İçeriğe atla

Mârifet ve Keşf hangi noktada ayrışır?

Kavram FarkıOrta düzey5 görüntülenme3 kaynak
Kısa cevap

Mârifet ve keşf kavramları tasavvufta sâlikin Hak'ka ulaşma yolculuğunda önemli durakları ifade etmekle birlikte, aralarında temel bir ayrım bulunur. Keşf, lugatta 'açma, perde kaldırma' anlamına gelir ve sâlikin gayb âleminden veya Hak'tan kalbine inen doğrudan idrâklerin genel adıdır; mükâşefenin daha genel karşılığıdır. Mârifet ise 'tanıma, ilim, irfân' demektir ve sâlikin Hak'kı bilfiil tanıma mertebesi, sülûkun kemâl noktasıdır. Keşf, işlerin hakikatlerini olduğu gibi görme hâli iken¹, mârifet bu hakikatleri bilfiil yaşama ve tanıma hâlidir; ilmin müşâhede ile yaşanmış şeklidir. Bu bağlamda keşf, mârifete giden yolda bir araç veya aşama olarak görülebilirken, mârifet bu yolculuğun nihai gayesidir.

Detaylı cevap

Keşf, tasavvufta sâlikin manevi perdelerin kalkmasıyla gayb âlemine ait bilgileri veya Hak'tan gelen idrâkleri doğrudan almasıdır. Bu durum, sâlikin Allah'ın nuruyla bakması veya kudsî hadîste belirtildiği gibi Allah'ın gören gözü, işiten kulağı olması hâliyle ilişkilidir. Keşf, genel bir terim olup, mükâşefe ise ondan daha 'açılmış' olanı, doğrudan idrâkin gerçekleşmesidir. Keşf-i muhayyel gibi yorum gerektiren rüyalar veya keşf-i mücerret gibi doğrudan idrâkler şeklinde tezahür edebilir². Mârifet ise, sülûkun şerîat, tarîkat, hakîkat aşamalarından sonra gelen kemâl noktasıdır. "Kim nefsini tanırsa Rabb'ini tanır" hadîsi mârifetin temel mesnedidir. Mârifet, ilimden farklı olarak, öğrenilen bilginin ötesinde, yaşanan ve müşâhede edilen bilgidir; âlim bilirken, ârif şâhid olur. Aklî idrâkin ötesinde bir yol olan mârifet, işlerin hakikatlerini olduğu gibi keşfetmektir¹·³. Keşf, mârifete ulaşmada bir basamak veya ön koşul olabilir; zira mârifet yolu, işlerin hakikatlerini keşfetmeyi içerir¹. Ancak mârifet, keşfin sağladığı bilgiyi bilfiil yaşama ve Hak'kı esmâ, sıfât ve zâtıyla tanıma mertebesidir. Bu nedenle keşf, bir açılma ve görme hâli iken, mârifet bu açılmanın ve görmenin sonucunda elde edilen derinlemesine tanıma ve yaşama hâlidir.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kelime-i İbrâhîmiyye · s.123أرْضالْفِي (Yûnus, 10/99) Eğer Rabb’inin dilemesi ilişkin olsaydı, yeryüzünde olan herkes topluca iman ederdi. ve benzeri ilâhî hitap, onların hallerine, yani aOku
  2. 2Muhtelif Mevzular Sohbetleri (2011) · s.89Keşf-i muhayyel: Yani yorum gerektiren rüyalar. Hayali mücerret : Kişinin tamamen nefsinden kaynaklanan, nefsî olan. Hayalî olan rüyalar ki bunların yorumlanmasOku
  3. 3TB. Kelime-i İdrîsiyye & İbrâhîmiyye · s.219Yunus (10) /99- “..Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi…” Ve emsali olan hitab-ı ilahi onların ahvaline yani mukteza-yı ukulüOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.