İ'lemû ennemâ-lhayâtu-ddunyâ le'ibun ve lehvun ve zînetun ve tefâḣurun beynekum ve tekâśurun fî-l-emvâli vel-evlâd(i)(s) kemeśeli ġayśin a'cebe-lkuffâra nebâtuhu śümme yehîcu feterâhu musferran śümme yekûnu hutâmâ(en)(s) vefî-l-âḣirati ‘ażâbun şedîdun ve maġfiratun mina(A)llâhi ve ridvân(un)(c) vemâ-lhayâtu-ddunyâ illâ metâ'u-lġurûr(i)
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah'ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.
Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.
Hadîd Suresi'nin 20. ayeti, dünya hayatının geçici ve aldatıcı doğasını, oyun, oyalanma, süs, övünme ve mal-evlat çokluğu gibi unsurlarla tasvir eder. Bu tasvir, bir bitkinin yeşerip sonra kuruyarak çerçöp olmasına benzetilerek, ahiret hayatının kalıcılığı ve dünya hayatının aldatıcılığı vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayat (الحياة), var olmanın ve canlılığın genel adıdır. Ayetteki 'el-Hayâtu'd-Dünyâ' (الدنيا الحياة) ifadesi, ahiret hayatının aksine, geçici ve fani olan bu dünya yaşamını belirtir ve onun aldatıcı niteliğine dikkat çeker. (el-Müfredât, s. 268)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'hayat' (حياة) kavramı, genellikle 'dünya hayatı' (الحياة الدنيا) ve 'ahiret hayatı' (الحياة الآخرة) şeklinde ikiye ayrılır. Dünya hayatı, geçici, aldatıcı ve nihayetinde değersiz olarak nitelendirilirken, ahiret hayatı gerçek ve kalıcı olanı temsil eder. Bu ayetteki kullanım, dünya hayatının fani ve yanıltıcı yönünü vurgular. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 205-207)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Lâ'ib (لعب), çocukların yaptığı gibi, faydasız ve boş işlerle meşgul olmaktır. Ayetteki 'dünya hayatı bir oyundur' ifadesi, dünya işlerinin ahiret karşısında bir çocuk oyuncağı gibi değersiz ve geçici olduğunu mecazi olarak anlatır. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 248)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Lâ'ib (لعب), bedenin veya nefsin, faydası olmayan veya az olan bir şeyle meşgul olmasıdır. Kur'an'da dünya hayatının 'oyun' olarak nitelendirilmesi, onun geçiciliğini, aldatıcılığını ve ahiret için bir hazırlık olmaması durumunda boş ve anlamsız kalacağını vurgular. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 4, s. 408)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Lehv (لهو), insanı önemli işlerden alıkoyan, eğlence ve oyalanma anlamına gelir. Ayetteki 'lehv' kelimesi, dünya hayatının cazibelerinin insanı ahiret hazırlığından ve Allah'a kulluktan uzaklaştıran birer oyalayıcı olduğunu ifade eder. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 437)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Lehv (لهو), kalbi meşgul eden ve insanı asıl maksadından uzaklaştıran her şeydir. Dünya hayatının 'lehv' olarak tanımlanması, onun geçici zevklerinin ve meşguliyetlerinin, insanın ebedi kurtuluşunu hedeflemesi gereken asıl amacından saptırıcı bir etkiye sahip olduğunu gösterir. (el-Külliyyât, s. 805)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fahr (فخر), kişinin kendisinde veya başkasında bulunan bir şeyle övünmesidir. Tefâhur (تفاخر) ise karşılıklı övünme, birbirine karşı üstünlük taslamadır. Ayetteki 'beyneküm' (aranızda) ifadesiyle birlikte kullanılması, insanların dünya nimetleriyle birbirlerine karşı kibirlenmelerini ve bu durumun dünya hayatının boş bir yönü olduğunu vurgular. (el-Müfredât, s. 627)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tefâhur (تفاخر) kelimesi, Kur'an'da genellikle dünya malı, evlat, soy sop gibi geçici ve aldatıcı unsurlarla övünmeyi ifade eder. Bu tür övünmeler, Allah katında bir değer taşımayan, aksine kibir ve gurura yol açan davranışlardır. Ayetteki kullanımı, dünya hayatının aldatıcı cazibelerinden biri olarak bu boş övünmeyi işaret eder. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 289)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Metâ' (متاع), kendisinden faydalanılan, ancak kalıcı olmayan her şeydir. Ayetteki 'metâ'u'l-ğurûr' (aldatıcı geçim/fayda) ifadesi, dünya hayatının sunduğu tüm nimetlerin ve zevklerin geçici olduğunu, insanı aldatarak ahiretten uzaklaştırdığını ve gerçek bir tatmin sağlamadığını belirtir. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 423)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Metâ' (متاع), bir şeyden kısa bir süre istifade etmek demektir. Dünya hayatının 'metâ' olarak nitelendirilmesi, onun bir yolcunun azığı gibi, sadece belirli bir süre için kullanılabilecek, sonra terk edilecek bir şey olduğunu anlatır. 'Ğurûr' (aldatma) ile birlikte kullanılması, bu faydanın yanıltıcı ve aldatıcı olduğunu vurgular. (Umdetü'l-Huffâz, c. 4, s. 165)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğurûr (غرور), insanı aldatan, yanıltan ve gerçekte faydası olmayan bir şeye yönlendiren her şeydir. Ayetteki 'metâ'u'l-ğurûr' (aldatıcı geçim) ifadesi, dünya hayatının cazibelerinin insanı ahiret gerçeğinden uzaklaştırarak boş ve geçici şeylere bağladığını, böylece onu aldattığını belirtir. (el-Müfredât, s. 611)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ğurûr' (غرور) kavramı, genellikle şeytanın veya dünya hayatının insanı aldatmasını, yanıltmasını ifade eder. Dünya hayatının 'aldatıcı' olarak nitelendirilmesi, onun geçici zevklerinin ve cazibelerinin, insanı ebedi kurtuluşundan alıkoyarak boş bir ümide sevk etmesini vurgular. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 178-180)
Hadîd Sûresi
(57/20) Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.
Asllında dünya hayatı hakikat ehli için ahiretin tarlası ve kazanıldığı yer olan Hazret-i Şahadet tir. Nefsi emmare yaşantısı olanlar ise bu hayatı tatlı tatlı bir oyun ve eğlenceye çevirirler ama çürümüş bir ot mesabesinde olan fikir ve düşünceleri çöp mesabesinde olur ve sonlarında onları Hakk’tan ayrılık ateşinin azabına götürür. (M.D.) Her mes’ele de olduğu gibi, güzel bir netice alınabilinmesi için, üç ögeninde kemalde olması lâzımdır. Bunlar da “fiil, fâil, mef’ul, dür.” Yani evvelâ işlenecek bir işin olması sonra da onu işleyen birinin olması ve işlenecek yerin olması lâzımdır. Meselâ (ekin- ziraat gibi.) Ekim işinin olabilmesi için, (1) tohum, (2) ekici, (3) ekilen yer, gerekmektedir. Ayrıca bunlar en güzel bir şekilde uygulanmalıdır ki, en verimli ve kaliteli ürün elde edilmiş olsun.
(1) Tohum-ekilecek şey’in, çok iyi seçilmesi lâzımdır.
(2) O tohumu çok iyi bir ekicinin uygulaması lâzımdır.
(3) Ekilecek yerin’de, çok iyi temizlenmiş-tımar edilmiş olması lâzımdır. Ancak bu tür bir ekimden sonra verimli ve kaliteli ürün beklemek mümkün olabilecektir. Bu kalitenin aslı da, meyvesi de, Hakikat-i Muhammed-î dir.
Bizler ki hasbel kader, sûret olarak, Sûret-i Muhammed-î den sonra dünya ya geldiğimiz için, zâhiren Sûret-i Muhammed-î ile şereflenmiş isekte bu dünya hayatı bir rû’ya, hayali bir yaşam, olduğundan gerçek olarak bunun farkında değiliz, ve bu yüzden çok şey kaybetmekteyiz.
Bu güzel dünya da bulunan o, gerçekten çok güzel olan (Hakikat-i Muhammediyye) ye ulaşamadan gidersek, bizlere çok yazık olacağı aşikârdır.[84] “ İz- -T-B- ” Yolumuza Mesnev-i Şerif beyitleri ile devam edelim.
Onun tanesi aşikâr ve tuzağı gizlidir, onun in’âmı evvelden sana hoş görünür.
Dünyânın malı ve mülkü ve kadınları ve rütbe ve mansıbı meydanda olan tânedir. Bunlann altında da gizli tuzak vardır. Dünyânın bu zikrolunan in’âm ve ihsânına nâiliyet evvelden sana hoş görünür. Fakat bunlara gönül verip meclûb olduğun vakit bil ki, bunların altındaki gizli tuzağa tutuldun. Nitekim i “Biliniz ki, dünyâ hayâtı ancak oyundur ve boş meşguliyettir ve zînettir ve aranızda tefâhürdür; emvâlde ve evlâdda çoğalmaktır. O hayât-ı dünyâ bitirdiği nebâtı görüp ekincilerin taaccüb ederek mesrûr olduklan yağmura benzer. Sonra o nebâtı kuruyup sararmış görürsün. Sonra da kuruluğundan un-ufak olur."[85]
Hak sarhoşunun gayri olan halk çocukdurlar, hevâdan kurtulmuş olandan gayrisi baliğ değildir.
Bu nefsânî olan insanlar henüz çocuk hükmündedirler; zîrâ sıfât-ı nefsâniyyelerinin vesâyeti altındadırlar ve onlann velîleri, nefs-i emmâreleridir; bu velîlerinin hükmü ile oturup kalkarlar. Allah sarhoşlan ise, sıfât-ı nefsâniyye vesâyeti altından çıkmışlar ve hevâ-yı nefsânilerinden kurtulmuşlardır. Binâenaleyh nefislerinin hevâsından kurtulmuş olan kimselerden başkası bâliğ değildir.
Hak Teâlâ buyurdu ki: "Dünyâ laib ve lehvdir ve siz çocuklarsınız; ve Uiak Teâlâ doğruyu buyurur." Bu beyt-i şerîfde sûre-i Hadîd’de (57/20) ya’nî “Hayât-ı dünyâ ancak oyun ve lehvdir.” Ve sûre-i En’âm’da (6/32) [Dünyâ hayâtı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir] âyet-i kerîmelerine işâret buyrulur; ve oyuncak ve mâlâya'nî ile meşgûliyet ise ancak çocuklara mahsûstur. Ve laib u lehvden ibâret bulunan dünyânın lezzât ve şehevâtında müstağrak olan insanların çocuklardan farkı olmadığından, Hak Teâlâ dünyânın ahvâlini Kurân-ı Kerîm’ de pek doğru olarak buyurdu.[86]