Vastana'tuke linefsî
"Ben seni kendim için seçtim."
Ben, seni kendime (peygamber) seçtim.
Tâhâ Suresi'nin 41. ayeti, Allah'ın Hz. Musa'yı özel bir amaç için seçtiğini ve onu kendi zatına tahsis ettiğini ifade eder. Ayet, ilahi seçimin ve peygamberlik görevinin derin anlamlarını barındırır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'صنع' kökünü 'bir şeyi özenle ve ustalıkla yapmak' olarak açıklar. Ayetteki 'اصْطَنَعْتُكَ' ifadesi, Allah'ın Hz. Musa'yı peygamberlik görevi için özel bir ihtimamla hazırladığını, onu kendi iradesine uygun bir şekilde şekillendirdiğini ve seçkin kıldığını vurgular. Bu, sadece yaratmak değil, aynı zamanda belirli bir amaç için özel bir terbiye ve yetiştirme sürecini de içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, bu ifadeyi 'seni kendim için seçtim ve ayırdım' şeklinde mecazi bir anlamla açıklar. Ayetteki 'اصْطَنَعْتُكَ', Allah'ın Hz. Musa'yı diğer insanlardan farklı kılıp, onu peygamberlik gibi yüce bir makama layık gördüğünü ve bu göreve özel olarak hazırladığını ifade eder. Bu, ilahi bir seçimin ve tahsisin mecazi anlatımıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'seçme' ve 'ayırma' kavramlarının, Allah'ın belirli kişilere özel bir lütufta bulunarak onları belirli bir misyon için hazırlaması anlamını taşıdığını belirtir. 'اصْطَنَعْتُكَ' ifadesi, Hz. Musa'nın Allah tarafından özel bir 'seçim' ve 'terbiye' sürecinden geçirilerek, O'nun iradesini temsil edecek bir konuma getirildiğini gösterir. Bu, ilahi iradenin tecellisidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'نفس' kelimesinin 'zat, öz, benlik' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'لِنَفْسِى' ifadesi, Hz. Musa'nın Allah'ın kendi zatına, yani O'nun yüce iradesine ve belirlediği özel bir amaca hizmet etmek üzere seçildiğini vurgular. Bu, Hz. Musa'nın peygamberlik görevinin tamamen ilahi bir takdir ve amaç doğrultusunda olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'نفس' kelimesinin bazen 'Allah'ın zatı' anlamında kullanıldığını ifade eder. 'لِنَفْسِى' ifadesi, Hz. Musa'nın Allah'ın kendi özel işleri, kendi iradesi ve kendi belirlediği hikmetler için seçildiğini belirtir. Bu, Hz. Musa'nın görevinin sadece Allah'a mahsus bir amaç taşıdığını ve O'nun rızası için olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nefs' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda 'zat, ruh, can, benlik' gibi anlamlara geldiğini, ancak Allah'a nispet edildiğinde 'Allah'ın zatı ve iradesi' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'لِنَفْسِى', Hz. Musa'nın Allah'ın kendi özel planı ve muradı için seçildiğini, O'nun zatına mahsus bir göreve atandığını ifade eder. Bu, ilahi seçimin mutlak ve özel niteliğini gösterir.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Cenâb-ı Hakk (c.c) Rububiyyetim için, Rahmâniyyetim için, Uluhiyyetim için seçtim demiyor da “Nefsim için seçtim” diyor.
Nefsi tarif ederken “Nefs birşeyin özüdür, aslıdır” denmektedir.
Bu Âyeti kerîmede bahsedilen “nefs” ifâdesini Rahmâni yönden düşünmemiz gereklidir, nefsâni yönden değil.
“Nefsim için seçtim” diyerek Cenâb-ı Hakk (c.c) teşbih yönlü kendisini anlatmaktadır yani madde mertebesinde ki, faaliyetin hakîkâtini anlatmış olmaktadır. “Lâ fâile illallah” hükmünün bu Âyeti kerîmeye dayandığı açıktır.
Mûsevîyyet mertebesi îtibariyle Mûsâ (a.s.) olan bu hitâb, “bu mertebeyi ortaya getirmek için seni başoyuncu yaptım” demektir. Bir başka ifâde yönü ile “senden ben oynuyorum” demektir yani senin varlığından aslında sen diye bir şey yok benim nefsim var ve ben seni nefsim için seçtim.
Bu meselelere eğer hoşgörüsel olasalık ve geniş görüş ile bakarsak ancak anlayabiliriz.
Bu anlatılanların anlaşılması kolay iş değildir ve birçok soruları berâberinde getirir. Cenâb-ı Hakk (c.c)’da yanlış bir şey söylemez, bu durumda önemli olan bizim anlayışımızın doğru olmasıdır. Örneğin Firavun sûretinde olan görünme yeri nefsâni olarak zuhura çıktığı anların ahirette karşılığı ne ise o hükümlere tâbî olacaktır bu fiilleri işleyen Hakk’tır diyerek ondan kurtuluş yoktur.
Görüldüğü gibi Cenâb-ı Hakk (c.c) bilfiil bu işlerin içinde mevcuttur bu nedenle Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın varlığını bu âlemlerden soyutlamamız mümkün değildir ancak Cenâb-ı Hakk (c.c) varlığı bu kadardır diyerek O’nu sınırlamamız da mümkün değildir.
اذْهَبْ أَنْتَ وَأَخُوكَ بِآيَاتِي وَلا تَنيا في ذكرى
(İzheb ente ve ehûke bi âyâtî ve lâ teniyâ fî zikrî.)
(Tâ-Hâ, 20/42) “Sen ve kardeşin, Âyetlerimle (mûcizelerimle) gidin ve Benim zikrimi ihmâl etmeyin.