İçeriğe atla

Kelîmullâh niçin Mûseviyye Fassı'nda anlaşılır kılınır?

Kavram-Fass Eşleşmesi21 görüntülenme4 kaynak
Kısa cevap

Kelîmullâh makâmı, Hz. Mûsâ'nın Allah ile vasıtasız hitâbet ilişkisini remzeden özel bir nübüvvet vechesidir ve bu makâmın tahkîki İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserindeki Mûseviyye Fassı'nda derinlemesine ele alınır. Mûseviyye Fassı, Hz. Mûsâ'nın Tûr'da Allah ile doğrudan konuşması ve ilahi mahiyetten sual etmesi gibi olaylar üzerinden Kelîmullâh makâmının hakikatini izah eder¹. Bu fass, peygamberin mahalliyet-i ulûhiyyesinin bir tezâhürü olan mu'cize kavramını da işleyerek, Hak'ın peygamber mahallinde doğrudan tasarrufunun adını koyar. Böylece, Kelîmullâh makâmının Hak ile sâlik arasındaki doğrudan ve özel bir iletişim biçimi olduğu, Mûseviyye Fassı'nda Hz. Mûsâ'nın deneyimleri üzerinden açıklığa kavuşturulur.

Detaylı cevap

Kelîmullâh makâmı, tasavvufta peygamberlere verilen üç temel makâmdan biri olan Kelâm makâmıdır ve özellikle Hz. Mûsâ ile özdeşleşmiştir. Bu makâmın temelinde Nisâ 164'teki "Allah Mûsâ ile gerçekten konuştu" ayeti yatar. Mûseviyye Fassı, bu ilahi hitâbetin mahiyetini ve Hz. Mûsâ'nın bu makâmdaki deneyimlerini inceler. Hz. Mûsâ'nın Tûr'da Allah'ı görme talebi ("Rabbim, bana göster, sana bakayım") ve aldığı "beni göremezsin" cevabı, bu makâmın klasik metinlerinden biridir. İbn Arabî, Mûseviyye Fassı'nda bu bahsi tamamıyla izah etmiştir¹.

Tasavvufta Kelîmullâh makâmı, sâlikin Hak ile vasıtasız hitâbet ilişkisinin remzidir; nübüvvetin bir vechesi ve vahy-i mübâşirin özel bir hâlidir. Bu, Hak'ın peygamberin kalbine doğrudan mânâ indirmesi şeklinde tezâhür eder. Mûseviyye Fassı, bu doğrudan iletişimin yanı sıra, peygamberin mahalliyet-i ulûhiyyesinin zorunlu bir tezâhürü olan mu'cize kavramını da bu bağlamda ele alır. Hz. Mûsâ'nın asâsının yılana dönüşmesi gibi mu'cizeler, Hak'ın peygamber mahallinde doğrudan tasarrufunun adıdır. Bu fass, kazâ ve kader gibi konuları da Üzeyr Fassı'nda açıklanan sabit hakikatler ve "yapılmamış yatkınlık" kavramlarıyla ilişkilendirerek, ilahi hükmün ve ilmin eşyadaki sınırlarını ve kulun fiilindeki rolünü aydınlatır²·³. Bu sayede, "Bu niçin böyle oluyor ve o niçin şöyle oluyor?" gibi soruların cehaletten kaynaklandığı ve ma'rifet nuru karşısında ortadan kalktığı belirtilir⁴. Dolayısıyla, Mûseviyye Fassı, Kelîmullâh makâmının hem ilahi hitâbetin mahiyetini hem de bu makâmın tezâhürlerini, peygamberin Hak ile olan özel ilişkisi bağlamında kapsamlı bir şekilde anlaşılır kılar.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.

  1. 1Mesnevî Cilt 8 · Beyit 2664 (s. 257)“diye ilahi mahiyetten sual etmesiyle anlaşılır ki, cenab-ı Şeyh-i Ekber hazretleri Fusûsu'l-Hikem'in Musevi Fassı'nda bu bahsi tamamıyla izah buyurmuştur.”Oku
  2. 2Kelime-i Dâvûdiyye, s. 274“Şimdi bu ayrıntılar bilindikten sonra anlaşılır ki, kulda fiilin "özünün" meydana gelmemesi imkânsız olur. Velâkin meşiyyet (Allah'ın dilemesi) emri, kabul edic”Oku
  3. 3Kelime-i Eyyûbiyye, s. 241“Bilinmeli ki: Kazâ, Üzeyr Fassı'nda açıklandığı üzere, Allah'ın eşyadaki hükmüdür; ve Allah'ın eşyadaki hükmü, Allah'ın eşyaya ve eşyada olan ilminin sınırı üze”Oku
  4. 4Kelime-i Üzeyriyye, s. 200“Şeyh-i Ekber (r.a.) bu Üzeyrî Fassı'nın başlangıcında: "Hâkim, kim olursa olsun, hükmettiği şeyle ve hükmettiği şeyde aleyhine hükmedilendir" buyurmuştur. Hâkim”Oku

Dayandığı eserler

Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.