İçeriğe atla
Fâtiha 7Cüz 1 · Sayfa 1

Fâtiha Sûresi 7. Âyet

الفاتحة

Sohbete sor

Sirâta-lleżîne en'amte ‘aleyhim ġayri-lmaġdûbi ‘aleyhim velâ-ddâllîn(e)

(6-7) Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.

Fâtiha Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(7) Sıratalleziyne en'amte aleyhim; Gayril mağdubi aleyhim; Ve laddaaallîn;

O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil.

O yol öyle bir yol ki en’am da (nimet) bulunduklarının yoludur, gazaba uğramışların ve sapmışların yolu değil. Gadab Cenâb-ı Hakk’ın azametinin vasıfları, gadab’a uğramamış olanlarda Hâdî isminin mazharları yani hidayet ehlidirler. Yeri gelmişken şu küçük ilâveyi de aktaralım.

71/26. “Ve Nûh dedi ki: Yârabbi!. Yeryüzünde kâfirlerden bir şahıs bırakma.” Yâni yer yüzünde ehli mudil-dâllîn’den kimse bırakma. Çünkü o aslında bu duayı kendi mertebesi itibari ile ifade etmişti. Demek ki, dallîn’in hakikati ona sadece zâhiri anlamda belirtilmiş idi. O mertebe itibariyle kesret hakikatleri yaşandığından, kesrette de zıtlar toplanamadığından, yâni o devrede “kesrette vahdet” yaşanmadığından yeryüzünde hiç bir “mudil” isminin zuhur mahallinin kalması istenmemiştir.

Ancak, Hakikat-i Muhammed-î de ise, bütün âleme rahmet olduğundan esmâ-i İlâhiyye’ye de rahmet vardır. Bütün esmâ-i İlâhiyye zuhurda ve faaldir. İşte bu yüzden, Mertebe-i Muhammed-î de, “mudil” (dâllîn) in kaldırılması değil, (veleddâllîn) gazaba oğramış (dâllîn) den eyleme denmiştir. Yâni “dâllîn” den uzaklaşılması istenmiştir.

Nûh (a.s.) ise bunların tamamen kaldırılmasını istemiştir. Çünkü bütün esmâ-i İlâhiyyenin hâmîsi değil idi. Peygamberimiz ise, “rahmeten lilâlemîn” olduğundan, “mudil” ismide bu âlemin cüzlerinden olduğundan, onun kaldırılması değil ona uyulmaması tenbih edilmiştir, aradaki mühim fark budur.

Demek ki, Hakikat-i Muhammed-î seyrinde “mudil”i yok etmek değil ancak ona uymamak vardır.

Abdullah Selâhattin Hazretlerinin izahatları:

Tuhfet-ul Uşşâkî de belirtilen, Fatiha Sûresi’nin, Abdullah Selâhattin Uşşâkî Hz. Tarafından yapılmış bir yorumunu fakir de biraz daha açarak o günlerde kaydedilmiş haliyle buraya da ilâve ederek devam edelim, İnşeallah faydalı olur.

Her türlü mertebeler ile zuhurda olan Hamd ve sena cümle alemleri umumi ve hususi rububiyetinin tahsisini zahir ve batın kemaliyle tamamlayan Cenab-ı Rabbımütaile mahsus ve münhasırdır ki âlem-i ervahta ezeli kabileler üzerine feyzi, rahmeti, bereketi ve bağışı ile ervah’a cisimler aleminde saf mücerred ruhları ruhlarının gerektirdiği şekilde cismani elbiseler ile vücud sahipleri yaptı.

Şunu da bilmemiz lâzım ki herşey mutlak olarak Allah’tır dersek çok yanlış söylemiş oluruz, her mertebe de zuhurda derken Muhyiddin-i Arabi Hz.leri şöyle buyuruyor “Zira Allah birdir, her mertebe de O’nun tecellisi vardır ama mertebelere riayet şarttır” deniyor, mertebelere riayet etmezsek vahdet hükümlerini yanlış bilmiş oluruz ve Cenâb-ı Hak’kı tenzih’ten kendimizi kurtaralım derken teşbih’in içerisinde hatalara düşeriz, hem tenzih hem teşbih yoluyla idrak edip tevhid yapmamız gerekir, sadece tenzih’te kalmak veya sadece teşbih’te kalmak bize gerçek marifetullah bilgisini vermiyor, fakat tenzih’i ve teşbih’i bilmeden de Cenâb-ı Hakk’ı tanımak mümkün olmuyor. Tenzih edip ötelere attığımızda çok uzaklara gidiyor, teşbih edip bu âlemin içine aldığımız da O’nu maddeleştiriyoruz o da çok yanlış bir ifade oluyor, hem ötelerdeki varlığı hem buradaki varlığı idrak edip birleştirip tevhid etmemiz gerekiyor ki, işte o zaman Cenâb-ı Hakk’ı hakkıyla idrak etmek mümkün olabilsin. “Saf mücerred ruhları ruhlarının gerektirdiği şekilde cismânî elbiseler ile vücût sahipleri yaptı,” yani hangi mahalde hangi sahada nasıl bir görev

yapılacaksa onun rûhunun gerektirdiği şekilde ona elbise verildi, bu elbiselerin değişik şekillerde olması bu âlemdeki zıtlıkları ortaya getirdi, her şey zıddıyla kâimdir, gece olmasaydı gündüz bilinmezdi, Mudil olmasaydı Hâdî bilinmezdi, demek ki bu âlemde ne kadar varlık varsa bunların hepsinin var olması gerekli olduğu için var oldular yoksa, Cenâb-ı Hakk abesle iştigâl etmez ve gereksiz bir şey yapmaz, yeter ki biz onların gerekliliğini bilelim muamelemizi ona göre yapalım.

Hususiden mücazata ve mükafata mahsus olan ahiret gününün sahibi ve maliki mutlak mutasarrıfı, (Rahman,55/31.ayet) “Senefruğu leküm eyyühessekalân;” yani “Ey insân ve cin toplulukları sizin de hesabınızı ele alacağız azametiyle ikram ve intikam sahibidir. O Zat’ı Celil’in sıfatı ki hidayet yolunun hakiki talibi olanların makam-ı fark’ın başlangıcında ubudiyetlerini “İyyaKE na’budu” “ancak Sana ibadet ederiz” faslı celili ile esasa dayanan ibadeti makam-ı farkıyyeti bildirdi, makam-ı farktan kazanılmış olan kuralların nuru ile lâhut yolunun tüm hakiki sâliki olanları da “VE iyyaKE nesta’iyn” “ve yalnız Senden yardım dileriz” beyanı celilesi ile irşad eyledi.

İnsânlara hidayet veren mutlak kendisidir. “eğer Allah dileseydi hepinizi hidayet üzere halkederdi” yani hepiniz Hadi isminin tecellisinde olurdunuz fakat esma’m sadece bu isim değil, Hadi’nin zıttı Mudil’de var ve olacaktır diyor.

Bu âlemde bütün esmâ-i İlâhiyyenin tecellileri olacak, eğer bunlardan biri yoksa bu âlem eksik âlemdir o zaman Cenâb-ı Hakk eksik iş yapmıştır dememiz gerekecektir ki O eksik iş yapmaz, biz bu âlemi böylece seyredelim, mümkün olduğunca birbirlerimiz hakkında konuşmamaya gayret edelim çünkü neyin ne şekilde tecelli ettiğini bilemeyiz, yani perdenin arkasında neler var bilemeyiz, orada bir varlık bir vücut var ama onun özünde onu harekete geçiren

kuvvet nedir bilemeyiz, ne hikmeti vardır bilemeyiz, Allahu a’lem deyip ve yorum yapmadan, çünkü yorum beşeriyetimizden meydana gelir, beşeri aklımızdan meydana gelir o da gerçek değil eksik düşünür, ta ki aklı cüz’imizi aklı külle ulaştırdığımız zaman o haldeki düşünce ile kapsamlı bir düşünce meydana getirmiş oluruz, o zaman ki değer yargılarımız da beşeriyetimizle değerlendirdikleri-mizin çok üstünde olur ve ancak o zaman gerçek değer-lendirme olur aksi halde kendi zannımızdan, hayalimizden bir değerlendirme yapmış oluruz ki, o da eksik olmuş olur.

Eğer bilmediğimiz bir şey konuşmuşsak suç altına girmiş oluruz ve âhirette hesabını bize sorarlar, bildiğimiz bir şeydir ama yine bir yanlışlık ifadesi kullanabiliriz onun için iyi niyetle hadiseyi kendi haline terketmemiz gereklidir ve mümkün olduğu kadar iyi niyetle düşünmeye çalışalım, çünkü bu dünyanın gerçeği hiçbir şey bilindiği gibi değildir, gerçekten beşeriyet manâsıyla anladığımız gibi bir hayat değildir, buradaki hayat, buradaki hayatımız gerçekten çok değerli zamanlar fakat küçücük hazlar ile Büyük âlemi, âhiret âlemini değişiyoruz, ahirette karşımıza çıkınca küçücük menfaatlerin bize neler kaybettirdiğini görünce halimiz çok hüsran üzere olacaktır.

Yaşadığımız insân varlığının sülietini en güzel çizgilerle ziynetleştirmemiz gerekiyor, bu da ancak mânâ ve gönül çalışmalarıyla mümkün oluyor, sûret çalışmaları buna yeterli olmuyor. “SıbğatAllah” (Bakara,2/138) yani “Allah’ın boyası” Burada dikkat edeceğimiz bir nokta var, boya üste sürülen bir şeydir, kazındığı zaman altından yine eski hali çıkar, burada boyadan maksat evvelâ dışınızı emri ilâhiyye ile güzelleştirin, düzgünleştirin, nefis kirlerinden arındırın, pürüzsüz olsun ve İlâh-î hakikatler sûretler olarak faaliyete geçsin, ki ondan sonra o boya süngerin içine suyun nüfuz etmesi gibi nüfûz etmeye başlayacak ve Allah’ın boyası bizim gönlümüze kadar özümüze kadar zamanla en uzak köşelerimize kadar işleyecek ki esas boya o zaman boyanmış olacak ve seçkinlik o halde oluşacaktır.

Âbid beşeriyeti ile ibadet eden, ubudet ise Allah’ın fiilidir demiş ehlullah, yani o kişinin beşeriyetlik elbisesi üstünden çıkmış ve orada Hakk’ın gerçek varlığı zuhura gelmiş ise böyle fiilin ismi ubudettir.

Zât’ına ef’âl’i yönünden “iyyake nabudü” Ben Zâtıma ibadet ederim” diye Cenâb-ı Hakk fiilinden Zât’ına diyor, işte gerçek “iyyake nabudü” budur, yani zahirimizden batınımıza “iyyake nabudü”, zaten O’ndan başkası yoktur, senden de başkası yok, ve ”Biz” diyerek çoğaltıyoruz yani bu durumda olanların hepsi bu şekilde mânâsına, kim ki bu duruma gelmişse, bu idrake ulaşmışsa onların hepsine bu söz söyleniyor ve “Yalnız Sana ibadet ederiz” diyerek gerçek ibadeti yani esas olan ibadeti makam-ı farkıyyeti bildirdi diyor. Buradaki zâhirimiz o mertebeden kaynaklanıyor oradaki bâtın mertebesi olmasa buradaki zâhir meydana çıkmayacak, her ne kadar buradaki varlık Hakk’ın dışında bir varlık değilse de oraya yani Zât’ına muhtaç, bilinçte bilgide ne kadar ileri olursa olsun, kendi hakikatini idrak ederse etsin, fiiliyatı yönünden Zât’ına muhtaçtır yine ve onun için “Ancak Sana ibadet ederiz” deniyor.

Eğer buraya gelmemiş ve Allah’ın Zât’ında kalmış olsaydık bu hakikatleri idrak etmemiz mümkün olamayacaktı, zâten bunları idrak etmek için bu kadar âlemlerden bizi tenezzül ettirerek buraya getirdiler, her ne kadar cesetlerimiz burada meydana geldiyse de o cesetleri ceset yapan ruhlarımız Onsekizbin âlemin üstünden geldi.

“Senden yardım isteriz” diyerek bu hakikatin rüştüne, idrakine eriştirdi.

Tecelli-i Nur’u zâti ve sıfâti ve esmâi ve ef’âli salavatı ve dâimi selâmı Habib-i A’zam Rasulümüz kalplerimizin ezeli tabibi son Nebi-i makbulümüz Muhammed Mustafa Aleyhi Salâtu Hufi’ye ifa eder, mütecelli ola ki “İhdina”“bizi hidayete götür” sırrı ile bizlere makam-ı farkı cem’i ibadet ile sırrı vahdete

intikal ve nâil eyledi, makam-ı fark ile makam-ı cem’i ancak “esSıratal müstakiym” “doğru yola” hususu ile vuslat yolu olup ezeli nimete aday olanlara tahsistir.

“Sıratallezîne en'amte aleyhim;” “Üzerlerine nimet verdiğin” tenbihi ile Rahim ve Vehhab hibe sahibi olan Allahu Zül Celâl’in fazlı ilâhisi geçmişteki ihsanı rabbaniyesidir ki, iş bu sırat-ı müstakiym “Gayril mağdubi aleyhim;” “gazaba uğramayanların” olup mağbubiyet yoludur “Ve laddaaallîn;” “sapmayan-ların” olup uzaklıktan beri, yakınlık ile yüce kurbiyyet yoludur, dâimi tecelli geçmişte belirlenen kemâle tâbi olarak yeni doğuş ile doğru yola nail olmaktır, Her varlık “Sırât-ı müstek’ım” dan kendi mertebe-sinden kendine göre bir nimet alıyor fakat vuslat ehlinin aldığı nimet başka, en uçta ibadeti en az olanın aldığı nimet başkadır. Sen nefsani varlığını verirsen Cenâb-ı Hakk onun karşılığında kendi varlığından vermez mi? Kimlerin üzerine nimet verilmişse, Rahîm isminden ve Vehhab isminden geliyor. İşte öyle bir Rabbimiz var ama biz O’nu çok iyi tanıyamadığımız için ufak işlerle meşgul oluyor zannediyoruz. İnsân’ın iki doğuşu vardır, biri fizik beden olarak doğmak, diğeri Rahmâni doğuşumuzdur, işte bizi biz yapan gerçek kimliğimiz o, bu da belirli eğitim ve ilim aldıktan sonra kişinin Rahmân-î olarak kendi hakikatini idrak etmesidir yani beşeriyetiyle ölüp hakikatiyle dirilmesi yeni doğuştur.

bu yolun sahipleri, tabileri, mensuplarının cümlesi vasıtasız tecelliye seçilmiş feyze mensup olanlar olsun.

Çünkü artık orada vasıtaya gerek yok, kendi hakikatini idrak etmiş, Hakk ile Hakk olmuş, nefsaniyyeti çıkmış aradan vasıtaya ihtiyaç yok. Hz.Rasûlüllah’tan (s.a.v) “Bizi götür” diye talebimiz vardı, ne zaman ki bizi götürdü Hakk’ın huzuruna, hakkın huzuruda kendimiziz tabi başka

bir yer değil, işte artık bundan sonra aracıya gerek kalmıyor, ama bu Hz.Rasûlüllah’ı (s.a.v) devreden çıkara-cağız demek değil, çünkü sadece insân’ın kendisini tanıması yeterli değil, bu bir başlangıç, daha bundan sonra kendini gerçek yönüyle tanıması, Rabbini tanıması için hep o aracıya ihtiyaç vardır, ancak Efendimizin (s.a.v) buyurduğu gibi “Benim Rabbimle öyle bir zamanım olur ki oraya ne bir Nebi-i Mürsel, ne bir mukarreb melek girmez” insân’ın böylede bir hâli olur o da ayrı bir irfani yaşamdır..


Pîrimizin makamında sürdürdüğümüz Besmele ve Hamd mevzulu bu sohbetler ve daha sonra ki, ilâveleri, ile oluşan bu küçük kitap okuyanlarına faydalı olur İnşeallah. Cenâb-ı Hakk kendisini tanıma ve irfân etme yolunda olanlara lütfu İlâyyesini her mertebesi itibari ile nasib eder İnşeallah.


Notlarımın arasında kalan birkaç ifadeyide ilâve etmeden bırakamadım, kısmetleri böyle imiş.

“Eûzü…… Fiil….Besmele…..İsimdir.

“Rahmân zâhiren İnsân-ı Kâmile ulaşmak.

“Rahîm ise Onun bâtınına ulaşmaktır.

“Bütün zâhiri Rahmân, bâtını ise Rahîmdir.

“Kûr’ân okumak, Zâtı tarafından okunmak, bâtın âleminin, zâhir âlemine seslenişi, Haber verilişidir. Fâtih, Fâtiha, açılımlar budur.

Halkedilmişlikten, halkedilmemişliğe sığınırım.

Elif uzandı boylu boyunca, zuhur oldu Lâm’a ulaşınca Mim-i Muhammedîde karar kılınca.

(Be) ile yaaaa, Hafız anlarsın o zaman ne olduğunu.

Bir ELİF’e sığdı âlem, ilk zuhuru oldu Âdem.

LÂM Ulûhiyyettir bil ki, hiçbir şey gayrı değil ki;

MİM makam-ı Muhammed-î, onda bulduk hem Ahmed-î Cümle sığdı üç Azîze, İnsân dendi bu muhteşem Aciz’e

LÂMELİF topladı Can-ı, İNSAN’da oldu Mİ’RAC


Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk’tandır.

Terzi Baba (18/03 2011) Cum’a gecesi Tekirdağ


KAYNAKÇA

1. KÛR’ÂN VE HADîS :

2. VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim.

3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim.

“DAHA EVVELCE ÇIKAN KİTAPLARIMIZ”

(Gönülden Esintiler)

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü,(Osmanlıca’dan çeviri):

5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca”

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri:

7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:

10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:

11. Vâhy ve Cebrâil:

12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:

13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye:

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)

16. Divân (3)

17. Kevkeb. Kayan yıldızlar.

18. Peygamberimizi rû’ya-da görmek.

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

20. Terzi Baba Umre (2009)

21. 6 Pey - (2) Hz. Nûh Neciyyullah (a.s.)

22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

23. Değmez dosyası:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.)

25. Köle ve incir dosyası:

26. Bir zuhûrât’ın düşündürdükleri:

27. Genç ve elmas dosyası:

28. Kûr’ân’da Tesbîh ve Zikr:

29. Karınca, Neml Sûresi:

30. Meryem Sûresi:

31. Kehf Sûresi:

32. İstişare dosyası:

33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010)

34. Bakara dosyası:

35. Fâtiha Sûresi:

36. Bakara Sûresi:

37. Necm Sûresi:

38. İsrâ Sûresi:

39. Terzi Baba: (2)

40. Âl-i İmrân Sûresi:

41. İnci tezgâhı:

42. 4-Nisâ Sûresi:

43. 5-Mâide Sûresi:

44. 7-A’raf Sûresi:

45. 14-İbrâhîm Sûresi:

46. İngilizce, Salât-Namaz:

47. İspanyolca, Salât-Namaz:

48. Fransızca İrfan mektebi:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi:

50. 76-İnsân, Sûresi:

51. 81-Tekvir, Sûresi:

52. 89-Fecr, Sûresi:

53. Hazmi Tura:

54. 90-95-Beled-Tîn, Sûreleri:

55. 28- Kasas, Sûresi:

56. İrfan-Mek-Şer-Fransızca-Baba:

57. 20-Tâ Hâ Sûresi

58. Mirat-ül İrfan ve Şerhi:

59. 6 Peygamber (4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah (a.s.)

60. 6 Peygamber (5) Hz. Îsâ Rûhullah (a.s.)

61. 6 Peygamber (6) Hz. Muhammed (s.a.v.)

61. -4-Bir Ressam Hikâyesi

63. İnci Mercan Tezgâhı

64. Ölüm Hakkında

65. Reşehat’tan Bölümler

66. Risâle-i Gavsiyye

67. 67-Mülk Sûresi

68. 1-Namaz Sûrereleri

69. 2-Namaz Sûrereleri

70. Yahova Şahitleri

71. Mübarek Geceler-Fran-les-nuits

72. Îman Bahsi

73. Celâl ve İkram

74. 2012 Umre Dosyası

75. Gülşen-i Râz Şerhi

76. -5-Doğdular, Yaşadılar Hikâyesi

77. Aşk ve Muhabbet Yolu

78. A’yân-ı sâbite: Kazâ ve Kader

79- Terzi Baba-(4) İstişare Dosyası

80- Terzi Baba-(5) İstişare Dosyası

81- Hayal Vâdîsi’nin Çıkmaz Sokakları

Terzi Baba kitapları serisi:

1- 12- Terzi Baba-(1)

2- 39- Terzi Baba-(2)

3- 32- Terzi Baba-(3) İstişare dosyası.

4- 79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

5- 80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

Mektuplar ve zuhuratlar serisi:

Terzi Baba İnternet dosyaları:

91-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-1-

92-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-2-

93-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-3-

94-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-4-

95-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-5-

96-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-6-

97-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-7-

98-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-8-

99-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-9-

100-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-10-

101-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-11-

102-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-12-

103-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-13-

104-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-14-

105-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar-15-

106-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -16-

107-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -17-

108-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -18-

109-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -19-

110-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -20-

113-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -21-

112-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -22-

113-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -23-

114-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -24-

115-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -25-

116-Terzi-Baba-Mektuplar ve zuhuratlar -26-


NECDET ARDIÇ

Büro : Ertuğrul mah.

Hüseyin Pehlivan caddesi no. 29/4

Servet Apt.

59 100 Tekirdağ.

Ev : 100 yıl Mahallesi uğur Mumcu Cad.

Ata Kent sitesi A Blok kat 3 D. 13.

59 100 Tekirdağ Tel (ev) : (0282) 261 43 18

Cep : (0533) 774 39 37

Web sayfası: Amerika: <http:// necdetardic. org/

Web sayfası: Amerika: <www.necdetardic.info>

Web sayfası: Almanya: <www.terzibaba.com>

Radyo adresi (form): <terzibaba13.com>

İnternet, MSN Adresi:

Necdet Ardıç <[email protected]

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(6)