Melekût ve Nâsût'un ortak zemini nedir?
Melekût ve Nâsût'un ortak zemini, her ikisinin de Allah'ın tecellîlerinin farklı mertebeleri olması ve insan varlığında birleşmesidir. Nâsût, cismânî ve maddî insanlık âlemini ifade eden en alt mertebe iken, Melekût ruhânî varlıkların ve melâike âleminin mertebesidir. Her ne kadar Nâsût sınırlı ve maddî, Melekût ise ruhânî ve daha geniş olsa da, insan bu iki âlemi kendi bünyesinde barındırır. Özellikle insan, Nâsût mertebesinde dahi üst mertebelerin (lâhût, ceberût, melekût, misâl) bütün ahkâmını câmi bir "sûret-i tâmme" olarak kabul edilir. Bu durum, Melekût âlemindeki ruhânî hakikatlerin Nâsût âlemindeki insanda tecellî etmesiyle bir ortak zemin oluşturur.
Detaylı cevap
Tasavvufî vücud mertebeleri içinde Nâsût ve Melekût, Allah'ın varlığının farklı tezahürlerini temsil eder. Nâsût, "insânlık âlemi, beşeriyet mertebesi" olarak tanımlanır ve maddî/cismânî insanın mahallidir; beş mertebeli sıralamada en alt mertebedir. Melekût ise "mülk-i a'lâ, melâike âlemi, ruhânî mertebe" olup, ruhânî varlıkların mahallidir ve bu sıralamada orta mertebede yer alır.
Bu iki âlem arasındaki ortak zemin, insan varlığında ve Allah'ın tecellîlerinde bulunur. İnsan, Nâsût mertebesinde olmasına rağmen, üst mertebelerin, dolayısıyla Melekût'un da ahkâmını kendinde toplayan bir "sûret-i tâmme"dir. Bu, insanın cismânî yapısında dahi ruhânî âlemlerle bir bağlantı ve yansıma olduğunu gösterir.
Ayrıca, insan "ihtiyârî ölüm veya ızdırârî ölüm ile bu mülk âleminin hâricine çıktığında", yani Nâsût âleminden ayrıldığında, "gâyet geniş bir sâha ve âlem olan melekût âlemine" gider ve orada Nâsût âleminin kaidelerine uymayan şeyler görür¹·². Bu geçişkenlik, Nâsût ve Melekût arasında bir süreklilik ve insan için bir urûc (yükseliş) imkânı olduğunu ortaya koyar.
Nâsût âlemindeki cansız varlıkların dahi Hak'ın kudretine ve hikmetine delalet etme yönünden hâl diliyle tesbih etmesi, Melekût âlemindeki ruhânî hakikatlerin Nâsût âlemine yansıdığını gösterir. Bu tesbih, Hakk yolcusu ruhlar ve Melekût âlemine yöneldiğinde açıkça görünür hale gelir³. Dolayısıyla, Nâsût ve Melekût, Allah'ın varlığının farklı ve birbirini tamamlayan tecellîleri olarak insan ve kâinatın yapısında ortak bir zeminde buluşur.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 2 · s.1148“Vaktâki ihtiyârî ölüm veya ızdırârî ölüm ile bu mülk âleminin hâricine çıkarsın, ondan sonra bu zeminden gâyet geniş bir saha ve âlem olan melekût âlemine gider”Oku
- 2Zâriyât Sûresi · s.52“Vaktâki mevt-i ihtiyârî ile veyâ mevt-i ıztırârî ile bu âlem-i mülkün hâricine çıkarsın, ondan sonra bu zemînden gâyet geniş bir sâha ve âlem olan melekût âlemi”Oku
- 3Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 5 · s.847“Yani, “Ey Hakk Yolcusu, sen cansız varlıklar âleminden, ruhlar ve melekût âlemine hâl ve zevk ile yönelirsen, cansız varlıkların tesbihi sana açık olarak görünü”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.