Errahmân(u)
(1-2) Rahman, Kur'an'ı öğretti.
Rahmân (çok merhametli olan Allah)
Rahmân Suresi'nin ilk ayeti, Allah'ın 'Rahmân' isminin Kur'an'ı öğretme eylemiyle doğrudan ilişkilendirildiğini vurgular. Bu ayet, Allah'ın engin rahmetinin tecellilerinden birinin, insanlığa hidayet rehberi olan Kur'an'ı indirmesi olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rahmân' isminin 'rahmet' kökünden geldiğini ve bu ismin sadece Allah'a mahsus olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın rahmetinin genişliğini ve bu rahmetin bir tezahürü olarak Kur'an'ı indirmesini vurgular. O'nun rahmeti, hem dünya hem de ahirette tüm varlıkları kuşatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'Rahmân' ismini 'çok merhametli' olarak açıklar ve bu ismin Allah'ın zatına mahsus olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, bu ismin Kur'an'ın indirilişiyle ilişkilendirilmesi, Kur'an'ın bizzat Allah'ın rahmetinin bir eseri olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rahmân' kavramının Kur'an'da Allah'ın en temel ve evrensel niteliklerinden biri olduğunu belirtir. Bu ayette 'Rahmân' isminin Kur'an'ı öğretme fiiliyle birlikte anılması, Kur'an'ın insanlığa yönelik ilahi bir lütuf ve rahmetin somut bir tezahürü olduğunu vurgular.
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Rahman”ın ne oldugunu bilemedikten sonra bu sürenin özünü ve hakikatlerin! anlamamız mümkün olamıyacaktır.
Her surenin “şeriat”, “tarikat”, “hakikat”, “marifet” mertebelerinden izah ve yaşantıları vardır.
Bu süre-i şerifin de yeri geldikçe bu mertebelerden izahına çalışacağız.
Kur’anı Keriym Furkan Suresi 25. sure 59. ayet
حْمَنُ فَسْئَلْ بِهِ خَبِيرًاعالر
errahmanü fes’el bihî habiyren
“Rahman ki, bu halde bihî/onun ile haberdar (ona haberi olana) sual/soru et”
“Rahman’ı haberi olan birisinden sor”
حمنَالر “Rahman”ı harfleri itibariyle incelediğimizde, ( ) “rı/ra” Rahmaniyet () “ha” hayat () “mim” “Hakikat-i Muhammedi”
( ) “nun” “kudret nuru”, olduğunu anlamamız zor olmayacaktır.
Rahman; “Nefes-i Rahman”ı hayata çevirip, “Hakikat-i Muhammediyye”yi kudret nuru ile ortaya çıkarıp faaliyete geçirmesidir.
حمنَالر “Rahman” Ebced hesabı ile incelediğimizde ortaya çıkan sayı 19 olmaktadır. Şöyleki;
( ) “rı/ra” 200
() “ha” 8
() “mim” 40
( ) “nun” 50 = 298 (2+9+8=19) Görüldüğü gibi ortaya “Kur’an-ı Kerim”in şifresi olan 19 sayıs çıkmaktadır.
Bunun ifadesi ise, 18 bin alemi bünyesinde toplayan “İnsan-ı Kamil”dir. Kendisine Kur’an nazil olan, yani Zatî tecelliye mazhar olan “Hazret-i İnsan”dır.
Cenab-ı Hakk “A’ma”da iken, yani kendi varlığında, kendi kendinde iken , bu varlıklar daha henüz meydana gelmemiş iken;
bilinmekliğini istediğinden, bir tecelli ederek “Ahadiyyet” mertebesine tenezzül ettiğinde iki vasfı ortaya çıkıyor.
Bunun bir yönü benliğini yani “ene”sini, bir yönü de Hüviyetini yani kimliğini oluşturmuştur.
Buradan da “Vahidiyyet”e tenezzül ederek;
“sıfat-ı subutiyye”yi yani 7 sıfatını
- Hayat,
- İlim,
- İrade,
- Kudret,
- Kelam,
- Semi,
- Basar
ve 8’incisi “mükevvenat”ı, yani bu alemleri meydana getirmiş olmaktadır.
İşte “Vahidiyyet”te “sıfat-ı subutiye”nin ve diğer “zati sıfat”larının ortaya çıkmasıyla “Rahmaniyyet” mertebesi meydana gelmiş olmaktadır.
Rahmaniyette, bütün varlıklar (daha henüz varlık sahnesine çıkmamış olarak) kendi bilimsel ve birimsel varlıklarını bulmaktadırlar.
Bu mertebe, “isimlerin ve sıfatların gerçek yüzleri ile meydana gelisinden ibarettir” *(3) diyen zat ne kadar güzel ifade etmiştir.
*(3) Abdül Kerim Ciyli Yani Cenab-ı Hakk’ın 99 esması ve sıfatlarıyla birlikte, bunların gerçek yüzleri ile meydana gelisinden ibarettir.
Kur’anı Keriym Kamer Suresi 54. sure 50. ayette
وَاحِدَةٌ كَلَمْحِ بِالْبَصَرَِ٥٠ وَمَا أَمْرُنَا إِلَّا
ve ma emrüna illa vahıdetün kelemhın bil basarı “ve bizim emrimiz illa/ancak vahid/tek bir tıpkı lemh/(göz) kırpması el basar/göz ile gibi/kadardır (anidir),”
“Bizim emrimiz bir göz kırpması kadar anidir,” İzahen: Bizim emrimiz olmaz. İlla bir emrimiz olur, yani “Vahidiyyet” mertebesinden (birlik mertebesinden) bir emrimiz olur ve o göz açıp kapayıncaya kadardır.
Bir başka ifade ile bu oluşuma “Tecelli-i Vahid” denilmektedir.
Her ne kadar “Vahidiyyet” mertebesinden olan bu emir göz açıp kapayıncaya kadar diye ifade ediliyorsa da, bu izah sadece zahir ifadesiyle anlaşılacağı gibi değildir. Faaliyet sahasında bu emirler zamana yayılır.
Küçük bir misal verelim, bir tiyatro veya oyun sahnesinde perdenin açılmasıyla gösteri başlar. Her oyunun kendine göre olan süresi bitince perde iner. Bu oluşum bir göz açıp kapatıncaya kadardır.
Adem (a. s) ile başlayıp açılan, kıyamete kadar sürecek olan insanlık oyununun perdesi son gününde kapandığında, bu oluşum da bir göz açıp kapanıncaya kadar geçen süre olacaktır.
Ef’al mertebesinde zuhura gelen fiiller bizlere göre oldukça uzun olan sürelerdir.
Hadis-i Şerifte:
“etteenni minerrahmani” yani “teenni (acele ftmeden, ihtiyatlı, akıllı) Rahman’dandır.”
“el aceleti mineşşeytani”
“acelecilik şeytandandır.” Yüce Allah’ın ilk rahmeti o dur, ki Onunla bütün aleme Rahmet tecellisiyle, onları kendi özünden halk etti.
Yani bu alemde ne kadar varlık varsa, Cenab-ı Hak bunların hepsini kendi özünden halk etti. Dolayısıyla hepsine Rahmaniyetinden bir varlık verdi.
Netice itibariyle bu varlıkta Hak’tan gayrı bir varlık yoktur ve olması da mümkün değildir.
“Zat-ı Ulûhiyyet” kemalatını şuhud zevki ile bilmeye muhabbet ettiğinde, muhiyt olduğu sonsuz fezaya zuhur arzusunun ateşiyle “Nefes-i Rahmani”sini gönderdi.
Bu nefes neticesinde sonsuz fezada yani kendi latif vücüdunda öbek öbek açığa çıkan “Nefes-i Rahmani” sonsuz alemlerin hülasasıdır.
Nefis ise, onların birimselliğidir.
Ve nefesin şiddetinden hareket hasıl oldu.
İlim ehli bu nefese “sehab-ı muzi” yani “parlak bulut” tabir ederler.
Bu bulut, zatın kendi zatında, yine kendi zatına kendi zatıyla vaki olan bir tecellidir ve “nefes-i Rahmani” zatın aynıdır.
Ebul Hasan Gari Hz. buyuruyor ki:
[ Tenzih ederim şu yüce zat-ı alayı ki, nefesini latif kılıp ona Hak ismini verdi ve nefesini kesif kılıp ona da halk ismini verdi. Hak kendi nefesini Nefes-i Rahmani ile vasf etti. ] Malum olsun ki, fezada nefh edilmiş olan “Nefes-i Rahmani” Ulühiyyetin zahiri olan tabiat üzerine vaki olur. Hem o “Nefes-i Rahmaniye”de zahir oldu.
Esma-i îlahiyye “Nefes-i Rahmaniyye” ile zuhura çıkmazdan evvel batındaydı, yani habs idiler.
Bu alemler var olmazdan evvel gizli hazinede habs idiler. Yani kendi varlığında gizli habs hükmündeydiler İşte “nefes-i Rahmani” yayıldığı zaman bütün varlıklar varoluş gayelerini meydana çıkarmak için faaliyetlerine başladılar ve kendilerine lazım olan istihkaklarını talep ettiler.
Varlıkların zuhura çıkıp eserlerini sergilemeleri ve istihkaklarını almaları için nefesini nefh etti.
Böylece her varlık kendi aleminde varlıklarını ispat ettiler.
“Nefes-i İlahi”nin marifetini murad eden kimse alemi bilsin. Zira nefsini bilen kimse, alemde zahir olan Rabb’ını bilir.
Kur’anı Keriym Mü’’minün Suresi 23. sure 14. ayette
فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ
“fetebarekellahu ahsenül halikıyne”
“bu halde ahseni/en güzeli halk eden Allah teberak/ne yüce, ne mübarektir.”
“En güzeli halk eden Allah ne mübarektir.” Bu alemleri bu mülkü böylece en güzel şekilde zuhura getiren Allah (c.c) ne güzeldir.
Ey salik, Hak yolunda “Makam-ı Cem-ül Cem”e gelip, cümle “Esma-i İlahiye”nin eser ve ahkamı senden zahir olduğu vakit;
sen, hakikatinle Hak ol.
suret ve zahirinle de halk ol.
Hakk’ın bütün mertebelerinin ahkamı sende toplanmış olmakla, sen sureti İlahiye üzere bulunman ile bütün halka Rahman olursun. Zira “İnsan-ı Kamil” zahiri ve batını ile halka rahmettir.
S.A.V Efendimiz hakkında, Kur’anı Keriym Enbiya Suresi 21. sure 107. ayette
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ
“vema erselnake illa rahmeten lil alemiyne”
“ve illa/ancak alemler için (e) rahmet olarak biz seni ersel/ gönderdik”
“Biz seni ancak alemlere rahmet olasın diye gönderdik” buyuruldu.
ve “İnsan-ı Kamil” Hakk ile halkı camidir.
Ve halkıyyetiyle cemî a’yan ve ekvana, yani bütün alemlere “Rahman”dır.
“İnsan-ı Kamil” Hakk’la halkı birlemiştir. Yani suret ile manayı, halk ile Hakk’ı birlemiştir.
Aslında bunlar ayrı şeyler de değildir. Ancak genelde hayal aleminde yaşadığımızdan; hayal ise varı, yok; yoku, var gösterdiğinden gerçeğin tersini görmekteyiz.
İşte biz tek alem olan bu varlığa, hayali gözle baktığımızdan “Hakk” ve “halk” diye ikiye ayırıyoruz.
İnsan-ı Kamil bu hayal mertebesinden geçipte hakikat mertebesine ulaştığından, Hakk ile halkın ayrı şeyler olmadığını müşahede ettiğinden, tek görüşe ulaşıp gerçek tevhid ehli olmuştur.
Rahmaniyyet mertebesine verilen zahiri isim “Rahman”dır.
Bu mertebede “Rahman” ismi ile bir özellik almasının sebebi, “Hakk”a ve “halk”a bağlanan bütün mertebeleri rahmet kapsamına almasıdır.
Hakk’a bağlanan mertebelerdeki zuhuru ile halka nispet edilen mertebelerde zuhur etmiş olur. Böylece “Rahman” bütün mevcudata şamil olan bir rahmet olur.
Rahmaniyetin bu kısa izahından sonra süre-i şerifedeki yolumuza devam edelim.
Kur’anı Keriym Rahman Suresi 55. sure 1-4 ayetleri
م الْقُرْآنِعحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَىَٰالرُّ ﴿١﴾
مَّهُ الْبَيَانِعخَلَقَ الْإِنْسَانَ عَلَ
“er rahmanü (1) allemel kur’ane (2) halekal insane (3) allemehül beyane (4)
“Rahman (1) kur’an’ı allem/muallim, öğretti. (2) insanı halketti, (3) beyanı/konuşmayı ona/kendisine allem/öğretti. (4)
“Rahman olan Allah Kur’an’ı öğretti. İnsan-ı halketti, ona konuşmayı öğretti.
Süre-i şerifedeki ifadelerin daha iyi anlaşılabilmesi için muteber tefsirlerin bir çoğunun mevzu ile ilgili bölümlerini buraya dahil etmeyi düşünmüştük, ancak kitabımızın hacmi buna müsait olmadığından Elmalı’lı Hamdi Yazır’ın on ciltlik Kur’an Dili tefsirinden mevzu ile ilgili yerleri yeri geldikçe konu edeceğiz. Böylece mevzuumuzu daha iyi anlamak mümkün olacaktır. Allah’tan (c.c) en çok ihtiyacımız olan akıl ve gönül açıklığı vermesin! niyaz ederiz.
(55/1) حمنَالرُّ ﴿١﴾
“errahmanü
Bu ayet hakkında Elmalı Hamdi Yazır şöyle izahat veriyor:
[Rahmet ve sonsuz ihsanı kaynaşıp duran ve ondan dolayı bir ismi de Rahman olan Allah-u Tealadır. Arab dil bilgisi kurallarına dayanarak irab yönünden “müpteda” (kendinden sonra gelende haberi görünen) dır.] Bu ayetin müstakil bir ayet olduğuna bakarak, takdir edilen müptedanın haberi olarak şöyle bir mana ortaya çıkar:
Allah Rahmandır veya “Hüverrahmanu” (O Muktedir, Melik, Rahman’dır.)