İçeriğe atla
İsrâ 23Cüz 15 · Sayfa 284

İsrâ Sûresi 23. Âyet

الإسراء

Sohbete sor

Vekadâ rabbuke ellâ ta'budû illâ iyyâhu vebilvâlideyni ihsânâ(en)(c) immâ yebluġanne ‘indeke-lkibera ehaduhumâ ev kilâhumâ felâ tekul lehumâ uffin velâ tenherhumâ vekul lehumâ kavlen kerîmâ(n)

Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara "öf!" bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.

İsrâ Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(23) (Ve kada Rabbüke elle ta'budu illâ iyyahu ve bil valideyni ıhsana* imma yeblüğanne ındekel kibere ehadühüma ev kilahüma fela tekullehüma üffin ve la tenherhüma ve kul lehüma kavlen keriyma;)

“Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak

kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara "öf" bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle.”

“Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin;” Şeriat ve tarikat mertebesinde bu Âyet ikaz mahiyetindedir, hakikat ve marifet mertebesinde ise Rabbinin hükmü budur ki Rabbinden başkasına ibadet edemezsin, çünkü âlemde Rabbinden başka bir şey yoktur, kişi hakikat ve marifet mertebesine geldiği zaman bütün âlemdeki varlığın Allah’ın zuhur ve tecellisi olduğunu idrak ettikten sonra Rabbinden başka bir varlığa ibadet edemez. Niyazi Mısri’nin dediği gibi : “Hane de, virane de, kabe de, puthane de, çağırıram dost, dost”.

Allah’ın dışında bir varlık olduğunu düşündüğümüz anda ona müstakil bir varlık vermiş olmamız gerekir, ve Cenâb-ı Hakkk’ın kendi nefsiyle kâim oluşu gibi onunda kendi nefsiyle kâim olması gerekir ki, bu da şirkin en büyüğü olur.

“Ve validelerine de ihsânda bulunasın diye de hükmetti Rabbin;” Bu Âyet zâhir ifadesi ile çok sık tekrar edilen bir Âyettir, bu Âyetin bir bâtını vardır. Bizim maddi beden olarak annemiz babamız bireysel annemiz babamızdır, sadece bize aittir, oysa nefsi küll bütün âlemin anası, aklı küll bütün âlemin babasıdır, Âdem ile Havva’da anne babadır, bir de mânevi anne baba yani kişinin ruhunun dünyaya gelmesine, faaliyete geçmesine sebep olan ve o ruh ile ebedi olarak yaşar kişi, işte bu mânevi anne baba da bu Âyete dahildir. Birgün gelecek herkes yaşlanacak ve muhtaç olacaklar, Efendimiz (s.a.v.) âlemlerin sultanı, baş öğretmeni, ruh babası olduğu halde bakıma ihtiyacı vardı, ateşleniyordu hasta olarak yatıyordu, kendisine bakacak halde olmuyordu, Cenâb-ı Hakk “ve len tecide lisünnetillâhi tebdiyla;” Fetih Sûresi (48/23.Âyet) yani

“Allah’ın sünnetinde değişme olmaz” diyor ve isterse en sevdiği olsun, yine yatağa bağlıyor ve o hastalık halini yaşatıyor ona, çünkü bütün bedenler bu şeriata tabi, yani doğdu, genç oldu, yaşadı, ihtiyarladı, çöktü hepsi buna tabidir.

Aklı küll ve nefsi küll anne babası yaşlanmadıkları için onlara yardım şöyle olur; Senin varlığında onların bilgileri mevcut olup iyi tanıyamadığın zamanlarda dahi tanımak için çaba sarfet. Biz onları gaflet ile anmaya başladığımızda onlar yaşlanmış olurlar. Gerek Âdem (a.s.) ın aklı küll yönünden gerek Havva validenin nefsi küll yönünden hakikatlerini anlatmak onlara yardımcı olmak demektir. Onları söze, dile getirmez isek hepsi ölür gider, unutulurlar yani bizden sonraki nesillere onları sağlıklı ve sıhhatli olarak aktarmamış oluruz.

Yaptığımız yardımlar ile de borcumuzu ödemiş oluyoruz, bu çok önemli bir meseledir. Bu ilimleri öğreniyorken, nefsimizle mücadele ediyorken şu zikir çok geldi, şu ibadet fazla geldi dediğimiz de onlara “öff” demiş oluyoruz. Yap ama nasıl yaparsan yap denmiştir, çünkü gaflet ile de olsa muhabbet ile de olsa, çünkü “niyet hâlis akıbet hâlis” demişler, niyet hâlis olduktan sonra birkaç gün olmaz fakat yapıla yapıla kazanılan alışkanlıkla yapılan ibadetler daha kemâlâtlı olur. Herhangi bir sebep bulup bunları yapmaz isek Cenâb-ı Hakk bu sebeplerin benzerini ortaya çıkarır veya şeytan devreye girer insân neye uğradığını anlamadan tuş olur, şeytanın en büyük kandırmacası kişiye “bırak biraz sonra yaparsın” demesidir.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(8)