İçeriğe atla

Melekût ile Nâsût aynı Fass'ta nasıl bir mekanizmayla buluşur?

Çaprazlama25 görüntülenme7 kaynak
Kısa cevap

Tasavvufta melekût ve nâsût âlemleri, insanın mânevî yükselişinde ve Hakikat'e ulaşma yolculuğunda birbirini tamamlayan mertebelerdir. Nâsût, maddî/cismânî insanlık âlemi iken, melekût ruhânî varlıkların ve melâike âleminin mahallidir. Bu iki âlem, özellikle insan-ı kâmil ve peygamberler aracılığıyla birleşir; zira nâsûtun ruhu melekût, melekûtun ruhu ise ceberûttur¹. İnsan-ı kâmilin kalbi lâhût mertebesini kuşattığı gibi, nâsût ve melekût da bu bütünsel yapının ayrılmaz parçalarıdır. Şeriat, nâsût ile melekût arasındaki tavrı ifade ederken, tarikat melekût ile ceberût arasını, hakikat ise ceberût ile lâhût arasını temsil eder².

Detaylı cevap

Melekût ve nâsût, tasavvuftaki vücud mertebeleri içinde yer alan iki önemli âlemdir. Nâsût, beş mertebeli sıralamanın (lâhût-ceberût-melekût-misâl-nâsût) en alt halkası olup, maddî ve cismânî insanlık âlemini ifade eder. Melekût ise bu sıralamada orta mertebede yer alır ve ruhânî varlıkların, melâike âleminin mahallidir. Bu iki âlem, insan-ı kâmilin mânevî yolculuğunda birbiriyle iç içe geçmiştir.

Bu iki âlemin buluşma mekanizması, öncelikle insan-ı kâmil üzerinden açıklanır. İnsan-ı kâmil, tüm mertebeleri kuşatan bir kalbe sahiptir; nâsûtun ruhu melekût, melekûtun ruhu ceberût ve ceberûtun ruhu lâhûttur¹. Bu durum, nâsût âleminin melekût âleminden ayrı olmadığını, aksine onun bir yansıması ve tezahürü olduğunu gösterir³.

İkinci olarak, bu buluşma şeriat, tarikat ve hakikat mertebeleri aracılığıyla gerçekleşir. Nâsût ile melekût arasındaki her tavır şeriatı, melekût ile ceberût arasındaki her tavır tarikatı, ceberût ile lâhût arasındaki her tavır ise hakikati temsil eder²·⁴. Bu, sâlikin nâsût âlemindeki eylemlerinin (şeriat) melekût âlemindeki ruhânî gayelerle bağlantılı olduğunu gösterir. Niyet, tasavvuf yolcusunun her amelinde Hakk'a yönelişi ve kalbin o işin bâtınî gayesine odaklanmasıdır⁵. Bu da nâsût âlemindeki fiillerin melekût âlemine açılan kapısıdır.

Üçüncü olarak, Âdem'e secde meselesi bu buluşmayı somutlaştırır. Melekûtî ve nâsûtî olanlar Âdem'e secde etmekle yükümlü olmuşlardır; yani Âdem suretinin oluşumuna hizmet etmişlerdir⁶. Bu durum, nâsût âleminin temsilcisi olan insanın, melekût âlemindeki varlıklar için bile bir odak noktası olduğunu ve bu iki âlemin insan varlığında birleştiğini gösterir. Nefse ait hazlardan dolayı tabiat âleminde hapsolmuş bir başın, melekût âlemine ve ruhanîlik âlemine çıkamaması, bu iki âlem arasındaki bağlantının idrak edilmemesi durumunda ortaya çıkan bir mahrumiyettir⁷.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.

  1. 1Mesnevî Cilt 9 · Beyit 1015 (s. 345)“Bu sebeple o, melekût âleminin (melekler âlemi) gayrısı değildir, nâsût âleminin (insanlar âlemi) gayrısıdır.”Oku
  2. 2Risâle-i Gavsiyye, s. 2“. − Nâsut ile melekût arasındaki her tavır şeriat, melekût ile ceberût arasındaki her tavır tarikat, ceberût ile lâhut arasındaki her tavır da hakîkâttır.”Oku
  3. 3Mesnevî Cilt 9 · Beyit 1015 (s. 345)“Bu sebeple o, melekût âleminin (melekler âlemi) gayrısı değildir, nâsût âleminin (insanlar âlemi) gayrısıdır.”Oku
  4. 4Bakara Sûresi, s. 365““-Nâsût ile melekût arasındaki her tavır şerîat; melekût ile ceberût arasındaki her tavır tarîkat; ceberût ile lâhût arasındaki her tavır da hakikattır!.." “- Y”Oku
  5. 5Niyet,
  6. 6Mesnevî Cilt 3 · Beyit 2017 (s. 2017)“Bir kısmı melekutidir (melekut âlemine ait). Misal ve berzah âlemine ait olanlar gibi. Bir kısmı nasutidir (nasut âlemine ait). Unsurlara ait kuvvetler gibi. Bi”Oku
  7. 7Mesnevî Cilt 13 · Beyit 4565 (s. 209)“O bir baş ki, suret ve nâsût (insanlık) âleminin üstünde olan melekût âlemine ve ruhanîlik âlemine çıkmamıştır, sen o başı nefse ait hazlardan dolayı bu tabiat ”Oku

Dayandığı eserler

Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.