Aşk ile Muhabbet hangi Fass'ta birleşir?
Aşk ve muhabbet kavramları, tasavvufta sâlikin Hak'la olan ilişkisinin farklı mertebelerini ifade eder ve Muhammediyye Fassı'nda "mahbûbiyyet" bahsinde birleşir. Muhabbet, Hak'ın kuluna ve kulun Hak'a duyduğu karşılıklı sevgi olup, Kur'ân'daki "yuhibbuhum ve yuhibbûnehû" (Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler) ayetinde mesnedini bulur. Aşk ise muhabbetin şiddetlenmiş, yakıcı ve sâhibini fânî kılan hâlidir. "Aşk Hâlık'ın sıfatıdır" denilerek¹ ilâhî bir nitelik olduğu vurgulanır ve "Küntü kenzen mahfiyyen" (gizli bir hazine idim, bilinmeye muhabbet ettim) hadîs-i kudsîsiyle kâinatın zuhur sebebi olarak ilâhî muhabbet ve aşk gösterilir². Bu iki kavram, Hak'ın kuluna olan muhabbetinin önceliğiyle³ ve kulun bu ilâhî sevgiye karşılık vermesiyle birleşerek mahbûbiyyet hâlini ortaya çıkarır.
Detaylı cevap
Tasavvufta muhabbet, sâlikin Hak'a, Hak'ın da sâliğe duyduğu karşılıklı sevginin adıdır ve sülûkun itici gücüdür. Bu sevgi, Mâide Sûresi 54. ayetindeki "yuhibbuhum ve yuhibbûnehû" ifadesiyle iki yönlü olarak açıklanır. Muhabbet-i Hak, Hak'ın kuluna olan zâtî sevgisi iken; muhabbet-i kul, kulun Hak'a olan ve amelleriyle kazandığı sevgidir.
Aşk ise muhabbetin daha şiddetli, yakıcı ve sâhibini fânî kılan bir hâlidir. Bakara Sûresi 165. ayetindeki "vellezîne âmenû eşeddu hubben lillâh" (mü'minler Allah'ı daha şiddetli severler) ifadesi aşkın temel düsturudur. Klasik tasavvuf, muhabbeti akıl ve irade ile birlikte çalışan kontrollü bir sevgi olarak tanımlarken, aşkı akıl ve iradenin geri çekildiği, sevenin sevdiğine mahvolduğu "ilâhî bir delilik" olarak nitelendirir.
Aşk ve muhabbet, "Küntü kenzen mahfiyyen" hadîs-i kudsîsinde belirtildiği üzere, kâinatın zuhur sebebi olan ilâhî muhabbet ve aşk ile bütün eşyaya sirayet eder². Hakk'ın kula olan muhabbeti, kulun Hakk'a olan muhabbetinden öncedir; zira Hakk'ın muhabbeti olmasaydı kul Hakk'a muhabbet etmezdi³. Bu ilâhî sevgi, "Aşk Hâlık'ın sıfatıdır" denilerek¹ Hakk'ın kendi zâtına ve cemâline olan muhabbetiyle kulun Hakk'a olan aşkının mânâda müşterek olduğu aşk-ı hakîkîyi oluşturur⁴.
Bu iki kavram, Muhammediyye Fassı'nın "mahbûbiyyet" bahsinde birleşir. Mahbûbiyyet, Hak'ın kuluna olan sevgisinin tecellisi ve kulun bu sevgiye mazhar olması hâlidir. Bu, aşkın ve muhabbetin kemâl noktasıdır; zira kulun Hakk'a olan aşkı, Hakk'ın kula olan muhabbetinin bir yansımasıdır.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 10 · s.90“karşı muhabbet-i hakîkî sâbit olur; ve bu bir matlabda ya'ni muhabbet matlabında “Yuhibbuhum”e dahi yakîn ve karîn olur. Ya'ni Hak için dahi sıfat-ı muhabbeti i”Oku
- 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 · s.48““Aşkın ateşidir ki “ney” e düştü. Aşkın kaynayışıdır ki, meye düştü. &10024; 10. "Aşkın ateşidir ki 'ney'e düştü; aşkın kaynayışıdır ki şaraba düştü." Bu beyt-i”Oku
- 3Kelime-i Muhammediyye · s.159“Hakk'ın kula olan muhabbeti, kulun Hakk'a olan muhabbetinden öncedir. Eğer Hakk'ın kula muhabbeti olmasaydı, kul Hakk'a muhabbet etmezdi. Beyit: Hakk'ın kula ol”Oku
- 4Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 11 · s.1176“Aşk niyâzsız ve ihtiyâçtan müstağni olan Hakk'ın vasıflarındandır. Nitegizli hazine idim. Bilinmeye muhabbet ettim. Halkı beni bilsinler diye yarattım” buyurulu”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.