İçeriğe atla

Ârif kavramı hangi Fass ile ilişkilendirilir?

Kavram-Fass Eşleşmesi0 görüntülenme8 kaynak
Kısa cevap

Ârif kavramı, Muhyiddîn İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinde birden fazla Fass (bölüm) ile ilişkilendirilir; zira ârifin makamları ve hâlleri farklı peygamberlerin hikmetleri üzerinden açıklanır. Özellikle Mûseviyye Fassı, ârifliğin en yüksek mertebesi olan Hak ile söyleşme makamına işaret ederken, İsmail Fassı, ârifin Rabb-ı hâsını idrak etmesini ve nefse ait hazlardan fani olmasını ele alır¹·². Ayrıca, ârifin kalbinin hakikat cennetinin kapısı olması ve kâmil ârifin hâlleri Şuaybiyye Fassı'nda³·⁴, âriflerin başlangıçtan idrak sahibi olmaları ise Ya'kûbî ve Hûdî Fassları'nda detaylandırılır².

Detaylı cevap

Ârif, tasavvufta Hak'ı tanıma makamına erişmiş, mârifet sahibi kimseye denir. Bu makamın farklı veçheleri Fusûsu'l-Hikem'in çeşitli Fass'larında işlenir.

Mûseviyye Fassı: Ârifliğin zirvesi olan Hak ile söyleşme hâli, Hz. Mûsâ'nın kelîmiyyet makamıyla ilişkilendirilir ve bu Fass'ta ele alınır.

İsmail Fassı: Bu Fass, "Hikmet-i Aliyye" olarak da bilinir ve ârifin Rabb-ı hâsını idrak etmesi, mârifet-i Rabbâniyye'ye ulaşması ve nefse ait hazlardan fani olması konularını içerir⁵·¹. Ârif, nefse ait hazlardan fani olduğunda, "Benim cennetime gir!" hitabını "kendi zâtına ve tekil hakikatına gir ki, onda Beni bulasın; ve onunla Beni müşahede edesin" şeklinde anlar¹. Âriflerin başlangıçtan idrak sahibi olmaları ve gamdan uzak kalmaları da İsmail Fassı'nda detaylandırılır².

Şuaybiyye Fassı: Ârifin kalbi, hakikat cennetinin kapısı olarak görülür ve kâmil ârifin kalbi, mühür yüzüğünün kaşının yeri mertebesindedir⁴·³. Bu Fass'ta, Hakk'ın nâzırın mizacı hasebiyle mütenevvi' olması ile kayd-ı mizâcdan kurtulan zevâtın mizacının tecellînin tenevvüüne tâbi' olması arasındaki fark, gayr-ı kâmil ve kâmil ârifler üzerinden açıklanır⁶.

Ya'kûbî ve Hûdî Fassları: Âriflerin başlangıçtan beri idrak sahibi oldukları, gam ve son hallerden etkilenmedikleri, Hakk'ın sıfat ve ilâhî isimlerinin zâhid olduğu a'yân-ı sâbite mertebesinden idrak ve farkındalık sahibi oldukları bu Fass'larda açıklanır².

Ayrıca, İbrahimî Fassı'nda kulun nefsini Rabbine siper etmesi¹, Üzeyrî Fassı'nda sırr-ı kader⁷ ve Muhammedî Fassı'nda ölümden korkma hâli⁸ gibi ârifin hâlleri ve idrakleri farklı Fass'larda ele alınır.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kelime-i İsmâiliyye · s.69İmdi huzûzât-ı nefsâniyyesinden fânî olan ârife “Benim cennetime gir!” &10024; İmdi, nefse ait hazlarından fani olan ârife "Benim cennetime gir!" denilince, o âOku
  2. 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 10 · s.1293Arifler başlangıçdan idrâkli olmuşlardır; gamdan ve son hallerden fariğdirler, &10024; Arifler başlangıçtan beri idrâk sahibidirler; gam ve son hallerden etkileOku
  3. 3Kelime-i Şuaybiyye · s.37Çünkü ârifin veyâ insân-ı kâmilin kalbi, fass-ı hâtemin mahalli12/12 menzilesindedir, hâtemden ziyâde değildir. ... Zira ârifin veya insân-ı kâmilin kalbi, fassOku
  4. 4Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 3 · s.1912Hâlbuki âriflere nazaran mehtâbların aksi ve doğuş yeri olan kalp, hakikat cennetinin kapısıdır. Bu sebeple kalp, sana göre taş ve aziz olan kâmillere göre pahaOku
  5. 5İsmail Fassı
  6. 6Kelime-i Yûnusiyye · s.101Fass-ı Şuaybî’de mürûr etti. Ve işte bu iki i’tibârın küllîsi, hakāyıkta câizdir. Ya’ni Hakk’ın, nâzırın mizâcı hasebiyle mütenevvi’ olması câiz olduğu gibi, kaOku
  7. 7Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 3 · s.5479Ve sırr-ı kader hakkındaki tafsilât Fusüsu'-Hikem'de Fass-ı Üzeyri'de mündericdir. 1. İş, şaşı olmayan ârif içindir; onun gözü evvel olan ekinlerin üzerin- .104Oku
  8. 8Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 2) · s.211Zîrâ rûh aslını ârifdir ve nefis aslından gafil ve câhildir. Bi­nâenaleyh nefsânî sıfatlarından kurtulamamış olan mü’minler ölümden istikrâh eder ve korkarlar. Oku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.