Mârifet ile Hikmet arasındaki sıra nasıldır?
Mârifet ve hikmet, tasavvufî sülûkun önemli kavramları olup, birbirini tamamlayan ancak farklı mertebelerde tezahür eden hakikatlerdir. Hikmet, Allah'ın eşyayı yerli yerine koyma sıfatı (el-Hakîm) ve sâlikin bu sıfata ayna olma mertebesi iken, mârifet ise sâlikin Hakk'ı bilfiil tanıma ve müşâhede ile yaşama hâlidir. Mârifet, sülûkun kemâl noktası olan vâsıllık makamını temsil ederken, hikmet daha çok ilmin tahkik edilmiş hâli ve eşyanın ardındaki gayeyi bilme ile ilişkilidir. İnsan-ı kâmilin kalbinden kaynayan hakikatler ve mârifetler, sözler kisvesine bürünüp hikmet olarak dışarıya çıkar¹. Bu durum, mârifetin bir içsel idrak ve yaşantı, hikmetin ise bu idrakin dışa vurumu ve derin bilgisi olduğunu gösterir.
Detaylı cevap
Mârifet ve hikmet arasındaki ilişki, tasavvufî sülûkun farklı aşamalarında ve farklı tezahür biçimlerinde ortaya çıkar. Hikmet, lugat anlamıyla 'doğru hüküm, sağlam bilgi, fâidesiz şeylerden kaçınma' demektir ve tasavvufta Allah'ın 'el-Hakîm' isminin bir tezahürü olarak âlemdeki her şeyin bir nizam ve gaye üzere yaratılmış olmasını ifade eder. Bu, akâidî hikmetin bir yönüdür. Hikmet aynı zamanda ilmin tahkik edilmiş hâli olup, bilmek değil, bildiğini yerine koymaktır. Allah'ın hikmeti dilediğine verdiği ve kime hikmet verilirse ona çok hayır verildiği belirtilir²·³. Bu, hikmetin sıradan bir şey olmadığını ve belirli bir faaliyet sonucu Cenâb-ı Hakk'ın lütfuyla verildiğini gösterir³.
Mârifet ise 'tanıma, ilim, irfân' anlamına gelir ve tasavvufta sâlikin Hakk'ı bilfiil tanıma mertebesidir. Sülûkun dört kademeli sıralamasının (şerîat-tarîkat-hakîkat-mârifet) kemâli mârifettir. Mârifet, ilimden farklı olarak, bilginin müşâhede ile yaşanmış hâlidir; âlim bilirken, ârif şâhid olur. Mârifet ehli kimseler, Hakk'ın zâtını en kemâlli şekilde müşahede edenler ve çok açık bilgi alanlardır⁴. Bu durum, mârifetin hakk'el-yakîn ile aynı kademede olduğunu ve sâlikin artık sadece bilmediğini veya görmediğini, bilfiil yaşadığını ifade eder.
Mârifet ve hikmet arasındaki sıra, mârifetin bir içsel idrak ve yaşantı, hikmetin ise bu idrakin dışa vurumu ve derin bilgisi olarak düşünülebilir. İnsan-ı kâmilin kalbinden kaynayan hakikatler ve mârifetler, sözler kisvesine bürünüp Mesnevî-i Şerîf'teki ilahi mârifetler ve hakikatler gibi dışarıya çıkarak hikmet halini alır¹. Bu, mârifetin bir kaynak, hikmetin ise bu kaynaktan beslenen bir ifade biçimi olduğunu gösterir. Örneğin, Fusûsu'l-Hikem gibi eserler, mârifet ehli kimselerin gördükleri ve zâtını en kemâlli şekilde müşahede ettikleri hikmetlerle doludur⁴. Bu bağlamda, mârifet, Hakk'ı tanıma ve yaşama hâli iken, hikmet bu tanıma ve yaşantının derin bilgisi ve ifadesidir.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.
- 1Mesnevî Cilt 3 · Beyit 6000 (s. 6000)“Vaktâki yatkınlığı olan müridin dağ gibi olan kalbinden, o insân-ı kâmilin lütuf eseri olan hakikatler ve marifet, sözler kisvesine bürünüp, bu Mesnevi-i Şerif'”Oku
- 2Bakara 269
- 3Yehova Şahitleri ile Mülâkât, s. 81“(Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime ki hikmet verilmişse böylece ona çok hayır verilmiştir. Ve ulûl elbâbtan başkası tezekkür edemez. Ulûl elbâbtan kasıt, kâ”Oku
- 4Hz. Peygamber'i Rüyada Görmek, s. 42“(5) Mârifet ehli kimselerin gördükleridir ki; İşte bunlar zâtını en kemâlli şekilde müşahede edenler ve çok açık bilgi alanlardır. Şek ve şüpheye yer yoktur. Bu”Oku
Dayandığı eserler
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.