Hâlik ile Mahlûk hangi Fass'ta birleşir?
Hâlık ile mahlûk arasındaki ayrım, tasavvufî idrâkte kesretin ortadan kalkıp vahdetin meydana gelmesiyle birleşir. Bu birleşme, özellikle İbn Arabî'nin Âdemiyye Fassı'nda ele alınan halîfelik kavramı ve Terzibaba çizgisinde "halik mahluktur, mahluk da haliktir" ifadesiyle açıklanır. Varlığın tek bir ayn'dan, tek bir asıldan zuhura gelmesi, Hâlık'ın mahlûkta, mahlûkun da Hâlık'ta tecellî etmesiyle bu ayrım ortadan kalkar. Bu idrâk, Hakk'ın lâ-taayyün'den sonraki ilk taayyünü olan ahadiyyet mertebesinin bir yansımasıdır; zira ahadiyyet, esmâ ve sıfatların henüz tafsîl edilmediği, sırf 'tek' olma kademesidir.
Detaylı cevap
Hâlık ile mahlûk arasındaki birleşme, tasavvufî idrâkin en derin mertebelerinden biridir. Bu birleşme, kesretin (çokluğun) ortadan kalkıp vahdetin (birliğin) meydana gelmesiyle tahakkuk eder¹·². Bu idrâke göre, Hâlık ile mahlûk aynı şeydir; zira varlık tek bir ayn'dan, tek bir asıldan zuhura gelmiştir¹·².
Bu birleşme, özellikle İbn Arabî'nin Âdemiyye Fassı'nda ele alınan halîfelik kavramıyla ilişkilidir. İnsan, Hak'tan aldığı emâneti taşıma vasfıyla halîfedir ve Esmâ-i İlâhiyye'nin câmi bir mahalde izhârı Âdem'de tecellî etmiştir. Halîfe, kendi başına müstakil bir vücud sahibi değil, Hâlık'ın zuhûruna ayna olan bir mahaldir. Bu bağlamda, Terzibaba çizgisinde halîfelik, sâlikin nefsinin hilâfetini Hak'a teslim etmesi ve Hak'tan başka kimse olmadığını ayân etmesidir. Bu durum, "halik mahluktur, mahluk da haliktir" ifadesiyle özetlenir; zira taayyün ve zuhur ancak kendisinin olması itibariyle Hâlık mahlûktur, vücud-u müstakil olmayıp ancak latif Zât'ın kesif mertebeye tenezzülünden husule geldiği için mahlûk dahi Hâlık'tır¹·².
Bu idrâk, aynı zamanda ahadiyyet mertebesiyle de bağlantılıdır. Ahadiyyet, Hak'ın lâ-taayyün'den sonraki ilk taayyünü olup, sıfat ve esmâdan henüz tafsîl edilmemiş, sırf 'tek' olma kademesidir. Bu mertebede, Hâlık ve mahlûk ayrımı henüz belirginleşmemiştir; her şey 'tek bir Hak'ta' kapalıdır. Vâhidiyyet mertebesinde esmâ tafsîl bulsa da, Hâlık ve mahlûk arasındaki ayniyyet, varlığın tek bir asıldan zuhur etmesi hakikatiyle devam eder¹·². Bu nedenle, "Hâlık mahluk olmazsa Hâlık bilinmez" ve "O'nu bilecek mahluktur" ifadeleri, Hâlık'ın mahlûk aracılığıyla kendini bilme ve açığa çıkarma işleyişini vurgular³·⁴.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.
- 1Kelime-i İdrîsiyye, s. 74“Ama halik ile mahluk aynı şey olduğundan ilim yoluyla bunları birleştirdiğimiz zaman kesret ortadan kalkmış oluyor vahdet meydana gelmiş oluyor. Yani taayyün ve”Oku
- 2Fusûs — Ayniyyet/Gayriyyet, Bölüm 168“Ama halik ile mahluk aynı şey olduğundan ilim yoluyla bunları birleştirdiğimiz zaman kesret ortadan kalkmış oluyor vahdet meydana gelmiş oluyor. Yani taayyün ve”Oku
- 3Muhammed Sûresi, s. 74“Halikiyet mahluk ile yani hâlk edilen ile bir Halik bir de mahluk olacaktır, işte Halik mahluk olmazsa Halik bilinmez. O’nu bilecek mahluktur. Halk edilmiştir, ”Oku
- 4Kelime-i İdrîsiyye, Bölüm 244“Halikiyet mahluk ile yani hâlk edilen ile bir Halik bir de mahluk olacaktır, işte Halik mahluk olmazsa Halik bilinmez. O’nu bilecek mahluktur. Halk edilmiştir, ”Oku
Dayandığı eserler
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.