Sâlik Aynel-yakîn'i Hakke'l-yakîn'den nasıl ayırt eder?
Sâlik, Aynel-yakîn'i Hakke'l-yakîn'den, bilme ve görme mertebelerinden öteye geçerek, Hak ile bilfiil bir olma ve yaşama hâliyle ayırt eder. Aynel-yakîn, Hak'tan gelen mânâları idrak ederek ilâhî sıfatlarla tahakkuk etmeye başlama ve Rahmânî hakikatlere ulaşma mertebesi iken¹, Hakke'l-yakîn bu idrak ve müşâhedenin ötesinde, Hakk'ın fiilleriyle, esmâsıyla, sıfatıyla ve zâtıyla birleşerek bizzat Hak olma hâlidir. Muhyiddin Arabî'nin "el-yakînü hüvel Hakk" sözü² bu en üst mertebeyi ifade eder; burada sâlik artık sadece görmez, doğrudan yaşar ve Hak ile bir olur.
Detaylı cevap
Aynel-yakîn, sâlikin seyr-ü sülûk yolunda nefsini temizleyerek, beşerî sıfatlarından soyunup ilâhî sıfatlarla tahakkuk etmeye başladığı bir iman mertebesidir. Bu hâlde sâlik, Hak'tan gelen mânâları idrak eder ve "Rahmânî hakikatler"e ulaşır¹. Bu, yakîn kademelerinin ikincisi olup, "ateş" teşbihiyle açıklandığında, ateşi uzaktan görüp alevini izleme seviyesine tekabül eder. Sâlik bu mertebede ilâhî isimlerin eser ve hükümlerinin kendisinde zuhur etmesiyle hakikatiyle Hak, sûret ve zahiriyle de halk olur; kendisinde Hakk'ın bütün mertebelerinin ahkâmı cem edildiğinden ilâhî sûretler üzere bütün halka "Rahmân" olmuş olur³.
Hakke'l-yakîn ise yakîn kademelerinin en üstü ve en derinidir. Bu mertebede sâlik artık sadece bilmez veya görmez, bizzat yaşar ve Hak ile bilfiil bir olduğu hâle ulaşır. Muhyiddin Arabî'nin "el-yakînü hüvel Hakk" ifadesiyle belirttiği gibi, yakîn denilen hâdise, Hakk'ın fiilleriyle, esmâsıyla, sıfatıyla ve zâtıyla ta kendisidir²·⁴·⁵·⁶·⁷. Bu, bilen ile bilinenin birleştiği, yaşama ile teorik ayrımının kalktığı ve sâlikin "ben" derken aslında Hak'kı kastettiği bir hâldir. Seyr-ü sülûkun üç seyrinden üçüncüsü olan Hakke'l-yakîn, sıfat (rûh) âleminde gerçekleşir³·⁸·⁹. Kadir Sûresi'ndeki üç hâl benzetmesiyle, Hakke'l-yakîn fecre kadar Rûh ve melâikelerin selâmının inmesi gibi bir yaşantıdır¹⁰.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Vahiy ve Cebrâîl · s.10“Salik seyr-ü sülûk yolunda nefsini temizleye, temiz-leye; Hakk’tan gelen mânâları idrak ederek, beşeri sıfatların-dan soyunarak, ilâhi sıfatlarla tahakkuk etmey”Oku
- 2Gökyüzü İnsanları Araştırması (Cilt 1) · s.49“Âyet-i kerîme de (ilmel yakîn ve aynel yakîn’den bahsedilmektedir, bu hususun ayrıca birde, Hakk’al yakîn Halide vardır. Muhyiddin arabi Hz. lerine soruyorlar y”Oku
- 3DVT-C001 (Ses Kaydı) · s.146“Böylece Allah yolcusu sâlik, bütün ilâhî isimlerin eser ve hükümleri ile kendinde zuhur etmesiyle hakîkatiyle Hak, sûret ve zahiriyle de halk olur. Kendisinde H”Oku
- 4Câsiye Sûresi · s.17“Âyet-i kerîme de (ilmel yakîn ve aynel yakîn’den bahsedilmektedir, bu hususun ayrıca bir de, Hakk’al yakîn hali vardır. Muhyiddin Arabî hazretlerine soruyorlar ”Oku
- 5Îmân ve İkân · s.24“Âyet-i kerîme de (ilmel yakîn ve aynel yakîn’den bahsedilmek-tedir, bu hususun ayrıca birde, Hakk’al yakîn Halide vardır. Muhyiddin arabi Hz. lerine soruyorlar ”Oku
- 6Zâriyât Sûresi · s.54“Âyet-i kerîme de (ilmel yakîn ve aynel yakîn’den bahsedilmek-tedir, bu hususun ayrıca birde, Hakk’al yakîn Halide vardır. Muhyiddin arabi Hz. lerine soruyorlar ”Oku
- 7Secde Sûresi · s.160“Yakınlık (Kurbiyyet), ayrı iki varlığın birbirine yaklaşmasını ifade ederken, gerçek Yakîn, o ikiliği ortadan kaldıran bir teklik anlayışının ta kendisidir. Ari”Oku
- 8Aşk ve İrfân Yolunda · s.146“Böylece Allah yolcusu sâlik, bütün ilâhî isimlerin eser ve hükümleri ile kendinde zuhur etmesiyle hakîkatiyle Hak, sûret ve zahiriyle de halk olur. Kendisinde H”Oku
- 9Tevbe Sûresi · s.79“(12) mertebeyi bitirmekle “sâlik” in, yolcunun, tamamen işi bitmiş olmaz. Çünkü bu seyrin aslında, İlmel yakıyn, aynel yakıyn, hakk’el yakıyn, olarak (3) seyr-i”Oku
- 10Doğdular, Yaşadılar — Hikâyesi · s.162“YAŞADILAR ’da (HAY-AT) nefis atına binen binici HAY’dır; zîrâ Yâ’sîn’i Şerif’te “Sen ancak HAY olana ‘inzâr’ edersin” denmektedir. Burada mürid olan kul mürşidi”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.