‘Alleme-lkur-ân(e)
(1-2) Rahman, Kur'an'ı öğretti.
Kurân'ı öğretti.
Rahmân Suresi'nin bu ayeti, Allah'ın 'Rahmân' sıfatının bir tecellisi olarak Kur'an'ı öğretmesini ifade eder. Ayet, ilahi vahyin kaynağını ve insanlığa olan lütfunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' kelimesinin bir şeyi olduğu gibi idrak etmek olduğunu belirtir. 'Ta'lîm' (öğretmek) ise, bir başkasına ilim kazandırmak, onu bir şeyi bilmeye sevk etmektir. Bu ayetteki 'alleme' fiili, Allah'ın Kur'an'ı insanlara vahyederek ve peygamber aracılığıyla açıklayarak onlara bilgi ve anlayış kazandırmasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'alleme' fiilinin burada 'beyyene' (açıkladı) ve 'evdaha' (aydınlattı) anlamlarına geldiğini belirtir. Allah, Kur'an'ı indirerek ve hükümlerini açıklayarak insanlara neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğretmiştir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilm' kavramının Kur'an'da sadece bilgi edinme değil, aynı zamanda hikmet ve doğru anlayışla ilişkilendirildiğini vurgular. 'Alleme' fiili, Allah'ın insanlığa sadece kelimeleri değil, aynı zamanda bu kelimelerin ardındaki derin anlamları ve hikmeti de bahşettiğini gösterir. Bu, ilahi bir lütuf ve rehberlik eylemidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Kur'an' kelimesinin 'kara' (okumak, toplamak) fiilinden türediğini ve 'okunan' anlamına geldiğini belirtir. Aynı zamanda, sureleri ve ayetleri bir araya getirdiği için 'toplanmış' anlamını da taşır. Bu ayette, Allah'ın insanlara okumaları, anlamaları ve amel etmeleri için gönderdiği ilahi kelamı ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, Kur'an'ın 'okunan' anlamına geldiğini ve bu ismin, onun sürekli okunması ve tilavet edilmesi gerektiğine işaret ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın insanlığa hitaben indirdiği ve okunarak anlaşılması gereken kutsal metni vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an kelimesinin sadece 'okunan' değil, aynı zamanda 'toplayan' ve 'bir araya getiren' anlamlarını da içerdiğini ifade eder. Bu, onun farklı sureleri ve ayetleri bir bütün olarak kapsamasını ve tüm ilahi öğretileri bünyesinde barındırmasını gösterir. Ayette, Allah'ın insanlığa sunduğu kapsamlı ve bütüncül rehberliği temsil eder.
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
allemel kur’ane kur’an’ı allem/muallim, öğretti.
“Rahman olan Allah Kur’anı öğretti.” ifadesiyle genel manada ve herkesin anlıyabileceği şekilde bir izah tarzı ile anlatılmak istenmiştir. Bu ayeti kerimenin zahiri ifadesidir.
Batını ifadesi ise çok daha başka, çok daha engindir. Kısaca anlamaya çalışalım.
“Rahman olan Allah Kur’anı öğretti.” ifadesine karşılık, gerçekte ise, “Kur’an Rahmana öğretti,” şekliyledir.
Çünkü “Kur’an”, zattır; daha evvelcede belirtildiği gibi, Kur’an, “cemi esma” ve “sıfatı cami” olan zattır.
İsmail Hakkı Bursevî’nin tefsirinde de geçtiği gibi, “O (yaratılmış) var edilmiş değildir.” Dolayısıyla Rahman Kur’ana bir şey öğretemez, ancak Kur’an öğretti.
Yani esasen “Rahman, Kur’anı talim etti.” Kur’an, “Rahman”a Rahmaniyetini talim ettirdi, öğretti.
Çünkü Rahnmaniyet mertebesi zuhura gelmezden evvel “Kur’an”, yani sadece “Zat-ı İlahi” mevcuttu.
“Kur’an”, zattır;
“Furkan”, sıfattır (farklılık alemidir).
Kur’an “Zat-ı İlahi” olduğundan dolayı
- “Rahman”ı kendi varlığından meydana getirdi
- ve “Rahman”a kendi hakikatlerini öğretti;
- bütün alemi “Rahman” sureti üzere halk etti.
Rahman “Zat-ı İlahi” olan Kur’an’ı talim etti, öğrendi ve Rahman almış olduğu bu özellikle insanı halk etti..
Bu ayet hakkında, Elmalılı Hamdi Yazır şöyle izahat veriyor:
[“Allah rahmandır. Rahmetiyle, O Rahman Kur’anı öğretti” Elmalılı burada Arapça gramer kaidelerine göre bazı izahatlar verdikten sonra “Kur’an’ın öğretimi” manasına gelince ayette “alleme” fiilinin yer alması, Kur’an’a izafe etmektedir.
Bu, Kur’an’ın yalnız lafızlarının değil manasının da çok üstün bir tarz ifade ettiğini göstermektedir.] İbn-i Cerir ve Hatim’in, İbn-i Mes’ud’dan yaptıkları rivayete göre;
[ Kur’an’da her şeye dair ilim indirilmiş ve her şey beyan edilmiş ise de, bizim ilmimiz onun tamamını kavrayacak durumda değildir. ] Ama İbni Abbas (r.a) da demiştir ki:
[ Devenin ipi kaybolsa her halde onu Allah’ın kitabında bulurdum, ]
Mûrsî de şöyle der:
[ Kur’an evvelkilerin ve sonrakilerin ilimlerini içine almaktadır. ] Bu ayet hakkında. İsmail Hakkı Bursevi de “Rühu’l Beyan” tefsirinde şöyle açıklama yapıyor:
[ Kur’an’da bütün semavi kitapların gerçekleri ve hükümleri vardır. Kur’an’ı üğretmesi Allah’ın geniş rahmetinin alametlerinden olduğu için, önce bu nimeti zikretti ve şöyle buyurdu: Rahman olan Allah, Cebrail vasıtasıyla Muhammed (S.A.V)’e, Muhammed (S.A.V) vasıtasıyla da ümmetinin geri kalanlarına Kur’an-ı öğretti. ]
“Fethu’r Rahman” adlı eserde şöyle dendi:
[Kur’an-ı Kerim’in mahluk olmadığına dair delillerden birisi de şudur ki; Cenab-ı Hakk onu yüce kitabın elli dört yerinde zikretmiştir. Fakat bu yerlerin hiç birinde yaratma veya yaratmaya işaret eden hiçbirşey söylenmemiştir. İnsanı ise on sekiz yerde zikretmiştir ve bunların hepsi onun yaratıldığına işaret etmektedir. Bu sürede de insan ve Kur’an yan yana getirilmiştir.” ] (Ebu Suud) Yukarıda temas edilen mevzu üzerinde çok durulması lazım gelmektedir. Ancak bizler tefekkür yeteneğimizin azlığından bu tür konuları ilgi dışı bırakmaktayız. Dinimizin sadece fiillerle ilgili kısımlarını ve onları da şartlanmış birer iş şeklinde, robotlaşmış olarak tatbik etmeğe çalışmaktayız. Bu izah ve ifadelerin biraz daha açılması lazım gelmektedir.
Kur’an, “Zat”tır. Zat ise, mana ve sürete camidir.
Hal böyle olunca Kur’an’ın cildi, kağıdı, mürekkebi, zahiri mahluk;
batını ise Haliktır, İnsanın da dışı (eti, kemiği, saçı, elbisesi) mahluktur.
“Yaratılmış” (var edilmiş) hükmü bu yönündendir.
Batını (hakikati) yönünden ise mahluk değildir.
Hadisi şerifte;
“insan ve Kur’an bir batında doğan ikiz kardeştir” buyuruldu.
Kendimizi çok iyi tanımamız gerekmektedir. Yaratma kelimesinin hakikatini de çok iyi anlamamız gerekmektedir. Bundan sonraki ayette inşeallah bunlara daha geniş manada temas ederiz.