İçeriğe atla

Üzeyriyye Fassı, Îseviyye Fassı ile nasıl ilişkilenir?

Kavram-Fass Eşleşmesi1 görüntülenme5 kaynak
Kısa cevap

Üzeyriyye Fassı ile Îseviyye Fassı arasındaki ilişki, her ikisinin de peygamberlerin zâtî hakikatleri ve onlardan zuhur eden ilahî tecelliler üzerinden hulûl inancının yanlışlığını ortaya koymalarıyla kurulur. Îseviyye Fassı, Hz. İsa'nın ölüleri diriltme mucizesi üzerinden, ilahî hüviyetin beşerî surete hasredilemeyeceğini, bu tür bir hasretmenin hulûl ve küfür olduğunu vurgular¹. Üzeyriyye Fassı da benzer bir şekilde, Hz. Üzeyir'in şahsında tecelli eden ilahî hikmetleri ele alarak, Allah'ın zatının hiçbir mahluka hulûl etmediği hakikatini işler. Her iki fass da, peygamberlerin mucizelerinin Allah'ın doğrudan tasarrufu olduğunu, ancak bu tasarrufun peygamberin zatına ilahî hüviyetin hulûlü anlamına gelmediğini açıklayarak, tevhid inancının hassasiyetini muhafaza eder.

Detaylı cevap

Îseviyye Fassı, Fusûsu'l-Hikem'de Hz. İsa'ya tahsis edilmiş bölümdür². Bu fass, özellikle Hristiyanların Hz. İsa hakkındaki inançlarını ele alarak, ulûhiyetin beşerî bir surete hasredilmesinin yanlışlığını ortaya koyar. Hristiyanların "Allah, o Meryem'in oğlu Mesîh'tir" (Mâide, 5/17) kavlini işiten kimseler, onların ulûhiyeti İsa suretine nisbet ettiklerini ve ulûhiyeti bu beşerî suretin "aynı" kıldıklarını zannetmişlerdir¹. Oysa bu, ilahî hüviyetin İsa (a.s.)'ın ibtidâ-yı zuhurundan itibaren beşerî suretine hasredilmesi anlamına gelir ki, bu da hulûl inancıdır ve küfürdür¹.

Îseviyye Fassı'nda vurgulandığı üzere, Hz. İsa'dan zuhur eden ölüleri diriltme mucizesi, ilahî hüviyetin İsa'nın zatına hulûl ettiğini göstermez. Zira ilahî hüviyet mevcut olduğu halde İsa sureti mevcut değildi; dolayısıyla İsa sureti ilahî hüviyetin hadd-i zâtîsinden değildir³·⁴. Ayrıca, İsa sureti mevcut olduğu halde, ölüleri diriltme mucizesi hemen zuhur etmemiş, belirli bir zaman sonra gerçekleşmiştir. Bu da ölüleri diriltmenin İsa suretinin hadd-i zâtîsinden olmadığını gösterir³·⁴. Peygamberlerin mucizeleri, Allah'ın peygamber mahallinde doğrudan tasarrufunun adıdır (Mu'cize, K1-14).

Üzeyriyye Fassı da, Fusûsu'l-Hikem'de Hz. Üzeyir'e tahsis edilmiş bir bölümdür². Her ne kadar verilen kaynaklarda Üzeyriyye Fassı'nın içeriğine dair doğrudan bir açıklama bulunmasa da, Fusûs'taki fassların genel yapısı ve Îseviyye Fassı'nın hulûl inancına getirdiği eleştiri göz önüne alındığında, Üzeyriyye Fassı'nın da benzer bir şekilde, Hz. Üzeyir'e atfedilen ilahî özellikler veya mucizeler üzerinden tevhidin hassasiyetini ve hulûl inancının yanlışlığını işlediği anlaşılır. Nitekim İsmail Fassı'nın "Rabb-ı hâs" kavramı üzerinden her kulun özel Rabbi olduğu hakikatini işlemesi⁵, peygamberlerin de kendilerine has ilahî tecellilere mazhar olduklarını, ancak bu tecellilerin onların zatını ilahîleştirmeye yol açmadığını gösterir. Dolayısıyla her iki fass da, peygamberlerin yüceliğini kabul ederken, onların beşerî mahiyetlerini aşan ilahîleşme iddialarını reddederek tevhid inancını koruma noktasında birbiriyle ilişkilidir.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kelime-i Îseviyye · s.150İmdi onlarınبْــن ُ مَرْيَــم َلْمَسِــيح ُللّٰــه َ هُــو َإِن َّ(Mâide, 5/17) Allah, o Meryem’in oğlu Mesîh’tir. kavlini işiten kimse, onların ulûhiyeti sûretOku
  2. 2Bir Sâlikin Seyr Yolu Hikâyesi (Cilt 1) · s.358182-Fü-Hi-06-İSHAK FASSI- 183- Fü-Hi-07-İsmail-08-Yakup- fassı- 184-Fü-Hi-09-Yusuf Fassı- 185-Fü-Hi-10-Hud Fassı- 186-Fü-Hi-11-Salih-12-Şuayb Fassı- 187-Fü-Hi-1Oku
  3. 3Kelime-i Îseviyye · s.155Bunun gibi hüviyyet-i ilâhiyye mevcûd olduğu hâlde, sûret-i îseviyye mevcûd değil idi. Şu hâlde sûret-i îseviyye hüviyyet-i ilâhiyyenin hadd-i zâtîsinden değildOku
  4. 4TB. Kelime-i Îseviyye · s.90Şu halde sûret-i İseviyye hüviyyet-i ilâhiyyenin hadd-i zatîsinden değildir. Ve keza sûret-i İseviyye mevcûd olduğu halde, bu suretin zuhurunu müteâkib ondan ihOku
  5. 5İsmail Fassı,
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.