İçeriğe atla
En'âm 122Cüz 8 · Sayfa 143

En'âm Sûresi 122. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

Eve men kâne meyten feahyeynâhu vece'alnâ lehu nûran yemşî bihi fî-nnâsi kemen meśeluhu fî-zzulumâti leyse biḣâricin minhâ(c) keżâlike zuyyine lilkâfirîne mâ kânû ya'melûn(e)

Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kafirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.

En'âm Sûresi

“Eve men kâne meyten feahyeynâhu vece’alnâ lehu nûran yemşî bihi fî-nnâsi kemen meseluhu fî-zzulumâti leyse bihâricin minhâ kezâlike zuyyine lilkâfirîne mâ kânû ya’melûn(e)” Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir. (6/122)


Bir ölü iken kendisine hayat verdiğimiz ve ona, sa-yesinde insânlar arasında yürüyeceği bir “nûr” ışık sun-duğumuz kimse; içinden çıkamaz bir konumda karan-lıklar içinde kalmış kişinin durumu gibi midir?

Bu âyet-i kerimenin hakikatini anlayabilmek, kendi-mizi tanımamızda bize büyük yardımcı olacaktır.

“men kane meyten” (o kimse meyt/ölü iken) Daha evvelce ifade etmeğe çalıştığımız gibi, insânoğ-lu yeryüzüne geldiğinde “Hakikat-ı ilâhiyye”den ayrılıp “beşeriyyet” beden kabrine (kaydına) girdiğinde, zahiren fi-ziki mânâda hayat sahibi gibi gözüküyor ise de bâtınen ölü hükmündedir.

“feahyaynahü” (biz ona hayat verdik) Bâtınen gerçek mânâda diri (canlı), hayat sahibi ola-bilmemiz için, gerçek bir tevhid - irfan eğitiminden geçme-miz gerekmektedir.

Bu eğitim ile “Nûr-u ilâhi” ölü hükmünde olan akıl ve gönlümüzde cereyan ile dolaşmaya başlar ve her ulaştığı hücreye hayat ve Nûr (aydınlık) verir.

Böylece aydınlanan, nûrlanan bölgeler genişledikçe irfaniyeti artar ve yeni bir rûhani hayat oluşmağa başlar. İş-te bu ikinci doğum ve yeni bir hayattır.

Hayat “Hay” isminin zuhuru olduğundan doğrudan özel olarak Hakk’a bağlıdır. Bu yüzden, “biz ona hayat ver-dik” diyerek hayatı kendine bağlamıştır.

Bilindiği gibi buradaki; “biz” hükmü, Cenâb-ı Hakk’ ın sıfâtlarına verdiği değeri göstermekte ve sıfâtları ile “biz” ifadesini kullanmaktadır.

Ayrıca bu eğitimin insân-ı kâmil vasıtasıyla olabile-ceğinden, zahiren bu eğitimi insân-ı kâmil veriyormuş gibi gözükse de İnsân-ı Kâmil’in bâtında Hakk’ın varlığı oldu-ğundan, zahiren insân-ı kâmil bâtınen Hakk olduğundan böy-lece de yine “biz” ifadesi kullanılmıştır.

“ce’alna lehü nûren”

(onu biz Nûr ca’l ettik/kıldık) Kendisinde tevhid eğitimi ve bilgisi bulunan kimseye, gerçek mânâda bir idrak Nûr’u verilmiştir veya kendisi Nûr isminin de zuhur kaynağı olduğundan kendisinde, kendine ait bir yönü kalmadığından zâten Nûr kalmıştır.

“yemşiy bihi fiynnasi”

(Bu Nûr ile insânlar arasında yürür) Bu oluşum çok ciddi ve müthiş bir hadisedir. Yolda, çarşıda, pazarda, birçok insân; “İnsân” ismi ile ifade edilen kendinden (bâtınından) habersiz dolaşan zuhurların içinde, “kendine, nefsine, rabbına, Allah’ına” kazandığı bu Nûr ile arif olan kimselerin o insânlar arasında dolaşırken onların hiçbir şekilde anlayamayacağı bir imtiyaz ve güzellik içinde oldukları aşikardır.

Bu hadiseyi Cenâb-ı Hakk zâtına bağladığından çok mühim zât-i bir oluşum olduğu kolayca anlaşılmaktadır.

Gereğini yerine getirmeğe ve gerçek mânâda “Halife – İnsân” ifadesine yaraşır bir hayat yaşamağa gayret etmek, kişiye çok şey kazandıracak ve sonunda o da bu hükmün kapsamına girerek insânlar arasında “bu Nûr” ile dolaşarak bâtınen imtiyazlı konumda olacaktır ki bu kendine hem dün-ya, hem ahiret saadetini kazandırmış olacaktır.[90]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(6)