İçeriğe atla
En'âm 12Cüz 7 · Sayfa 129

En'âm Sûresi 12. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

Kul limen mâ fî-ssemâvâti vel-ard(i)(s) kul li(A)llâh(i)(c) ketebe ‘alâ nefsihi-rrahme(te)(c) leyecme'annekum ilâ yevmi-lkiyâmeti lâ raybe fîh(i)(c) elleżîne ḣasirû enfusehum fehum lâ yu/minûn(e)

De ki: "Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?" "Allah'ındır" de. O, merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar.

En'âm Sûresi

“Kul limen mâ fî-ssemâvâti vel-ard(i) kul li(A)llâh(i) ketebe ‘alâ nefsihi-rrahme(te) leyecme’annekum ilâ yevmi-lkiyâmeti lâ raybe fîh(i) ellezîne hasirû enfusehum fehum lâ yu/minûn(e)” De ki: “Şu göklerdekiler ve yerdekiler kimindir?” “Allah’ındır” de. O, merhamet etmeyi kendine gerekli kıldı. Andolsun sizi mutlaka kıyamet gününe toplayacak. Bunda hiç şüphe yok. Kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar. (6/12)


Rahmet-i vücûb:[11] Bu rahmet, ba'de'l-vücûd, yani vücuttan sonra muktezâ-yı isti'dâd hasebiyle sâdır olan yani istidadın gereği olarak meydana çıkan amel mukabilinde vaki olur. Yani bir kimse bu şehadet âleminde Allah’ın Rasulüne iman ve şeriatına tevessül edip salih amel işlerse Hakkın kendi nefsi üzerine vacip kıldığı bu rahmet-i hususiye ye nailiyete kesb-i istihkak eyler. Yani istihkak sahibi olur. Amel mukabilinde vâki' olur.

Bu rahmeti, (En'âm, 6/12) Rahmeti kendi nefsi üzerine yazdı” âyet-i kelimesiyle, Hak kendi nefsine vâcib kıldığı İçin "rahmet-i vücûb" denildi; ve "Rahim" ismi bu rahmete delâlet eyledi.

En’am (6/12) De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” “Allah’ındır.” de. O, rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. Sizi elbette varlığında şüphe olmayan Kıyamet gününde toplayacaktır. Ama kendilerini ziyana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar.

İmdi Hak Teâlâ, ilimde a'yân-ı sabitelerini ta'yin ve aynda onları îcad etmek suretiyle, cemî'-i mevcudat üzerine hükmü umûmî olan "Rahman" ismi ise ihsan ve ikram eyledi.[12]

Hak Teâlâ “rahmeti kendi nefsi üzerine yazdı” âyet-i kerîmesinde beyân buyurduğu rahmeti, onlar için kendi üzerine vâcib kıldı. Yani Cenab-ı Hakk bu ayet-i kerime ile rahmeti onlar üzerine kendi üzerine vacib kıldı diyor. Yani ben bu rahmeti vereceğim diye kendi kendini görevlendirdi, manasınadır.

Ve bu rahmet, namaz ve oruç ve hac ve zekât gibi sıfât-ı ameliyyeden yani amel ile yapılan sıfâtlardan ve ma'rifet-i Hak gibi sıfât-ı ilmiyeden yani Hakk’ın marifetini tahsil etmek gibi ilim sıfâtından o müttakîleri takyîd eylediği, kayıda aldığı şey mukabilinde onlara vâsıl olur. Yani muttakilerin yapmış oldukları ittikaları kayıtları neticesinde bu rahmet onlara vasıl olur. Muttaki dendiğinde, her mertebede muttaki yani sakınma yani özel bir hale gelme ayrıdır, şeriat mertebesinde ittika, sakınma başka, tarikat mertebesinde başka, hakikat mertebesinde başka, marifet mertebesinde başkadır.

Şeriat mertebesinde günahlardan sakınmaktır, işte ne kadar çok örtünürse, ne kadar eteğini uzun yaparsa bir kişi kendini muttaki zanneder. Yani ittika sahibi zannetmektedir, orası da doğrudur. Yani kim ittikayı kendi şuur ve idraki ile nasıl görmüşse öyle tatbik etmesi kendisinin doğrusudur, ama başkasına göre ifrat gelebilir, fazla gelebilir, kendi hususi halidir başkasını ilgilendirmez, yani onun ittikası gözünün açık kalmasıdır sadece yüzünün örtülmesi onun ittikasıdır, ona da hürmet edilir diyecek bir şey yoktur. Ama birinin ittikası da başının açmasıdır. Ben de böyle istiyorum der, o da onun ittikasıdır. Ona da kimse bir şey demez.

Esmâ âlemindeki ittika isimlerin sana ait olmadığını, Hakka ait olduğunu idrak etmek, yani isimleri nefsi ma’nâda kullanmaktan sakınmak bir bakıma ittika etmektir. Nefsi ma’nâda kullandığımız zaman biz onlara sahip olmuş oluyoruz o zaman ittikanın dışına çıkmış oluyoruz.

Sıfât mertebesinde öyle Hakk’ın sıfâtlarını nefsimize göre değil Hakk’a ait olduğunu idrak ederek sakınmamız oluyor. Bunların neticesinde ona rahmeti gelir. Zîrâ rahmet-i vücûb, yani vacib olan rahmet Fass-ı Süleymâni'de tafsil olunduğu üzere ba'de'l-vücûd, vücuttan sonra muktezâ-yı isti'dâd, istidadının gereği hasebiyle sâdır olan amel mukabilinde vâki' olur.

Binâenaleyh bir kimse bu âlem-i şehâdette Hakk'ın Resûl'üne îmân ve şerîatine tevessül edip yani o yolda gidip sâlih ameller işler ve ma'rifet-i ilâhiyye tahsil eylerse, Hakk'ın kendi üzerine vâcib kıldığı bu rahmet-i hâssaya nail olur. Yani badel vücut, vücuttan sonra yani bu varlıktan sonra ahiret âleminde bu rahmet oraya zuhur eder. Kendi üzerine vacip kıldığı bu rahmet-i hassaya nail olur o ittika eden kimse.

Fakat bu rahmet-i vücûb, rahmet-i imtinândandır. Çünkü hükmü hâss olan Rahîm ismi, dühûl-i tazammun ile hükmü umumi olan Rahman isminin tahtına dâhil olur. Zîrâ Hak zâtı ahadiyyette mahfî olan, gizli olan esmâya rahmet-i zâtiyye-i âmmesiyle rahmet edip onları sıkıntıdan rahatlattı; ve cümlesinin hakikatleri, ilm-i ilâhîde sabit oldu. Velâkin bu hakâyık-ı sabite içinde bulunan ba'zı hakâyık hakkında hubb-i ezelîsi eseri olmak üzere, inâyet-i mahsûsa-i ilâhiyyesi ileri geçti ki, bunlar dahi enbiyâ ve evliya ve bilcümle mü'minlerin a'yân-ı sabiteleridir.

İşte o hakâyıkın mezâhiri bu âlem-i vücûda gelince bu inâyeti-i ezeliyye hasebiyle onlardan a'mâl-i sâliha zahir oldu. Ve bu amelleri mukabilinde dahi Hak onlara kendi üzerine vacip kıldığı rahmet ile tecellî eyledi. Binâenaleyh rahmet-i vücûb, rahmet-i imtinâna dâhil oldu. Yani Cenab-ı Hakkın ezelde kendi üzerine görev aldığı rahmeti imtinana dahil oldu.

Çünkü bunların vücûdu rahmet-i imtinân ile zahir olmasaydı; rahmet-i hâssanın mahall-i tecellîsi bulunmaz idi. Burada imtinandan bahsediyor, men edicilk yani Cenâb-ı Hakk bu rahmeti tahsis etti ama bu rahmete ulaşmak için de bir çok zorluklar olduğundan şunları, şunları yapma dedi, yani bazı esmâ-i ilahiyeleri tatbik etme dedi, eksi durumda olanları işte bunları men ettiği için o kulda kendi varlığında men ettiği ibadet gibi, hac gibi, zekat gibi fiilleri işlediğinden bu rahmet üzerine vacib oldu. Yani bir mücadele neticesinde bunları kazanmış oldu. Bu sözü verdiği için de Cenab-ı Hakk kendi kendisini görevli kıldı, bu rahmeti onların üzerlerine ihsan etti.[13]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)