen görmezsin fakat onlann kulakları için, ve dallar üzerinde yapraklar dahi el çırpıcıdır.

Evet, sen görmezsin, fakat âriflerin kulakları, bunların tarab ve şâdîlerini ve âhenklerini dinlemeleri için, ağaç dalları üzerinde yapraklarda el çırpıcı bir haldedirler.

102. Sen yaprakların el çırpmasını göremezsin; gönül kulağı lâzımdır, bu cisim kulağı değil!

Evet, sen yapraklann el çırptıklanm göremezsin; onlann âhenklerini işit-mek için, bu cisim kulağı işe yaramaz; gönül ve can kulağı lâzımdır. Nitekim âyet-i kerimede (İsrâ, 17/44 “Ve Allah’ı hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir şey yoktur ve lâkin siz onlann tesbihlerini idrâk edemezsiniz.”

103. Baş kulağını hezlden ve yalandan bağla, tâ ki şehr-i cânı fürûğ ile göresin.

“Hezl”den murad, hayât-ı dünyeviyyedir. Nitekim âyet-i kerîmede sure-i (Muhammed, 47/36) ya’nî “Dünyâ hayâtı laib lehvdir” buyuruluyor. Ve “yalan”dan murâd dahi, vücûdda da’vâ-yı istiklâldir. Ya’nî “Hezl-den ve oyundan ibâret olan hayât-ı dünyeviyye âhenklerine karşı, bu zâhir ve cisim kulağını bağla ve nefsinin vücûdda istiklâl ve e'nânıyet da’vâsına karşı sağır ol! Tâ ki nazarından bu âlem-i kesâfetin dağdağalan zâil olup olanca parlaklığı ile can şehrini göresin!”

104. Muhammenin kulağı sözde sır çeker ki, ona Hakk Kur'an 'da "Hüve üzün" der.

Görmez misin can âleminin sultânı olan Muhammed (s.a.v.) hazretlerinin mübarek kulağı bu âlem-i kesâfetin harf ve sâvtı içinde, kulûb-i beşerdeki esrârı çeker ve işitir. Nitekim Hak Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de o sultân-ı enbiyâyı (Tevbe, 9/61) “O kulaktır” buyurur. Bu beyt-i şerifte sûre-i Tev- be’de olan şu âyet-i kerîmeye işâret buyrulur: (Tevbe, 9/61) “Ve münâfıklardan ba’zılan vardır ki Peygamber’e eziyet ederler ve “O kulaktır” derler. Ey Peygamberim, sizin için hayırlı olan kulaktır, de!” Bu âyet-i kerîmenin sebeb-i nüzûlü budur ki: Resûl-i zîşân Efendimiz’in gıyâbında münâfıklar şân-ı nübüvvete lâyık olmayan sözler söyler idi, içlerinden ba’zılan: “Susunuz o baştan ayağa kadar kulaktır, bizim sözlerimizi işitip bilâhire bizi kepaze eder” dedi. Ve bu âyet-i kerîme nâzil oldu. Ya’nî “Evet, Peygamber kulaktır, sizin esrânnızı gıyâbda dahi dinler, fakat onun böyle baştan ayağa kadar kulak olması sizin için hayırlıdır” buyruldu.

105. O Peygamber baştanbaşa kulaktır ve gözdür. Biz ondan tazeyiz O murzıdır; biz sabiyiz.

O Peygamber-i zîşân her ne kadar sûrette bir cism-i kesîf görünürse de rûh-i musavver hâlinde bulunduğundan, hâssa-i rûh iktizâsınca, vücûdunun hey’et-i mecmûasıyla uzaktan ve yakından işitir ve görür. Biz vârisân-ı Muhammedînin ervahı, o nebiyy-i zîşândan tâzelenir ve tarâvet bulur. Bu rûhâniyyet sütünü bize emziren odur ve biz dahi onun emzirdiği rûhaniyyet sütünü içip, neşv ü nemâ bulan sabileriz. Uzaktan ve yakından hey’et-i mecmûamız ile görmek ve işitmek hâssasını o hazrete kemâl-i tebaıyyetten buluruz. Nitekim Hz. Ömer (r.a.) bir aylık yoldan Hz. Sâriye’nin harekât-ı harbiyyesini gördü ve ona kumanda edip işittirdi ve Hz. Sâriye de uzaktan Hz. Ömer’in sesini işitti.[80]

678. Oyun vaktinde ihtilâlden, o hazefler çocuklara altın ve mal görünür.

Bu beyt-i şerîfde (Muhammed, 47/36) ya’ni “Hayât-ı dünyâ ancak oyun ve lehvdir” âyet-i kerîmesine işâret buyurulur. Ya’ni, ehl-i dünyâ çocuklar gibidir ve hayât-ı dünyâ ancak oyun ve eğlence nev’inden olduğundan, akıllannın ihtilâlinden dolayı çocuklar nasıl boyalı ve yaldızlı tabak ve çanak parçalarını toplayıp altın ve mal nev’inden addedip eteklerine doldururlar ve birbirlerinden bu parçaları gasb ettikleri vakit, kavga ederlerse, ehl-i dünyâ dahi altın denilen ma’den parçalarını toplayıp, mal ve mülk diye sarılır; ve bunun için birbirlerini öldürürler. İşte nazarın en aşağısı budur.

1137. Ki “Ne yapar idim, bunda ne görür idim, hırsın aksinden sirke, hal göründü?" Ya’ni, çocukların öyle dipsiz ve ma'nâsız oyunlarını gördüğü vakit der ki: “Çocukluğumda ben de bunlar gibi yapardım; fakat bu yaptığım ne idi ve bu ma’nâsız meşguliyet içinde ne gibi bir fâide görür idim. Oyun hırsının aksinden, sirke gibi ekşi olan bu harekât, beyhüde bana bal gibi tatlı göründü.” İşte Hak’dan gâfıl ve dünyâ umûruna harîs olan insân-ı nâkıs dahi, mertebe-i kemâle geldiği vakit, ehl-i dünyânın hâline bakıp güler ve böyle söyler; zîrâ bu hayât-ı dünyâ laib ve lehvden ibârettir. Nitekim âyet-i kerîmede (Muhammed, 47/36) ya’ni “Hayât-ı dünyâ ancak laib ve lehvdir” buyurulur.[81]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)