İçeriğe atla

Kabz ve Bast'ı birlikte düşünmek hangi Fass üzerinden anlaşılır?

Çaprazlama3 görüntülenme3 kaynak
Kısa cevap

Kabz ve bast hâlleri, sâlikin kalbinin Hak ile olan ilişkisinde yaşadığı daralma ve genişleme durumlarını ifade eder ve bu iki hâl, Fusûsu'l-Hikem'de özellikle Şuaybiyye Fassı üzerinden kalbin tahavvülü (değişimi) bağlamında anlaşılır. Bu hâller, sâlikin manevi yolculuğunda ritmik bir şekilde birbirini takip eder; kabz sıkıntı ve daralma yaşatırken, bast ferahlık ve genişlik verir ve her ikisi de sâlikin olgunlaşmasına hizmet eder.

Detaylı cevap

Kabz, lügatte 'sıkışma, kavrama, daralma' anlamına gelirken, tasavvufta sâlikin kalbinin Hak'tan dolayı sıkıştığı, manevi bir bunalım ve huzursuzluk yaşadığı hâli ifade eder¹. Bu hâlde sâlik havf, hüzün, sıkıntı ve yalnızlık hisseder. Bast ise 'genişlik, açılma, ferahlık' demektir ve sâlikin kalbinin Hak ile genişlediği, şevk, sürûr, ferahlık ve ümit duyduğu hâldir. Bakara Sûresi 245. ayetindeki "va'llâhu yakbidu ve yebsut" (Allah kabzeder ve genişletir) ifadesi, bu iki hâlin ilahi mesnedini oluşturur.

Bu iki hâl, tasavvufta birbiriyle çift olarak ele alınır ve sâlikin sülûku boyunca ritmik bir şekilde birbirini izler; biri olmadan diğeri tam olarak anlaşılamaz. Kabz hâli, sâlikin ibadetlerden zevk almasının azalmasına, Hak ile mesafenin artmış gibi hissedilmesine ve vesveselerin yoğunlaşmasına neden olabilir. Ancak bu durum olumsuz değildir; aksine, sâlikin olgunlaşması için bir vesiledir, onu sabra alıştırır ve farzlara sıkı sarılmaya yöneltir. Zümer Sûresi'nde geçen "durr" kelimesi, kabz hâline tekabül eder ve bu sıkıntı zamanlarında kulun aczini idrak ederek Rabbine yönelmesini sağlar; bu durum, kulun Rabb-i Hâss'ına en yakın olduğu anlardan biridir². Bast hâli ise kalbin ferahlaması, ibadetlerden zevk alınması, Hak ile yakınlık hissedilmesi ve düşüncelerin berraklaşması gibi alâmetlerle kendini gösterir. Ancak bast hâlinin de bir tehlikesi vardır: sâliği gevşetebilir ve mücâhededen ödün vermesine yol açabilir. Bu yüzden ârifler, gamdan ve son halleri düşünmekten uzak kalmış, Hakk'ın vücudundan başka bir varlık görmemişlerdir³. Bu konuların ayrıntıları Fusûsu'l-Hikem'de Fass-ı Ya'kübi, Fass-ı Hüdi ve Fass-ı İsmâili başlıklarında da ele alınmıştır³.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1A'lâ ve Gâşiye Sûreleri · s.58Bu hal salikte sonra kabz ve bast; “daralma, büzülme; tutukluk, durgunluk, sıkılma, tasalanma” gibi anlamlara gelen kabz , tasavvuf terimi olarak sâlikin bir anOku
  2. 2Zümer Sûresi · s.37"Durr" kelimesi "zarar, sıkıntı, darlık" anlamına gelir ve tasavvufta "kabz" hâline tekâbül eder. Sıkıntı ve darlık zamanlarında nefs, aczini, fakrını ve RabbinOku
  3. 3Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 10 · s.1293Bu yüzden ârif, gam ve son halleri düşünmekten uzak kalmıştır ve Hakk'ın vücûdundan başka bir varlık görmemiştir. Bu konuların ayrıntıları Fusûsu'l-Hikem'de FasOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.