İçeriğe atla
Kıyâme 2Cüz 29 · Sayfa 577

Kıyâme Sûresi 2. Âyet

القيامة

Sohbete sor

Velâ uksimu bi-nnefsi-llevvâme(ti)

(Kusurlarından dolayı kendini) kınayan nefse de yemin ederim (ki diriltilip hesaba çekileceksiniz).

Kıyâmet Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Pişmanlık çeken nefs-e yemin ederim.” (75/2)


Kıyâm-et e yemin edildikten sonra bu âyette de pişmanlık çeken nefse yemin edilmektedir.

Yunus (a.s.)’ın yaşamında bunun hakîkatı mevcuttur. Yunus (a.s.) imân etmeyen kavminden uzaklaştıktan sonra bir gemiye binmiştir. Ama gemi rüzgar esmediğinden denizin ortasında kalmış ve uzun bir süre hareket etmeyince, gemi kaptanı ariflerdenmiş ve içimizde bir günahkar var demiş. Bunun üzerine Yunus (a.s.) bu benim diyerek gemiden atlamıştır. Yunus balığıda kendisini yutarak bir müddet karnında taşımıştır. Ama hazmedememiş kendisini bir sahile bırakmıştır. Yunus (a.s.)’ın balığın karnında cildi inceldiği için sineklerden korunmak için sineklerin gelemediği kabak yapraklarının altına sığınmıştır. Her birerlerimiz hayal ve vehim Yunus’unun karanlığından kurtulmak için Terzi Baba (14) İrfan mektebi kitabında bulunan “Nefsi Levvâme” bölümünün ilk seyirde ilmini öğrenmeli daha sonra ki ikinci seyirde müşahade etmeli ve üçüncü seyirde yaşantıya aktarabilmelidir.

Birde kişinin zorunlu kıyameti kopunca irfâniyet eğitimi almadığı için düşüncesinde ebedi kalıcılardan olacaktır. (Halidina Fi Ebeda). Bu düşüncesinde ebedi kalış ve ilerleyemeyiş kendisinde kınamaya ve pişmanlığa sebep olacaktır.

Bu konuda yaralı olacağı için (14) İrfan mektebi kitabından Nefsi levvâme bölümünü buraya alıyorum…


“NEFS-İ LEVVÂME” Levm etmek; çekiştirmek, zemmetmek, paylamak, serzeniş telâşlânmak, pişmanlık duymak, anlamında dır.

Zikri: “YA ALLAH” tır.

İdrâki: Bu mertebenin şuuru ile ileriye doğru gitmeğe gayret etmesidir.

Kûr’ân-ı Keriym, Enbiya Sûresi, (21/87) Âyetinde bu mevzua işaret vardır.

فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَن لَّا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ {الأنبياء/87}

“Fenâdâ fizzûlümâti en lâilâhe illâ ente sübhaneke inni küntü minezzâlimiyn.” Meâlen; “ Karanlıklar içinde “senden başka ilâh yoktur, sen münezzehsin, doğrusu ben zalimlerden oldum,” diye niyaz etmişti”.

Hâli: Bu mertebenin haliyle hâllenmeye çalışmaktır.

Kûr’ân-ı Keriym; Kıyâmet Sûresi; (75/1-2) Âyetinde bu hâle işaret vardır.

لَا أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ {القيامة/1} وَلَا أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ {القيامة/2}

“Lâ uksimü bi yevmil kıyâmeti. (1) “

“Ve lâ uksimü binnefsillevvameti. (2)” Meâlen:Kıyâmet gününe ve pişmanlık çeken nefs-e yemin ederim.

Yaşantısı: Nefs-i levvâmenin biri emmâreye, diğeri de mülhimeye bakan iki yüzü vardır. Ehli hayvandır. Davul önünde oynar, kürsi dibinde ağlar. Kendini beğenmiş olup, şer kaynağıdır, ham sofudur.

Nefs-i levvâmenin belirgin ahlâk ve sıfatları; “ cehalet, hamlık, kızgınlık, gıybet, levm, çok yemek ve seks” dir.

(HAVF ve RECA) (korku ve ümit) arasında yaşar.

Bu mertebeden kurtulup yükselmenin anahtarı, (yâ ALLAH) ( c.c.) ismi Celâli dir. Mürşidinin sâlik’e yapmış olduğu bu telkinle zikre başlar, nûrunu, sırrını ve halini müşahede edinceye kadar çalışmalarına devam eder.

Rengi: Kızıldır. Mürşidinin himmeti irşadıdır.

Şeriat mertebesidir.

Bu hususta kısa bilgi sunmağa çalışalım.

Bu dünya âleminde bulûğa eren ve (nefs-i emmâre) tesirinde olan kimse, yukarı da bahsedilen biçimde çalışmalarını sürdürdükçe yavaş, yavaş manen güçlenmeğe başlar.

Nefs-i Emmâre’de kendine hakim olamayan yapmış olduğu her işte, “oh olsun, ne iyi yaptım,” diyen ve pişmanlık duymayan kişi, (nefs-i levvâme) ye ulaşınca, az da olsa şuurlanmaya ve pişmanlık duymaya başlar.

Yaptığı düşük işleri her ne kadar henüz daha durduramaz ise de, ancak yanlışlıklarının farkına varır. Kendi kendine pişman olur.

Bir daha yapmamaya gayret eder. Böyle böyle irâdi güç toplamaya başlar. Eski hareketler firenlendikçe kötülükler azalır ve artık yapılmaz hale gelir.

Kişi yavaş yavaş üzerindeki (emmâre nefs-in) hakimiyetinden kurtulmaya başlar.

Ancak burada yine tehlike vardır. Çünkü (nefs-i levvâme) bir yüzden içeriye, yani (nefs-i mülhime) mertebesine bakıyor ise de bir yüzden de eski mertebesi olan dışa dönük (nefs-i emmâre) ye bakar. Himmetini yüceltirse içeriye doğru ilerler. Eğer eksiltirse dışarıya doğru gidip eski haline döner.

Her ne kadar bu mertebe dıştan ikinci daire ise de aslında çok mühim bir mertebedir. Balığın karnında karanlıklar içinde kalan ve oradan çıkmağa çalışan Yunus (a.s.) gibi niyaz eder ve içinde bulunduğu (nefs) mertebesinin karanlığından kurtulup, zikr’in nûru ve sohbetin feyzi ile aydınlanmağa çalışır.

Âyet’te; “Kıyâmet gününe ve pişmanlık çeken nefse yemin ederim,” diye buyuran Cenâb-ı Hak, acaba kıyâmet ile nefs-i levvâme yi niçin birlikte zikretmiştir? Demek ki; Hakk Teâlâ Hz. “nefs-i levvâme”ye o kadar çok değer veriyor ve bizim dikkatimizi çok açık olarak bu istikamete çekmek istiyordur.

Birimsel kişiliğinin gelişmesi için bu mertebe de yüzünü (nefs-i mülhime)’ye çeviren kimsenin oraya ulaştığında, (nefs-i levvâme)’si nin kıyâmeti kopmuş olur. Böylece onun ahlâkından kurtulur, kendine ve Hakk’a doğru bir daire daha yaklaşmış olur.

Yukarıda bahsedilen Âyet-i Kerime de, Yunus (a.s.) hayatından bir bölüm kısaca anlatılmaktadır.

Lâkabı Zünnun ( Nun sahibi ) olan Yunus peygamber, uzun nasihatler ve vaazlar neticesinde ıslah olmayan kavminden ümidini keserek bireysel akl-ı ile hareket ederek bulunduğu kasabasından hicret etmeğe karar vererek yola çıkar. Nihayet bir suyun başına geldiğinde, karşıya geçmek üzere bir gemiye biner, fakat bütün şartlar yerinde olduğu halde gemi hareket etmez.

Bunun üzerine kaptan gemide bir günahkâr olduğuna ve bu yüzden geminin hareket edemediğine karar vererek, bunu ilân ettirir. Bu hadise üzerine, gemiden suya atlayan Yunus (a.s.) mı yutan yunus balığı, onu midesinde bir müddet dolaştırdıktan sonra sahilde bir kenara çıkarır.

Balığın midesinde; karanlıklar içerisinden, (lâ ilâhe illâ ente sübhaneke inni küntü minezzâlimiyn.) Duasını okuyarak, Rabb’ı nın affına mazhar olur.

Bu hadise bizlere Hakk yolunda çok büyük tecrübeler kazandırmaktadır.

Evvelâ bir kimsenin aldığı görevini kendi aklına göre karar vererek bırakmaması gerektiğini.

Dara düştüğünde Rabb’ına sığınmayı…

Her zaman Rabb’ı ndan ümit var olmayı…

Başına gelen hadiselerden ibret almayı…

Kendini eleştirmeyi ve varsa, yapılan yanlışlıklardan pişmanlık (levm) duymayı.

Ahdine vefayı ve daha birçok ibretleri bildirmektedir.

Yunus (a.s.) balığın midesinde iken üç karanlık içerisinde idi.

Biri kendi varlığında mevcud!

(1) Nefs-i levvâme karanlığı:

(2) Balığın midesindeki karanlık:

(3) Suyun içinin karanlığı:

İşte bir Hakk yolcusu sâlik de, başlarda bu üç karanlık içerisinde dir de, farkında bile değildir. Ayrıca yaşayan her insân da, bilsin bilmesin, fikren ve fiziken dahi bu hüküm içindedir. İnsân-ı insân yapan kendinde ki İlâhi akıl ve bilinçtir.

Bu akıl, nefs-i benliği tarafından kaplandığında birinci karanlık içerisinde dir. Vücûd varlığı da bunları kapladığından ikinci karanlık içerisindedir. Vücûd varlığını da nasıl ki; suyun, içindekilerini kapladığı-sardığı gibi, oksijen deryası kaplayıp sarmaktadır. Bu da üçüncü karanlıktır.

İşte bu karanlıklardan kurtulmak için, (Zünnun) lâkab-ı nı faaliyyete geçirmek gerekecektir. (ذُ) zü” sahip (نون)nûn” Nûr-u İlâhi ve kudret nun-u dur. Nun nûr’a dönüşünce kudret, ortaya çıkar. Melâike-i kiram nûrdan dır ve Hakk’ın bütün ilâhi kudret ve sıfâtlarıyla her mahalde faaliyettedirler, ulaşamadıkları hiçbir zerre ve mahal yoktur.

Genelde yaşadığımız hayat dahi Zünnun’un hayatından başka bir şey değildir.

Hava dediğimiz (oksijen) deryası her tarafımızı istilâ etmiş lâtif bir denizdir. Vücud varlığımız yunus balığıdır, aklımız olan gerçek kimliğimiz ise o balığın karnında yani (batn-ı n da) batının da dır, ve sadece bedenler yaşanan hayatlar aynen bu üç karanlık hükmündedir. Tek fark bizim dikey, balıkların yatay geziyor olmalarıdır.

Bu halde iken bireysel dini görevlerini ihmal edip onlardan uzaklaşarak hakikat-i ilâhiyyeden hicret etmek, aynen Yunus (a.s.) mın o günkü haline düşmek olur ki; nefis balığı her birerlerimizi hemen yutarak kendine yem yapar ve bir ömür boyu beden balığımızın içinde onunla birlikte, o nun esiri olarak yaşar gideriz de haberimiz bile olmaz.

İşin aslı ise nefs yunusumuz’un içinden çıkıp o na hakim olup eğitmekle bir çok yararlı işlerde kullanıp ondan istifade etmeyi öğrenmek bizlere çok şey kazandıracaktır.

İşte, Cenâb-ı Hakk bu hakikatleri bizlere Kûr’ân-ı Keriyminde (Zünnun) Yunus (a.s.) mın hayatından küçük bir bölüm halinde hikâye ederek habibinin lisanından bizlere ulaştırarak lütfetmiştir.

Faydalı olur düşüncesiyle, yeri gelmişken bu hadise hakkında küçük bir hatıramı da ilâve edeyim.

Sayın; muhterem hocam, Ahmed Elitaş ile tefsir derslerimizi okurken Yunus (a.s.)’mın bu faslına gelince, kendinin Kûr’ân-ı Azimüşşandan daha evvelce derlediği (10) soruyu sormuştu, onlardan bir tanesi de; (tabutuyla gezen kişi kimdir?) idi, az sonra sorusunu yine kendisi cevaplayarak, “düya da tabutuyla gezen tek kişi Yunus (a.s.) ‘dır,” diyerek ilâve etmişti. ALLAH (c.c.)’lühü razı olsun.

Kıyâmet kelimesi genel anlamda dünyanın sonu, kıyametin kopması diye ifade edilirken, özel anlamda ise (KIYÂM-ET) yani ayağa kalk anlamında dır. Ayağa kalkmak ise, iki türlüdür. Biri fiziki ma’nâ da, yatmak veya oturmaktan kalkmak, diğeri ise akıl ve şuurda ayağa kalkmak, yani şuurlanmak, gafletten uyanıklığa yönelmektir.

İşte bu durum da olan kimse, eski yaptıklarından pişmanlıklar duyarak kendini levm etmesi ile aklî mahiyette kıyam, etmektedir. Böylece nefsinin hükmünde olan akl-ı cüz’ün den, akl-ı külle doğru yola çıkması o mertebenin gerçek kıyâm-et’ i dir.

Böylece beklenen genel kıyâmet gelmeden, kendi bireysel kıyâm-et’i ni koparmış ve vaktiyle hesabını, kitabını da görmüş olur.

Âhirette ise belki insânların çoğu kendilerini levm edeceklerdir. Günahkârlar, günahlarından pişman olacakları için, iyiler ise neden daha iyi olamadıklarından pişman olup kendilerini levm edeceklerdir.

Bu ve benzeri hallerden bizleri vaktiyle uyaran Cenâb-ı Hakk, Kıyâmet Sûresi 1-2 Âyetlerinde ki; ikazlarıyla başımıza gelebilecek olumsuz hadiselerden bizleri yemin ederek korumağa çalışmaktadır. Bu çalışmalar sonun da idrak yükselmesi yolunda bir merhale daha aşılmış olur. ALLAH (c.c.) seyr halinde olanlara gayret ve kuvvet versin.

*

* *

Bu mertebenin zikri olan ALLAH esmâsı verilen sayıda çekildikten sonra yukarıda belirtilen idrâki ve hâli ni ifade eden Âyetlerin en az (33) üçer def’a çekilmesi bu mertebenin daha iyi yaşanmasına yardımcı olacaktır.

Bu çalışmalar yapıldıktan sonra yine üç Îhlâs bir Fatiha okuyup Peygamber Efendimiz (s.a.v.) min ve ehli beyt hazaratının rûhlarına hediye eyleyip, o günkü dersimizi bitirmiş oluruz.

Ancak dersimiz daha ileride ise bu duayı son dersimizin sonunda yaparız diğerlerini de böyle devam ederiz.[66]


Nun – Balık Yûnus aleyhiselâm, “Zün-Nun” olarak anılmaktadır. Bu da balık sahibi demektir. Aslında her birerlerimiz de oksijen deryâsında yüzen dikey balıklar gibiyiz. İşte bu dikey hâlimizle de mir’ac ehliyiz. Tabi bu hakîkatleri anlarsak Yûnus aleyhiselâmın, Nefsi levvâme dersimizde ki duâsını hâtırlayalım.

وَذَا النُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَن لَّا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ {الأنبياء/87}

Fenâdâ fizzûlümâti en lâilâhe illâ ente sübhaneke inni küntü minezzâlimiyn.

Karanlıklar içinde “senden başka ilâh yoktur, sen münezzehsin, doğrusu ben zalimlerden oldum,” diye niyaz etmişti”.

Yolumuz ile alâkalı bu durum nedir, (ن) “Nun” verilen sayı değeri 50 dir. Bir bakıma bu harfin açılımının sayısal değeri isei (ن) Nun: 50, (و) Vav: 6-13, (ن) Nun: 50 dir.

Bir yönü, (50+6+50)= 106

(106) “Kureyş Sûresi”dir, (مَكَّ) Mekke’nin câhiliye’den, imâna dâvet edildiği hâlidir. Aradan sıfır kaldırıldığında “16” kalır, bu da “3” mertebeden Hakîkat-i Muhammediye ve Efendi Babam’ın isminin sayısal bağlantılarından bir tanesidir.

İşte “13” mertebe ile bu sayı (106+13)= 119 olur. “1” ve “19” dur. (1) Ahadiyet mertebesi ve (19) İnsân-ı Kâmil’in şifresine uzanır.

Mustafa Hilmi Safi Babam rahmetullâhi aleyhin sıra sayısı olan “50” (سورة ق) “Kaf Sûresinin”, Kûr’ân-ı Kerim’de 26. Cüz’de olduğunun bilgisi daha önce verilmişti. (26) Mûsevîyet ve Târîkat mertebesidir. “50” (ن) Nun harfi olarak sükûn halidir. İşte bu tuzlanmış balık yolumuzun seyrinde yanında 51. sıraya geçecek olan o zaman genç olan Hazmi Babam ile “Hakîkat-i İlâhi Deryâsı” kıyısına götürülmüştür. İşte o zaman (ن) “Nun” yani Balık bu sükûn hâlinden çıkmış ve bu “Hakîkati İlâhi Deryâsında” (نا) “Na” (Biz) olarak hareketlenmiştir. Yol hâli ile devâm edilmiştir. Genç, balığın “Hakîkat-i İlâhiyye Deryâsına” karıştığı yeri hatırlamış ve buraya geri dönülmüştür. Yalnız hikâye, hakîkat aynı ama karekterlerin isimleri değişmiştir. İşte buraya dönülmeye başladığında, Hazmi Babam rahmetullâhi aleyh 51. Sûresi 26. cüz ve 27. cüzü birbirine bağlayan yâni târîkat ile hakîkat-ı birbirine bağlayan yerde bulunmaktadır. Genç karakteri ise Nusret Babam rahmetullâhi aleyh olmuştur. Balığın “Hakîkat-i İlâhiye Deryâsına” akıp gittiği yere gelince, (موسى) Mûsâ karekteri Nusret Babam rahmetullâhi aleyh, genç ise Efendi Babam olmuştur. Nusret Babamın sıra sûresi (52) 27. cüz içindedir. Gemiye binince Hızır Efendi Babam’dır. Neccâr ifâdesi ve bağlantılarından anlaşılmaktadır. “3” imtihan– yaşantı ise, Hazmi Babam, Nusret Babam ve Efendi Babamın sıra numarasında Nun-50 yanında bulunan, 51, 52, 53 ile bağlantılıdır. Yolda ki üç seyir hâli olan İlm’el Yakin - Nefsi Benlik, Ayn’el Yakin - İzâfi Benlik, Hakk’el Yakin - İlâhi Benlik seyri ile bağlantıları vardır.

Yaklaşık üç yıldır yaptığımız, ülkemizin güney bölgelerine seyahatte Antakya’nın Samandağ ilçesinde bulunan Mûsâ ağacı diye bir ziyâret yeri vardır. Bu ağacın bu bölgede olmasının sebebi, (موسى) Mûsâ aleyhisselâm ile (خِضِر) Hızır’ın Samandağ’da Akdeniz’de buluştuğu rivâyet edilmektedir. Gerçekten bu buluşma Samandağ sahilinde olmuş mudur? Bu konuda bir bilgim yoktur. Yalnız sürekli bu bölgede 3 senedir üst üste dolaşmamızın bir hikmeti vardır diye düşünüyorum.

Daha önce seyrettiğim bazı videolardan toprak içinden cansız bir şekilde kılıf içinde duran balıkların canlandığı ve çöle yağan yağmur sonrası oluşan göllerde ortaya çıkan balıkların kaynağı nereden geldiği anlaşılamamaktadır.

Bu balığın ne olduğu konusunda bir müşâhadem oldu. Bu balığın “Dil balığı” olabileceğini düşünüyorum. Dil hem söz söyleme aracı hem de eski dilde gönül demektir.[67]


أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَلَّن نَجْمَعَ عِظَامَهُ {القيامة/3}

(E yahsebul insânu ellen necmea ızâ meh)

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(8)