İçeriğe atla

Sahv, Sekr'in neresinde durur?

Kavram FarkıOrta düzey4 görüntülenme2 kaynak
Kısa cevap

Sahv, tasavvufta sâlikin sekr (manevi sarhoşluk) hâlinden sonra ulaştığı ayıklık ve kemâl mertebesidir. Sülûkun başlangıcındaki sahv-ı ibtidâ, ardından gelen sekr (fenâ hâli) ve nihayetinde ulaşılan sahv-ı intihâ veya sahv-ı ba'de's-sekr şeklinde bir mertebeler silsilesi içinde yer alır. Bu son mertebe, Hak ile birlikteyken aklın ve iradenin yerinde olduğu, halkla rahatça muamele edilebilen ve mürşidlik kapasitesi taşıyan bir hâldir. Kelime-i Dâvûdiyye'de belirtildiği üzere, sekr ve sahv, değişime açık olan kullara mahsustur ve Hakk'a nispetle bu iki hâl de birer renktir; Hak'ta mahv olan için bu hâllerden istiğfar edilir¹. Mesnevî-i Şerîf Şerhi'nde ise, varlık mertebelerini süratle kat edip Allah'ta seyir hâllerini çabucak geçen ve istiğraktan (kendinden geçmekten) çabuk ayılıp sahv hâline gelen üstadlardan bahsedilir².

Detaylı cevap

Sahv, tasavvufî sülûkun önemli bir durağı olup, sekr ile birlikte ele alınan bir çift hâldir. Sâlikin manevi yolculuğu, başlangıçtaki sahv-ı ibtidâ ile başlar. Bu, henüz hakikatlere tam vâkıf olunmayan, ancak ayık olunan bir hâldir. Ardından gelen sekr hâli, sâlikin Hak'ın cemâl tecellîsinde kendinden geçtiği, akıl ve iradesinin geri çekildiği bir fenâ hâlidir. Bu hâlde sâlik, Bâyezîd-i Bistâmî'nin "Sübhânî" sözünde olduğu gibi, zâhirî tezat ifadeler kullanabilir. Ancak sülûkun kemâli, bu sekr hâlinden sonra ulaşılan sahv-ı intihâ veya sahv-ı ba'de's-sekr mertebesidir. Bu mertebede sâlik, Hak ile birlikteyken ayık kalır, aklı ve iradesi Hak ile uyumlu bir şekilde çalışır.

Sahv ehli, sekr ehlinin aksine, halkla rahatça muamele edebilir, sözleri istikâmetlidir ve mürşidlik kapasitesine sahiptir. Şerîate sıkı bağlılık gösterir ve zâhir-i şerîatı asla terk etmez. Klasik tasavvuf anlayışında "sahv sekrden a'lâdır" denir, zira sahv ehli halka faydalı olabilirken, sekr ehli kendi içine kapanmıştır. Kelime-i Dâvûdiyye'de vurgulandığı gibi, sekr ve sahv, değişime açık olan kullara mahsus iki hâldir ve Hakk'a nispetle birer renktir; Hak'ta mahv olan kişi için bu iki hâlden de istiğfar edilir¹. Mesnevî-i Şerîf Şerhi'nde de, varlık mertebelerini hızla kat edip Allah'ta seyir hâllerini çabucak geçen ve istiğraktan (kendinden geçmekten) süratle ayılıp sahv hâline gelen üstadlardan bahsedilerek, sekrden sahva geçişin önemi vurgulanır². Bu bağlamda sahv, sekrden sonraki manevi ayıklık ve kemâl hâli olarak konumlanır.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kelime-i Dâvûdiyye · s.56Sekr (mestlik) ve sahv (ayıklık) ise değişime açık olan kullara mahsustur. O yüce zata nispetle ne sekr ne de sahv vardır. Şimdi mademki Hakk'a bakıyordu, her iOku
  2. 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 7 · s.1785“Felek”ten murat, varlık mertebeleridir ve Allah'ta seyir hâlleridir; ve “çevik kalkmak”tan murat, sekir hâlinden süratle sahv hâline gelmektir. Yani, “Ey varlıOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.