İçeriğe atla

Hûdiyye Fassı ile anlatılmak istenen temel hakîkat nedir?

Fass İçeriği0 görüntülenme9 kaynak
Kısa cevap

Hûdiyye Fassı ile anlatılmak istenen temel hakîkat, kulun "Hû" demesiyle murad edilenin Allah'ın Zâtı olduğudur. Bu hakîkat, kulun ister "Hû", ister "Ben", ister "Biz", ister "Onlar" desin, tüm bu ifadelerin nihayetinde O'nun Zâtı'na işaret ettiğini vurgular. Muhyiddin İbn Arabî'ye göre, bu mânâya birçok ârifin işaret bile etmemesinin sebebi, kulun Hakk'ı kendi zannı, tasavvuru ve itikadı üzere tahayyül ve tasavvur etme hatasına düşebilme ihtimalidir. Bu durum, özellikle mürşid-i kâmile yetişmemiş ve fenafillah hâsıl olmamış sâlikler için geçerlidir; zira onlar "Hû" dediklerinde kendi sınırlı idrakleriyle Hakk'ı tekvin etmiş olurlar¹·²·³.

Detaylı cevap

Hûdiyye Fassı'nın merkezinde, "Hû" kelimesinin tasavvufî derinliği ve bu kelimeyle kastedilen nihai hakîkat yer alır. "Hû", Arapça'da "O" anlamına gelen bir zamirdir ve tasavvufta Allah'ın Zât-ı Mutlak'ına işaret eden en yüce isimlerden biri olarak kabul edilir. Kaynaklarda belirtildiği üzere, "kul" adı altında ister "Hû", ister "Ben", ister "Biz", ister "Onlar" denilsin, murad edilen hep Allah'ın Zâtı'dır²·⁴·⁵·⁶. Bu durum, varlık ferdlerinin her birinde bütün mevcudatın gizli olduğu mânâsına da gelir⁷. Ancak bu hakîkatin idrâki, sıradan bir anlayışla mümkün değildir. Muhyiddin İbn Arabî, birçok ârifin bu mânâya işaret bile etmediğini belirtir; çünkü mürşid-i kâmile yetişmemiş ve fenafillah hâsıl olmamış bir sâlik, "Hû" dediği zaman Hakk'ı kendi zannı, tasavvuru ve itikadı üzere tahayyül ve tasavvur etme hatasına düşebilir¹·³. Bu durum, kulun Hakk'ı "tekvin" etmesi gibi bir yanılgıya yol açabilir. Dolayısıyla, bu derin hakîkatin zevk edilerek idrâk edilmesi, ancak kâmil bir mürşidin rehberliğinde ve aşk badesi içilerek fenafillah mertebesine ulaşmakla mümkündür. Kelimelerin zâhir anlamlarıyla sınırlı kalmak, özün ve hakîkatin bulunmasını zorlaştırır; tıpkı bir tatlının gerçek tadının ancak yenildikten sonra anlaşılabileceği gibi, bu hakîkat de ancak yaşanarak idrâk edilebilir⁸·⁹.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Özün Özü ve Sırrın Sırrı (Cilt 4) · s.288Anlatılmak istenen mânâ hasıl olduktan sonra KUL adı altında ister HU desin ister BEN desin ister BİZ desin ister ONLAR desin mânâ hep aynıdır. Murat onun zatıdOku
  2. 2Fâtiha Sûresi · s.51Evvel ve ahir ne ki var HU imiş; Batın ve Zâhir ne ki var HU imiş; Anlatılmak istenen mânâ hasıl olduktan sonra, “kul” adı altında, ister “HU” desin, ister “BENOku
  3. 3Terzi Baba Necdet Ardıç — Biyografi · s.25Muhyiddini A’rabı hazretleri şöyle buyurur: “Anlatılmak istenen bu ma’nâya bir çok arifler işaret bile etmemişlerdir; çünkü böyle icab etmiştir.” Akla gelen şudOku
  4. 4Lübbü'l-Lübb (Özün Özü) · s.37Anlatılmak istenen mana hasıl olduktan sonra, “kul” adı altında, ister “HU” desin, ister “BEN” desin, ister “biz” desin, ister “onlar” desin mana hep aynıdır; mOku
  5. 5Özün Özü ve Sırrın Sırrı (Cilt 4) · s.37Anlatılmak istenen mana hasıl olduktan sonra, “kul” adı altında, ister “HU” desin, ister “BEN” desin, ister “biz” desin, ister “onlar” desin mana hep aynıdır; mOku
  6. 6Târık Sûresi · s.76Anlatılmak istenen mana hasıl olduktan sonra, “kul” adı altında, ister “HU” desin, ister “BEN” desin, ister “biz” desin, ister “onlar” desin mana hep aynıdır; mOku
  7. 7İnsân-ı Kâmil (Cilt 3) · s.24Daha fazlasını alamaz… Bu, bir başka manadır… Esas anlatılmak istenen manayı itibara alarak: — Tümünün varlığı, aynalardan her birinde vardır… Dersen, ki bu: — Oku
  8. 8İsrâ Sûresi · s.70Zâlim ve câhil olan insân’a yüklenen bu hakikatlerde, bu ifadeler yerme gibi gözüküyorsa da aslı itibarıyla iltifattır. İnsân-ı Kâmil câhildir, kendi nefsinin cOku
  9. 9Risâle-i Gavsiyye · s.17Nasıl ki bir tatlı yiyecek kelimelerle ne kadar anlatılırsa anlatılsın o yendikten sonra gerçek tadı anlaşılabiliyorsa burada anlatılmak istenen de bu şekildediOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.