Elleżî ḣaleka-lmevte velhayâte liyebluvekum eyyukum ahsenu ‘amelâ(en)(s) ve huve-l'azîzu-lġafûr(u)
O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.
Ölüm ve hayatın yaratılış hikmetini açıklayan ayet, imtihanın amacının amellerin güzelliğini ortaya çıkarmak olduğunu bildirir. Ölümün hayattan önce zikredilmesi, onun da yaratılmış bir varlık olduğuna işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât): Mevt, canlılardaki hayat kuvvetinin zevalidir. Kur'an'da mevt salt yokluk değil, yaratılmış bir haldir; nitekim 'halaka'l-mevt' buyurularak ölümün de Allah'ın mahluku olduğu bildirilmiştir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ölümün hayattan önce zikredilmesi birkaç hikmete işaret eder: Birincisi ölümün varlık bakımından hayattan önce geldiği — zira insanlar hayattan önce ölü (cansız) idiler. İkincisi, ölümü düşünmenin ameli güzelleştirmedeki önceliğidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Burada 'halk' (yaratma) fiilinin mevt ile birlikte kullanılması, ölümün sırf yokluk olmayıp varlığı olan bir hal olduğunu gösterir. Arap dilinde mevt, hareketin durması ve sükuna geçiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât): Hayat beş mertebedir: nebati hayat (büyüme), hayvani hayat (his ve hareket), insani hayat (akıl ve irade), ruhani hayat (iman nuru) ve ilahi hayat (ebedi ve ezeli, yalnızca Allah'a mahsus).
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): H-Y-Y kökü canlanma ve dirilik ifade eder. Hayatın ölümle birlikte zikredilmesi, ikisinin birbirini tamamlayan ilahi fiiller olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât): Bela (imtihan), bir şeyin hakikatini ortaya çıkarmak için yapılan denemedir. Allah'ın kullarını sınaması, bilinmeyeni öğrenmek için değil — O her şeyi bilir — kulun kendi hakikatini keşfetmesi içindir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Li-yeblüveküm, 'sizi imtihan etmek için' demektir. Buradaki imtihan, altının ateşte denenmesi gibidir; maksat, kulun amelinin kalitesini açığa çıkarmaktır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ayet 'ekseru amela' (en çok amel) değil 'ahsenu amela' (en güzel amel) buyurarak, amelde makbul olanın kesret değil hüsn olduğunu bildirir. Güzellik, ihlas ve sünnete uygunlukla ölçülür.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hüsn, bir şeyin kendi türünde ulaşabileceği en yetkin kıvamda olmasıdır. Amelin ahsen olması, niyetin halis, fiilin sünnet-i seniyyeye uygun olmasıyla gerçekleşir.
Mülk Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ, ve huvel azîzul gafûr.) Mülk (67/2) “Sizin hanginizin en güzel ameli yapacağını” imtihan etmek için ölümü ve hayâtı halkeden O'dur. Ve O; Azîz'dir, Gafûr'dur.”
Bu Âyet-i Kerîme’de çok dikkat çekici bir ifâde vardır; öncelikli olarak “ölümü halketti” denilmekte ve sonra “hayâtı halketti” denilmektedir. Oysa normal bir beşeri okuyuş içerisinde hiç dikkat edilmez ise önce hayâtı halketti sonrada bizi öldürecek, gibi bir anlam çıkarılmaktadır.
Rûhlar birimsel hallerine gelmeden önce Allah’ın varlığında ilâhî varlık olarak “Hayy” idiler. Ve burada ayrı ayrı kimlikler yoktu. Şehadet âlemine gelerek et ve kemikten elbise giyilince birimsel kimlik olarak kendimizi diri zannettik oysa o anda, daha önce Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın varlığında “Hayy” olduğumuz ilâhî varlıktan öldük.
Birimsel olarak bu şekilde ölü hükmünde kendimizden habersiz, şuursuz bir şekilde hayâtımızı sürdürmeye başladık. Bundan sonra ne zaman ki “Hakk” yolundaki kervanlardan birine katılınacak ve Hakk yolunda yürünmeye başlanacak, işte hayât bundan sonra başlayacaktır. Allah ikinci ölüm gelmeden evvel her birerlerimize bu hayâtı yani gerçek diriliği en geniş haliyle nasip etsin…
(Bakara-2/28) “Allahü Teâlâ'yı nasıl inkâr ediyorsunuz ki sizi ölüler iken o diriltti. Sonra sizi öldürecektir, sonra da sizi diriltecektir, sonra da ona döndürüleceksinizdir.” Bu Âyet-i Kerîme’de de aynı ifade vardır. Ölüler iken demekki, aslında bizler bu âleme gelince beşeri benlik aldığımızdan İlâh-î benliğimiz ile ölmekteyiz, ancak buraya dikkat etmemiz gerekmektedir, aslında insanın hakikati itibari ile son bulması ölmesi mümkün değildir çünkü kendinde Hakk’ın nefhası vardır ve oda diridir. Ancak burada ölü’den kasıt bu hakikatin beşeri benlik elbisesi giyildiğinden bâtında kalmış olmasıdır. Zaman içinde kendini bulan ve bilen bir kimse gerçek hakikatine ulaştığında yeniden hayata gelmiş olacaktır. Aksi halde gaflet ve benlik içinde kendinden haberi olmadan ölü hükmünde bu âlemden haberi olmadan geçip gidecektir.
Civciv’in yumurtasından çıktıktan sonraki açıldığı yeni yaşam düzeyi, içinde olduğu yumurtaya göre nasılsa, bizlerinde ikinci doğum ile bulunduğumuz mekân o düzeyden daha da geniş olacaktır.
Bu dünyâya geliş ile sıradan ameller işleniyor ancak önemli olan kişinin gücünü sonuna kadar kullanarak en güzel ameli işlemesidir. Kişi gücünü sonuna kadar kullanırsa geçip geçmemesi artık onun sorumluluğundan çıkmaktadır. Kişiden gücünün üstünde bir şeyler beklemek ona haksızlık olur.
Genel olarak biz insanların ise en büyük eksiklliği ellerindeki imkânlarını sonuna kadar kullanamayışlarıdır.
O Allah öyle Azîz ve Gafûr’dur ki aynı zamanda kullarının yaptığı ufak tefek hataları da örter. Burada şuna dikkat etmek gereklidir ki şeytan “Allah affeder” diyerek kişilere kötü işler işletir, buna kanmamalıdır. Bizim yapmamız gereken elimizden geleni yapıp gücümüzün yetmediği yerlerde Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın suçlarımızı örtmesini istemektir.
Bütün ömrümüz boyunca samimi davranışlar sergilersek Cenâb-ı Hakk (c.c) inşallah bizim bütün günahlarımızı örtecektir.
Azîz ve Gafûr hükmünü kendimiz tarafından düşündüğümüzde ise bizim de, çevremize böyle olmamız gerekmektedir. Çevremizdekilerin mümkün olduğu kadar az suçlarını görmek ve mümkün olduğu kadar örtücü olmak durumundayız. Bu affedicilik ve örtücülük burada belirtildiği gibi Azîz hükmüyle yani kendi asaletimizi muhafaza ederek olmalıdır. Yani bu hoşgörü şımarık bir şekilde olmamalıdır.