Ve-ttîni ve-zzeytûn(i)
Tin'e ve zeytun'a andolsun.
Tîn'e ve Zeytun'a,
Tîn Suresi'nin ilk ayeti, 'Tîn' ve 'Zeytûn' kelimeleri üzerinden yemin formunda bir başlangıç yapar. Bu kelimeler, hem botanik anlamlarıyla hem de sembolik çağrışımlarıyla ayetin temelini oluşturur ve yemin edilen varlıklar olarak özel bir vurgu taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Tîn' kelimesinin bilinen meyve olan incir olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın bu meyveye yemin ederek ona atfettiği önemi ve bereketi vurgular. Bu yemin, incirin faydalarına ve yaratılışındaki hikmetlere dikkat çeker.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'Tîn' kelimesinin zahiri anlamıyla incir meyvesi olduğunu ifade eder. Ayetteki yemin bağlamında, bu meyvenin kutsallığına veya yetiştiği coğrafyanın önemine işaret eden bir mecaz olabileceğini de ima eder, ancak öncelikli anlamın meyve olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki yeminlerin genellikle önemli bir konuya dikkat çekmek veya bir gerçeği pekiştirmek amacıyla kullanıldığını belirtir. 'Tîn' kelimesinin burada kullanılması, incirin sadece bir meyve olmanın ötesinde, belirli bir coğrafya, medeniyet veya peygamberlik dönemiyle ilişkilendirilebilecek sembolik bir değere sahip olabileceğini düşündürür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Zeytûn' kelimesinin bilinen zeytin ağacı ve meyvesi olduğunu açıklar. Kur'an'da zeytinin mübarek bir ağaç olarak nitelendirildiğini ve yağının aydınlatmada kullanılması gibi faydalarına işaret edildiğini belirtir. Ayetteki yemin, zeytinin kutsiyetini ve bereketini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'Zeytûn' kelimesinin anlamının açık olduğunu ve zeytin ağacını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki yemin, zeytinin hem besin değeri hem de yağından elde edilen faydalar nedeniyle Allah katındaki değerine işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an'da 'Zeytûn' kelimesinin geçtiği yerlerde genellikle bereket, nur ve kutsallık gibi anlamlarla ilişkilendirildiğini vurgular. Tîn Suresi'ndeki yemin, zeytinin bu sembolik değerini pekiştirerek, onun yaratılışındaki ilahi hikmetlere ve insanlık için taşıdığı öneme dikkat çeker.
Beled, Şems, Leyl, Duhâ ve İnşirâh Sûreleri
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bütün âlemleri halketmiş olan Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın küçük bir incir ve zeytin ile ne işi olabilir ki üstelik onların üzerine yemin ederek hitapta bulunuyor, incir ve zeytinin Rabblarına yemin etmeleri gerekirken Rabbları onların üzerine yemin ediyor. Küçük bir çocuk dahi bir yemin ettiğinde kendisi için değerli olan en büyük şeyler üzerine
yemin etmektedir.
Bu durumda bizim anlamamız gereken Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın burada yemin ettiği incir ve zeytin ne kadar değerli bir şey olduğudur.
İncir;
Bütün feza incirin kabuğu, içerisinde bulunan gezegenler ve yıldızlar ise incirin çekirdekleri hükmündedir. Cenâb-ı Hakk (c.c) burada açıkça âlemleri de belirtebilirdi ancak bâtıni olarak ifâde edilen vahdette kesret sırrı anlaşılmaz idi.
Zeytin;
Zeytinin yenilebilir hale gelmesi için belirli bir süre kapalı olarak bekletilmesi gerekmektedir ki bu seyri sülûk yolunun ifâdesidir.
Zeytin ezildiğinde çıkan yağı tek olarak bütün zeytinleri içerisinde barındırmaktadır ki kesrette vahdet’in ifâdesidir. Kesretten vahdete ulaşabilmek için biraz zaman geçmesi lâzımdır. Zeytin başlangıçta biraz acı ve yeşildir, hamdır, toplandığı gibi hemen yenmez bir müddet kapalı yerde bekletilmesi lâzımdır ondan sonra belirli işlemlerden geçirilip yenecek hale gelir.
İşte insan da başlarda böyle ham zeytin gibidir acıdır hamdır, onun olgunlaşması için bir müddet riyazat ve nefs terbiyesi çalışmaları yapmak lâzımdır, o şekilde terbiye edilen nefs gıda haline gelen zeytin gibidir. Ayrıca siyahlaşmış renginden dolayı varlığında “a’mâiyyet” hakikatinide temsil etmiş olmaktadır.
وَطُورِ سِينِينَ
(Ve tûri sînîne)
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bütün âlemleri halketmiş olan Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın küçük bir incir ve zeytin ile ne işi olabilir ki, üstelik onların üzerine yemin ederek hitapta bulunuyor, incir ve zeytinin, Rabblarına yemin etmeleri gerekirken, Rabbları onların üzerine yemin ediyor. Küçük bir çocuk dahi bir yemin ettiğinde kendisi için değerli olan en büyük şeyler üzerine yemin etmektedir.
Bu durumda bizim anlamamız gereken, Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın burada yemin ettiği incir ve zeytinin, ne kadar değerli bir şey olduğudur.
İncir;
Bütün feza incirin kabuğu, içerisinde bulunan geze-genler ve yıldızlar ise incirin çekirdekleri hükmündedir. Cenâb-ı Hakk (c.c) burada açıkça âlemleri de belirtebilirdi ancak bâtıni olarak ifâde edilen vahdette kesret sırrı anlaşılmaz idi.
Zeytin;
Zeytinin yenilebilir hale gelmesi için, belirli bir süre kapalı olarak bekletilmesi gerekmektedir ki, bu seyri sü-lûk yolunun ifâdesidir.
Zeytin ezildiğinde çıkan yağı tek olarak bütün zeytinleri içerisinde barındırmaktadır ki, kesrette vahdet’in ifâdesidir. Kesretten vahdete ulaşabilmek için biraz zaman geçmesi lâzımdır. Zeytin başlangıçta biraz acı ve yeşildir, hamdır, toplandığı gibi hemen yenmez, bir müddet kapalı yerde bekletilmesi lâzımdır ondan sonra belirli işlemlerden geçirilip yenecek hale gelir.
İşte insan da başlarda böyle ham zeytin gibidir, acıdır hamdır, onun olgunlaşması için bir müddet riyazat ve nefs
terbiyesi çalışmaları yapmak lâzımdır, o şekilde terbiye edilen nefs gıda haline gelen zeytin gibidir. Ayrıca siyah-laşmış renginden dolayı varlığında “a’mâiyyet” hakikatini de temsil etmiş olmaktadır.
İkinci yorum Vet tîni vez zeytûn.(1) Bütün bu âlemleri var eden, ve bütün âlemlerinde zuhurda olan, Allahu Teâlâ Hazretlerinin, bir zeytin tanesiyle bir incir tanesiyle, ne işi var ki? Zeytine yemin olsun, ona diyeceğine farz-ı misal, Hira Dağına yemin olsun meselâ, yâni büyüklük ifâdesi mühim olsaydı dünya’nın tamamına yemin olsun der, galaksiye yemin olsun derdi. Ama bakın küçücük bir zeytine, bir zeytin tanesine bütün âlemlerin sahibi olan Allahü Teâlâ Hazretleri yemin ediyor. Arada fark var mı, yâni orantı varmı?. Zeytinin Rabbına yemin etmesi gerekiyorken, Rabbı zeytine yemin ediyor, onun üzerine. Bir çocuk bile küçücük aklıyla haşa yâni en yakınının ölüsünü öpeyim ki diyor. Ekmek Kûr’ân çarpsın ki diyor. En büyük değerine yemin ediyor.
Bir çocuk böyle bir değere yemin ederse! Allahü Teâlâ Hazretleri bu zeytine niye yemin ediyor? Çocuk aklı kadar Rabbımızın aklı haşa yok mu.? Öyle bir şey düşünülemez tabii. O zaman bu zeytinin ne değerli birşey olduğunu bizim anlamamız gerekiyor. Eğer Cenâb-ı Hakk bir şeye kasem etmişsse, parmak basmışsa basanda değil basılan-daki hikmeti aramamız gerekiyor. Basanın hikmeti zâten belli, yâni kasem edenin hakîkati zâten belli. Ama kasem edilen şeyin hakîkatini bizim anlamamız gerekmektedir. Cenâb-ı Hakk boşu boşuna yemin eder mi? Küçücük satır içersinde, kaç tane yemin vardır.
Âyetler içerisinde. Ve bir âyette iki tane yemin var. Vet tîni vez zeytûn. Yâni incire yemin olsun ki, zeytine yemin
olsun ki. Tefsirleri açtığımız zaman şöyle der: İsa Aleyhisselâm da zeytinlik dağında sohbet edermiş. Kudus-u Şerif’in yakınlarında görmüşsünüzdür. Şimdi tabi dağ değildir oralar meskun yerlerdir. Dağ mı? Zeytinlik dağında bakın burasıyla ilgili o hâdise işte. İsim olarak. Diyor ki Tur dağında incir ve zeytin çok bol çıkarmış. Niye Cenâb-ı Hakkın zeytinle incire yemini. Bunlar mübarek meyvelerdir. Gıdaları çok boldur. İşte Tur dağında işte Ege’de, Orta Doğuda bunlardan çok çıktığı için insânlar da bunlardan çok faydalandığı için bunlar göz önüne alınarak buna yemin edilmektedir diye izâh edilir.
Tefsirlerin bir çoğu yaklaşık izâhlarda bulunur. O da doğrudur. Zeytinde, zeytin ağacının tamamı vardır. Zeytin ağacı demek ayrıca, âlem ağacı demektir. İşte mirac gecesi, geçen gün onun sohbeti oluyordu orada kaldı. Mi’rac gecesi Sidre-i Münteha dediği Sidir ağacı Hz. Rasûlullah’ın Hakîkati Muhammedî çekirdeğinin ağaç şeklinde gösterilmesi, onun için Sidir ağacı nişan olarak belirtilmiştir. Ağaç olarak gösterilmiştir. Mi’racın kemâl hali, sınır hali, ağaçla belirtilmiş ki, bu Efendimizin çekirdeği yâni Hakîkati Muhammedî o zeytinin çekirdeği gibi o zeytin çekirdeğinin bir anda, açılıp dallanıp bir anda âlemi ihata etmesi, meyvelerini de birlikte vermesi. Cenâb-ı Hakk aciz mi bundan değil tabi.
Nasıl ki Meryem ana hamileliği biraz belirginleşince halkın arasından çıkartıldı da Cenâb-ı Hakk bir yokuşa bir yüksekçe tepeye gitmesini söyledi orada “Ciz’in Nahleti” (19/22) bir hurma kütüğü vardı. Vardı diyorum sanki görmüş gibi. Varmış diyor yâni Kur’ân’ı Kerîm öyle diyor. O varmış diyor. O deyince bizde vardı diyoruz. Varmış. O hurma kütüğünün altında da bir su varmış kaynar su. Ve anında o kurumuş hurma kütüğü Meryem Anaya meyvele-rini uzatmaya başlamış. Kurumuş meyve kütüğü Anında meyve veriyor. Meryem anaya sadece onun dallarını sallamak kalıyor.
Bakın işte orada da hurmadan bahsediliyor. Ayrıca hurmanın mertebe olarak hakîkati Meryemiyet mertebesi, İseviyet mertebesi yâni sıfât mertebesini de belirtmiş oluyor. Yâni genel bu ifâdeleri topladığımız zaman onların hayat hikâyeleri arasında geçiyor bu meyve. İncir ya. Tabii ki zeytinin özü ne kadar faydalı ise, insânlara incirin özü de incirin hakîkati de öyle. Uzun müddet dayanabilir kurutulduğu zaman ve içini açtığınız zaman o her bir tek minicik incir tanesi bir incir ağacı yapma kudretine sahiptir. İğne ucu kadar gördüğümüz o içindeki daneler herbiri bir incir ağacıdır.
İnsanın elinde o incirin bir tek çekirdeği olsa bir sene o çekirdeği ekse o çekirdekten ağaç meydana gelse, iki üç sene sonra o meyve vermeye başlasa, ilk verdiği meyve bir, iki, üç beş tane onları hemen açsanız tek tek tek dikseniz iki sene üç sene içerisinde belki bütün dünyayı istilâ edecek kadar incir ağacı ortaya gelir çünkü bir tanesinden yüz tane incir olduğunu düşünelim, o sene yüz tane incirin içerisinde milyar tane milyar dane çıkar. Milyar taneyi ektiğin zaman milyar kere milyar artmış olur. Dünya değil okyanusları bile doldurur.
Yâni bu kadar bereketli bir meyvedir. Şimdi bunu böyle geçelim. “Vet tîni” vahdette kesret. Cenâb-ı Hakk ona yemin ediyor işte. İnciri âleme benzetiyor. Fezayı bir incir kabuğu olarak düşünelim. Hani incirin o beslenen tarafı var ya kökü sap tarafı. İşte o da Arş-ı Alâdan ona verilen rahmeti ilâhîye. Aşağıya doğru bütün feza o incirin kabuğu hükmünde. İncirin içindeki tanecikler de bu gördüğümüz gezegenler hükmündedir. Tabî işte buna yemin eder. Çünkü kendisi büyüklüğünde bu âlem zâten Allah’ın tecelli mahâllidir. İncire yemin etmesi bir bakıma bu âlemlere yemin etmesi, Cenâb-ı Hakkın. İncirin şahsında. Ama diyemez miydi ki âlemlere yemin olsun ki. Derdi ama o zaman, içinde bu sırrı saklayamazdı. Yâni vahdette kesret hükmünü anlayamazdık, o zaman. Âlemlerin genişliğini anlardık sadece. vez zeytûn.
Zeytinden, bakın demin bahsettiğimiz gibi, ilk hamlığı sırasında yeşildir. O ham oluyor. Öylece kullanılmıyor. Belirli bir eğitimden geçtikten sonra her birerlerimiz bir zeytin gibiyiz. Yat yere bak zeytin tipindeyiz hepimiz.
Ham olduğumuz zaman yeşiliz yenmiyoruz. Gerçi yeşil hayattır. O yeşilin içinde hayat var, ama o yeşilliği ile yenmiyor. Belirli bir mamul haline gelmesi gerekiyor. Yumuşaması gerekiyor. Biraz ezilmesi saklanması gereki-yor. Biraz acılar içinde kıvranması boğulması gerekiyor. İşte bu zeytin siccinde kaldığı sürece üzerinde de taş bastırıyorlar yukarıya çıkmasın diye. Bu siccinde kalma süresi gerekiyor belirli bir sûre. Nasıl ki Yusuf Aleyhisse-lâm kuyuda kaldı hapishanede kaldı, işte zeytinlik halinin olgunlaşması devreleri o aralar idi.
Hapishane devresi. Zeytinde kapalı kutu içerisinde belirli bir sûre, hapis olması gerekiyor ki, o olgunluğa kemâlâta erişsin, ve yenilecek mamul kıvama gelsin. Mamul hale ulaştırılsın diye. İşte zeytinin dışı alındığında bunlar ezildiğinde. Herbirerleri toplanıp ezildiğinde neticede bir zeytinyağı elde edilmiş oluyor veya birey olarak tek tek yenmiş oluyor. Neticede çekirdeği onun da tek bir çekirdeği var. İşte buda vahdet demektir. Teke tek. Ve onu ektiğimiz zaman ondan da binlerce binlerce binlerce zeytin meydana gelmiş oluyor. Bu da kesrette vahdeti ifâde etmektedir.