İçeriğe atla

Sülûk ile Cezbe hangi Fass'ta birleşir?

Kavram FarkıOrta düzey23 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Sülûk ile cezbe, tasavvufî yolculukta sâlikin mânevî ilerleyişini ifade eden iki temel kavram olup, Kelime-i İbrâhîmiyye Fassı'nda "kurb-i ferâiz" ve "kurb-i nevâfil" mertebeleri üzerinden birleşir. Bu fass, sülûkun cezbeden önce geldiğini ve fenânın bekâdan mukaddem olduğunu belirtir; Hak'kın ism-i Bâtın ile tecellî etmesiyle sâlikin idrâkinin O'nun âleti haline geldiğini açıklar¹. Ayrıca, sülûkun evvelinde "kurb-u nevâfil"in, ortalarında ve sonlarında ise "kurb-u ferâiz"in münasip olduğunu ifade ederek, her iki kurbiyetin de Hakk yolcularında bulunduğunu vurgular². Bu birleşim, sâlikin mücâhede ve riyâzat ile katettiği yol ile ilâhî çekimin (cezbe) bir araya gelmesini gösterir.

Detaylı cevap

Sülûk, sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isimdir ve "seyr ilallâh" (Allah'a sefer) ile "seyr fillâh" (Allah'ta sefer) gibi ana hatlara ayrılır. Cezbe ise ilâhî bir çekim olup, sâlikin gayretine bağlı olmayan, vehbî olarak vârid olan bir hâldir³. Kelime-i İbrâhîmiyye Fassı, bu iki kavramın ilişkisini "sülûkü, cezbeden evveldir; fenâsı bekāsından mukaddemdir"¹ ifadesiyle ortaya koyar. Bu durum, sâlikin önce kendi çabasıyla nefsini tezkiye edip (sülûk), ardından ilâhî çekime mazhar olmasını (cezbe) işaret eder.

Fass, bu birleşimi "kurb-i nevâfil" ve "kurb-i ferâiz" mertebeleriyle açıklar. "Kurb-u nevâfil", sülûkun başlangıcında, sâlikin nafile ibadetlerle Hakk'a yaklaşmasını ifade ederken; "kurb-u ferâiz", sülûkun orta ve son aşamalarında, farz ibadetler ve ilâhî çekimle Hakk'ın sâlikin idrâkine âlet olması halini belirtir². Bu, Hakk'ın "Kulum bana yaklaştığı zaman yahut yaklaşırsa nafilelerle yaklaştığı zaman onun gözünde gören, kulağında işiten ayağında yürüyen olurum"⁴ kudsi hadisiyle desteklenir.

Cezbe, ilim ile Allah'ın kendine çekme hâlidir ve "sekr" olarak da adlandırılır⁵. Sülûk ve cezbe ilişkisinde "sâlik-i meczûb" ve "meczûb-u sâlik" olmak üzere iki sınıf sâlikten bahsedilir. "Meczûb-u sâlik", önce ilâhî cezbe ile makamları kat edip keşif âlemine ulaşan, sonra kâmil bir mürşidin terbiyesiyle Hakk yolunun menzillerini ilimle tekrar sülûk eden kişidir⁶. Bu durum, sülûkun ve cezbenin farklı sıralamalarla da olsa, Kelime-i İbrâhîmiyye Fassı'nda ifade edilen kurbiyet mertebelerinde birleştiğini gösterir.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.

  1. 1Kelime-i İbrâhîmiyye, s. 59“Sülûkü, cezbeden evveldir; fenâsı bekāsından mukaddemdir. Sıfâtı fânî ve zâtı bâkîdir. Hak, ona ism-i Bâtın ile tecellî etmiş olduğundan, onun idrâkinin âleti o”Oku
  2. 2Kelime-i İdrîsiyye, Bölüm 180“Cezbeden maksat Hakta fani olmasıdır. Cenab-ı Şeyhin metinde beyan buyurduğu hadisten murat “Kulum bana yaklaştığı zaman yahut yaklaşırsa nafilelerle yaklaştığı”Oku
  3. 3Mesnevî Cilt 9 · Beyit 2139 (s. 2139)“Ey sâlik, sen mâdemki bir insân-ı kâmilin terbiyesi altındasın, onun gösterdiği usûl-i sülûk dâiresinde çalış, kendine lâzım olan işi gör! O cezbe-i ilâhiyyeye ”Oku
  4. 4Enfâl Sûresi, s. 78“Cezbeden maksat Hakta fani olmasıdır. Cenab-ı şeyhin metinde beyan buyurduğu hadisten murat “Kulum bana yaklaştığı zaman yahut yaklaşırsa nafilelerle yaklaştığı”Oku
  5. 5Terzi, Elif, Terâzî, Teradî — İrfan Mektebi, Kırk Seyir, s. 36“Bahse konu olan “Sekr” manevi cezbe ile oluşan haldir. Bunun için “Salik-i Meczub” ve “Meczub-u Salik” olmak üzere iki sınıf salik vardır. Kimisi seyr-i sülûk t”Oku
  6. 6Mesnevî Cilt 9 · Beyit 2135 (s. 2135)“"Meczûb-ı sâlik" şudur ki, önce ilâhî cezbe yardımıyla makamları kat eder ve keşif ve ıyân (açıkça görme) âlemine ulaşır. Ondan sonra kâmil bir insanın öğretimi”Oku

Dayandığı eserler

Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.