İçeriğe atla

Mârifet ve Hikmet'in ortak zemini nedir?

Kavram FarkıOrta düzey1 görüntülenme4 kaynak
Kısa cevap

Mârifet ve hikmetin ortak zemini, her ikisinin de Hak'kın eşyadaki tecellîsini idrâk etme ve bu idrâki yaşama hâli olmasıdır. Mârifet, sâlikin Hak'kı bilfiil tanıma mertebesi ve sülûkun kemâli iken, hikmet ise Hak'kın eşyayı yerli yerine koyma sıfatına ayna olma ve ilmin tahkîk edilmiş hâlidir. Her ikisi de kuru bir bilgi (ilim) olmaktan öte, müşâhede ve yaşantı ile elde edilen derin bir idrâki ifade eder. Özellikle "Hikmet-i Bâliga" kavramı, Hak'kın tecellîsini eşyada görme ve bunun nefsin her mertebesine nüfuz etmesiyle mârifetle kesişir¹. Hz. Süleyman'ın mârifetinin kemâli, ilâhlık makamına ortak olmak istememesiyle hikmetin tevhidî yönünü vurgular².

Detaylı cevap

Mârifet ve hikmet, tasavvufî sülûkun farklı veçheleri olmakla birlikte, temelinde Hak'kı idrâk etme ve O'nun tecellîlerini müşâhede etme noktasında birleşirler. Mârifet, sâlikin Hak'kı bilfiil tanıma mertebesi olup, sülûkun dört kademeli sıralamasının (şerîat-tarîkat-hakîkat-mârifet) kemâlini temsil eder. Bu, kuru bir ilimden ziyade, ilmin müşâhede ile yaşanmış hâlidir. Nitekim "kim nefsini tanırsa Rabb'ini tanır" hadîsi, mârifetin nefsini tanıma yoluyla Hak'kı idrâk etme mertebesini ortaya koyar. Mârifetin yeşermesi için uygun bir zemin şarttır³. Hikmet ise, lugatte "doğru hüküm, sağlam bilgi" anlamına gelirken, tasavvufta Hak'kın eşyayı yerli yerine koyma sıfatı olan "el-Hakîm" ismine ayna olma mertebesidir. Hikmet de ilimden farklı olarak, ilmin tahkîk edilmiş hâli, yani bilginin yerli yerine konulmasıdır. Kamer Sûresi'nde belirtildiği üzere, "Hikmet, eşyada Hakk'ın tecellîsini görmektir"¹. Bu tanım, mârifetin Hak'kı bilfiil tanıma gayesiyle doğrudan örtüşür. "Hikmet-i Bâliga" ise, bu tecellînin nefsin her mertebesine nüfuz etmesidir¹. Ortak zemin, her ikisinin de Hak'kın varlığını ve tecellîlerini eşyada ve nefsde idrâk etme çabasıdır. Mârifet, bu idrâkin nihai noktası olan "tanıma" hâli iken, hikmet bu tanıma hâlinin eşyada ve fiillerde tezâhürü, her şeyin yerli yerine konulmasıdır. Hz. Süleyman'ın mârifetinin kemâli, ilâhlık makamına ortak olmak istememesiyle tevhidî bir hikmeti barındırır; zira tasarrufta ikilik yoktur². Bu durum, mârifetin Hak'kın birliğini idrâk etme ve bu idrâk doğrultusunda hareket etme, yani hikmetle davranma arasındaki derin bağı gösterir. Hz. Âdem'in toprağın hikmetini kabul etmesi de bu idrâkin bir örneğidir⁴.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kamer Sûresi · s.89Nûr-u Muhammedi tüm mertebelerin içinde olduğundan tüm mertebeleri aydınlatan “hikmet’ün baliga” (üstün hikmet) tir. (M.D.) "Hikmet, eşyada Hakk'ın tecellîsini Oku
  2. 2Kelime-i Süleymâniyye · s.296Diğer taraftan, Süleyman (a.s.) marifetinin kemalinden dolayı, ilâhlık makamına ortak olmak istemez. Çünkü tasarrufta ikilik vardır. Tasarruf, aracı olan himmetOku
  3. 3Kamer Sûresi · s.111Marifetin yeşermesi için zeminin uygun olması şarttır. Kavmi atalarının yolunu takip etmişlerdir. 105 “ İz- -T-B- ”Oku
  4. 4Altı Peygamber — Hz. Âdem · s.79Bu hakikati ve tecelliyi “venefahtü” ancak toprak alt yapılı Âdem kabul edebilmiştir; çünkü toprak “türab” hikmet’tir, ana’dır ve sayısal değeri de (13) tür.Oku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.