Liyaġfira leka(A)llâhu mâ tekaddeme min żenbike vemâ teaḣḣara ve yutimme ni'metehu ‘aleyke ve yehdiyeke sirâtan mustekîmâ(n)
(2-3) Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım etsin.
Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir.
Bu ayet, Fetih Suresi'nin ikinci ayeti olup, Allah'ın Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) yönelik bağışlama, nimetini tamamlama ve doğru yola iletme vaatlerini içermektedir. Ayet, özellikle 'günah', 'nimet' ve 'sırat-ı müstakim' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi lütfu ve rehberliği vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğafr (غفر), bir şeyi, onu kirletecek şeylerden korumak için örtmektir. Allah'ın mağfireti ise kulun günahlarını örtmesi ve azaptan korumasıdır. Ayetteki 'li-yağfira' ifadesi, bu bağışlamanın bir gaye ve hikmetini belirtir; yani fetih ve zaferin neticesinde Allah'ın Peygamber'ine olan bu lütfunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ğafr (غفر) kavramı, Kur'an'da Allah'ın insanlara karşı merhametinin ve affediciliğinin temel bir ifadesidir. Günahların örtülmesi ve silinmesi anlamına gelir. Bu ayette, Peygamber'in geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlanması, onun ilahi koruma altında olduğunu ve Allah katındaki özel konumunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zenb (ذنب), işlenen fiilin kötü sonucunu ifade eder. Ayetteki 'min zenbike' ifadesi, Peygamber'in beşeriyet icabı olabilecek veya ümmetinin günahlarının ona isnat edilmesi gibi durumları kapsar. Allah'ın bu günahları bağışlaması, Peygamber'in makamının yüceliğini ve ilahi himayeyi gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Zenb (ذنب), bir şeyin arkasından gelen, peşinden sürüklenen anlamındadır. Günah da kişiyi peşinden sürükleyen, kötü sonuçlara götüren bir fiildir. Ayetteki bağlamda, Peygamber'in geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlanması, onun risalet görevinin tamamlanması ve Allah katındaki özel derecesinin bir nişanesidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ni'met (نعمة), Allah'tan gelen her türlü iyilik ve lütuftur. Ayetteki 'yütimme ni'metehû aleyke' ifadesi, Allah'ın Peygamber'e olan nimetini tamamlaması, risaletin kemale ermesi, İslam'ın zaferi ve ümmetin hidayeti gibi geniş anlamları içerir. Bu, sadece maddi değil, manevi ve dini nimetleri de kapsar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ni'met (نعمة), Allah'ın ihsanıdır. Ayetteki 'nimetini tamamlaması', Peygamber'e verilen nübüvvetin, zaferin ve İslam dininin kemale ermesi anlamındadır. Bu, Allah'ın Peygamber'e olan desteğinin ve lütfunun en üst seviyeye ulaşmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sırat (صراط), geniş ve açık yol demektir. Kur'an'da genellikle 'sırat-ı müstakim' (doğru yol) şeklinde kullanılır ve Allah'ın razı olduğu, insanı cennete ulaştıran İslam dinini, hakikat yolunu ifade eder. Ayetteki 'yehdiye-ke sıratan müstakîmen' ifadesi, Peygamber'in bu yolda sabit kılınması ve ümmetine rehberlik etmesi anlamındadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sırat (صراط) kelimesi, Kur'an'da hem maddi hem de manevi anlamda yol kavramını ifade eder. 'Sırat-ı müstakim' ise, Allah'ın emirlerine uygun, sapmaktan uzak, dosdoğru yolu temsil eder. Bu ayette, Allah'ın Peygamber'i bu doğru yola iletmesi, onun risalet görevini en güzel şekilde yerine getirmesini ve ümmetine örnek olmasını sağlar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Müstakîm (مستقيم), istikamet üzere olan, eğriliği bulunmayan demektir. 'Sırat-ı müstakim' terkibinde, yolun hakikat ve adalet üzere olduğunu, hiçbir sapma ve eğriliğin bulunmadığını vurgular. Ayetteki 'sıratan müstakîmen' ifadesi, Peygamber'in takip ettiği yolun ilahi onaylı, şaşmaz ve dosdoğru olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İstikamet (استقامة), bir şeyin doğru ve düzgün olmasıdır. Müstakîm (مستقيم) ise bu niteliğe sahip olandır. Kur'an'da 'sırat-ı müstakim' ile birlikte kullanıldığında, Allah'ın belirlediği, hiçbir sapmaya mahal vermeyen, hak ve adalet üzere olan yolu ifade eder. Bu ayette, Peygamber'in bu yolda sabit kılınması, onun rehberliğinin doğruluğunu pekiştirir.
Feth Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(2) – Esmâ âleminde=(Hz. Muhammed.)