Kabz, Bast'ın neresinde durur?
Tasavvufta kabz ve bast, sâlikin manevi yolculuğunda birbirini tamamlayan, zıt ama ayrılmaz iki hâldir. Kabz, kalbin Hak'tan dolayı sıkıştığı, daraldığı ve manevi bunalım yaşadığı bir hâl iken¹, bast ise kalbin Hak ile genişlediği, ferahladığı ve açıldığı bir hâldir². Bu iki hâl, Allah'ın "yakbidu ve yebsut" (kabzeder ve genişletir) ayetine (Bakara 245) dayanır ve sâlikin sülûkunda ritmik olarak birbirini takip eder; biri olmadan diğeri olmaz. Kabz, sâlikin olgunlaşması ve sabra alışması için bir imtihan ve terbiye vesilesi olarak görülürken³, bast hâli ise şükür ve yakınlık duygularını pekiştirir.
Detaylı cevap
Kabz ve bast, tasavvufî hâller kategorisinde yer alan ve sâlikin kalbinde meydana gelen manevi durumları ifade eden temel kavramlardır. Bu iki hâl, birbiriyle zıt gibi görünse de, aslında birbirini tamamlayan ve sâlikin manevi gelişiminde elzem olan iki veçhedir. "Kabz" kelime anlamı itibarıyla 'sıkışma, kavrama, daralma' demektir ve tasavvufta sâlikin kalbinin Hak'tan dolayı sıkıştığı, manevi bir bunalım yaşadığı hâli anlatır¹. Bu hâlde sâlik havf, hüzün, sıkıntı ve yalnızlık yaşayabilir; ibadetlerden aldığı zevk azalabilir. Ancak bu durum, sâlikin olgunlaşması ve sabra alışması için bir terbiye dönemidir³.
"Bast" ise 'genişlik, açılma, ferahlık' anlamına gelir ve sâlikin kalbinin Hak ile genişlediği, ferahladığı hâli ifade eder². Bast hâlinde sâlik şevk, sürûr, ferahlık ve ümit duyar; ibadetlerden zevk alır ve Hak ile yakınlık hisseder. Bu iki hâl, Kur'ân-ı Kerîm'deki Bakara Sûresi 245. ayetinde geçen "va'llâhu yakbidu ve yebsut" (Allah kabzeder ve genişletir) ifadesine dayandırılır ve Allah'ın sâlik üzerindeki tasarrufunu gösterir.
Kabz ve bast, sâlikin kalbinde meydana gelen, sebebi bilinmeyen gaybî vâridlerdir (ilhamlardır) ve kalbe ait sıfatlardandır³. Bu hâller, nefse ait olan korku (havf) ve ümit (recâ) mertebelerinden daha ileridir³. Sâlikin sülûku, bu iki hâl arasında ritmik olarak ilerler; birinin bitimi diğerinin başlangıcı gibidir². Kabz, kışa benzetilirken, bast yaza benzetilir; kabzın gelişi sâlikin iyiliğinin sebebidir ve bu hâlde ümitsiz olmamak gerekir³. Kabz hâlinde istiğfar, bast hâlinde ise şükürle hareket etmek gerektiği belirtilir¹. Bu git-geller, nefsin varlığı kalmayana kadar devam eder ve fena ile beka hâllerinde bu ikisi de kalmaz⁴.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Reşahât — Aynü'l-Hayât · s.20“Bazen de bir şeyin içerisine girer çıkamaz, döner döner durur çıkamaz, o da “kabz” hâli, sıkışma hâli diye belirtiliyor. İşte “kabz” sıkıntı hâlinde istiğfar ve”Oku
- 2Doğdular, Yaşadılar — Hikâyesi · s.19“Yaşadığın hâl tasavvuf lisanı ile (Kabz ve Bast) tabir edilir. "Kabz" sıkıntı ve "Bast" ise açılmadır. Bunlar birbirini kovalar dururlar; tâ ki daha ilerilere d”Oku
- 3Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6 · s.1134“Bu şerefli beyitte Hakk Yolcusu'nun bast hâli yaza ve kabz hâli kışa benzetilmiştir. "Ey Hakk Yolcusu, senin kalbinden gündüz gibi neşe veren bast hâli gidip, k”Oku
- 4İbretlik Bir Hikâye — Ustadan Uranos'a Tavsiyeler · s.77“Son olarak İslam ve Tasavvuf sitesinde paylaştığınız bir kitabın KABZ kısmında ümit-korku, kabz-bast arasında git-geller nefs varlığı kalmayana kadar devam eder”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.