İçeriğe atla

Haşr niçin Üzeyriyye Fassı'nda anlaşılır kılınır?

Kavram-Fass Eşleşmesi5 görüntülenme3 kaynak
Kısa cevap

Haşr kavramı, tasavvufta özellikle vücudî haşr mertebesiyle, yani Hakk'ın bütün esmâ ve sıfatlarının insân-ı kâmilde bir mahalde toplanmasıyla, Üzeyriyye Fassı'nda kazâ ve kader hakikati üzerinden anlaşılır kılınır. Bu fass, "Hâkim, kim olursa olsun, hükmettiği şeyle ve hükmettiği şeyde aleyhine hükmedilendir"¹ ilkesiyle, her şeyin ilâhî ilimdeki sabit hakikatinden kaynaklandığını ve bu hakikatin zuhûrunun kazâ olduğunu açıklar. Böylece, Haşr Sûresi'nin sonundaki "Hüvallâhüllezî lâ ilâhe illâ Hû" (Haşr, 59/22-24) zikrinin işaret ettiği esmâî câmî'lik, Üzeyriyye Fassı'nda kazâya rızâ ve ilâhî hükme teslimiyet bağlamında derinleşir. Bu anlayış, sâlikin "Bu niçin böyle oluyor?"¹ gibi itirazlarını ortadan kaldırarak, marifet nuruyla cehaleti yok eder ve Hakk'ın fiilî sıfatlarına rızâyı farz kılar².

Detaylı cevap

Haşr, lügatte 'toplama, bir araya getirme' anlamına gelir ve akâidde kıyâmet günü bütün insanların hesap için tek bir mahalde toplanmasıdır. Tasavvufta ise haşr, zâhirî kıyâmet haşrinin yanı sıra, bâtınî bir veçhe olan vücudî haşr olarak da işler. Bu vücudî haşr, bütün esmâ ve sıfatların tek bir mahalde toplanması, yani insân-ı kâmildeki esmâî câmî'liği ifade eder. Üzeyriyye Fassı, bu vücudî haşrın idrâkini, kazâ ve kader hakikati üzerinden temellendirir.

Üzeyriyye Fassı'nın temel ilkesi, "Hâkim, kim olursa olsun, hükmettiği şeyle ve hükmettiği şeyde aleyhine hükmedilendir"¹ ifadesidir. Bu, her hükmün, hükmedilen şeyin kendi hakikatinden kaynaklandığını gösterir. Kazâ, Allah'ın eşyadaki hükmüdür ve bu hüküm, Allah'ın eşyaya ve eşyada olan ilminin sınırı üzerinedir². İlâhî ilimdeki bilinen şeylerin kendilerinde ne halde sabit idiyse, Hakk'a verdiği şeyin sınırı da o üzerinedir². Bu durum, sabit hakikatlerin varlığını ve "yapılmamış yatkınlık" kavramını³ ortaya koyar.

Bu hakikat idrâk edildiğinde, "Bu niçin böyle oluyor ve o niçin şöyle oluyor?"¹ gibi sorular ortadan kalkar. Cehalet sebebiyle ortaya çıkan itirazlar, marifet nuru karşısında yok olur ve dil lal kalır¹. Zira kazâ, Hakk'ın fiilî sıfatlarındandır ve ona rızâ farzdır². Haşr Sûresi'nin sonundaki "Hüvallâhüllezî lâ ilâhe illâ Hû" (Haşr, 59/22-24) zikri, tasavvufun esmâî câmî'lik anlayışının bir formülasyonudur. Üzeyriyye Fassı'ndaki kazâ ve kader anlayışı, bu esmâî câmî'liğin ve dolayısıyla vücudî haşrın, ilâhî ilimdeki sabit hakikatlere dayandığını ve bu hakikatlere teslimiyetin önemini vurgulayarak, haşr kavramına derin bir bâtınî mertebe kazandırır.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kelime-i Üzeyriyye · s.199Şeyh-i Ekber (r.a.) bu Üzeyrî Fassı'nın başlangıcında: "Hâkim, kim olursa olsun, hükmettiği şeyle ve hükmettiği şeyde aleyhine hükmedilendir" buyurmuştur. HâkimOku
  2. 2Kelime-i Eyyûbiyye · s.243Bilinmeli ki: Kazâ, Üzeyr Fassı'nda açıklandığı üzere, Allah'ın eşyadaki hükmüdür; ve Allah'ın eşyadaki hükmü, Allah'ın eşyaya ve eşyada olan ilminin sınırı üzeOku
  3. 3Kelime-i Dâvûdiyye · s.274Sabit hakikatlerin varlığı ve "yapılmamış yatkınlık" Üzeyr Fassı'nda örneklerle açıklanmıştır; oraya başvurulsun. Şimdi bu ayrıntılar bilindikten sonra anlaşılıOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.