İçeriğe atla

Sâlik Vahdet-i vücûd'u Vahdet-i şühûd'dan nasıl ayırt eder?

Kavram FarkıOrta düzey24 görüntülenme11 kaynak
Kısa cevap

Tasavvufta sâlikin Vahdet-i Vücûd ile Vahdet-i Şuhûd arasındaki farkı idrâk etmesi, varlığın birliği doktrini ile müşâhede birliği arasındaki ayrımı kavramasıyla mümkündür. Vahdet-i Vücûd, Hak'ın mutlak varlığının her mertebede zuhûr etmesi ve tüm mevcûdâtın O'nun esmâ ve sıfatlarının tecellîsi olması hakîkatini ifade ederken¹·², Vahdet-i Şuhûd ise bu varlık birliğinin sâlik tarafından idrâk ve müşâhede edilmesidir. Ârif olmayanların Vahdet-i Vücûd'u inkâr etmeleri, rubûbiyet ve ubûdiyet makamlarını ayırt edememelerinden kaynaklanır; bu durum, edebe riâyetle makamların ayırt edilmesini gerektirir³. Sâlikin maksadı vahdettir ve bu vahdete ulaşmak için kendi vehmî vücûdundan ve âlemin hayâlî kesretinden geçmesi şarttır; aksi takdirde ikilikten (isneyniyet) kurtulamaz⁴·⁵.

Detaylı cevap

Sâlikin Vahdet-i Vücûd ile Vahdet-i Şuhûd arasındaki ayrımı idrâk etmesi, tasavvufî seyr ü sülûkun önemli aşamalarından biridir. Vahdet-i Vücûd, İbn Arabî'nin geliştirdiği "varlığın birliği" doktrinidir⁶. Bu doktrine göre, "Vücûd-u mutlak"ın her mertebede "vücûd-u mevcud" olarak zâhir ismiyle zuhûr etmesi, tüm âlemlerin ve mevcûdâtın Hak'tan ibaret olduğunu gösterir¹·². Bu, Hak'ın sıfat ve esmâ ile taayyün ettiği vâhidiyyet mertebesinde kesretin başlamasıyla ilişkilidir. Vâhidiyyet, Hak'ın ilminde sâbit olan a'yân-ı sâbitenin (eşyanın ezelî mâhiyetleri) bulunduğu mertebedir. Örneğin, "vücûd-u Âdem"in idrâk binâsı vâhidiyyet üzere kuruludur ve onun hakîkati olan ilâhî kimliği (a'yân-ı sâbite) bu mertebede mevcuttur⁷·⁸.

Vahdet-i Şuhûd ise, Vahdet-i Vücûd'un alternatif bir şerhi olup, "varlık birliği yerine şuhûd/müşâhade birliği"ni ifade eder⁹. Yani, varlığın birliği hakîkati sâlik tarafından idrâk ve müşâhede edildiğinde Vahdet-i Şuhûd gerçekleşir. Bu, sâlikin kendi vehmî vücûdundan ve âlemin hayâlî kesretinden geçerek, her şeyin esmâ-i ilâhiyyenin zılleri ve bir hayâlden ibaret olduğunu bilmesiyle mümkündür⁴·⁵. Eğer sâlik bu geçişi yapamazsa, kendi mevhûm vücûduna müterettib olacak mükâfâta tama eder ve mücâzâttan havf duyar; ameli ancak mükâfâta nâil olmak ve mücâzâttan halâs olmak için îfâ eder. Bu durum ise "isneyniyet" (ikilik) olup, Hak yolunda büyük bir engeldir, zira sâlikin maksadı vahdettir⁴·⁵.

Vahdet-i Vücûd meselesini ârif olmayanların inkâr etmesi, rubûbiyet (Rablık) ve ubûdiyet (kulluk) makamlarını ayırt edememelerinden kaynaklanır. Bu sebeple, edebe riâyet etmek için bu makamların ayırt edilmesi ve ayrılması gereklidir³. Ârifin ilmi ve cahilin cehli, bu ayırt etmeyi gerektirir ve sonuç olarak kullar arasında ayırt etme gerçekleşir, çünkü kullar isimlerin tecellî yerleridir¹⁰. Sâlikin Hak'ın vahdetini ve bu vahdet içinde zâhir olan esmâ ve sıfatların kesretini idrâk etmesi, kendi benliğinden geçmesiyle mümkündür. Kendi benliği kalmayınca, bu mevzûnun en doğrusu ondan söylenir¹¹.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.

  1. 1Nûr Sûresi, s. 83“Madde - Cisim -Melikiyyet : Ef’âl âlemi: “Âlem-i Nasût” “Vücûd’u mutlak” ın her mertebede, “vücûd’u mev-cud” olarak zahir ismiyle zuhur edişinden ibarettir. Bur”Oku
  2. 2Gökyüzü İnsanları Araştırması (Cilt 2), s. 47“Madde - Cisim -Melikiyyet : Ef’âl âlemi: “Âlem-i Nasût” “Vücûd’u mutlak” ın her mertebede, “vücûd’u mevcud” olarak zahir ismiyle zuhur edişinden ibarettir.”Oku
  3. 3Kelime-i İsmâiliyye, s. 107“Yani varlıkta bazı kişilerin, âlimin getirdiği şeye, yani Allah âliminin zikrettiği "vahdet-i vücûd" meselesine cahil olması, bizi rubûbiyet (Rablık) ve ubûdiye”Oku
  4. 4Kelime-i Yûsufiyye, s. 223“Şerh: Ya’ni tarîk-i Hakk’a sâlik olan bir kimse, eğer kendisinin ve âlemin hey’et-i mecmûasının vücûd-ı vehmîlerinden geçmez ve onların esmâ-i ilâhiyyenin zılâl”Oku
  5. 5Kelime-i Yûsufiyye, s. 101“Tarik-i Hakk’a salik olan bir kimse eğer kendisinin ve alemin heyet-i mecmuasının vücud-u vehimlerinden geçmez ve onların esma-i ilahinin bir zılali olup bir ha”Oku
  6. 6Kavram Sayfaları: Vahdet-i Vücud
  7. 7Genç ve Elmas Dosyası, s. 156“Özel de ise “vücûd’u Âdem” dir. Bu mertebenin, İdrak binâ’sı “teklik” Vâhidiyyet üzere kuruludur. Mâ’rifet mertebesi itibariyle de baktığımız da. Bu mertebe de ”Oku
  8. 8A'yân-ı Sâbite, s. 530“Özel de ise “vücûd’u Âdem” dir. Bu mertebenin, İdrak binâ’sı “birlik” Vâhidiyyet üzere kuruludur. Mâ’rifet mertebesi itibariyle de baktığımız da. Bu mertebe de ”Oku
  9. 9Kavram Sayfaları: Vahdet-i Şuhûd
  10. 10Kelime-i İsmâiliyye, s. 108“Yani varlıkta bazı kişilerin, âlimin getirdiği şeye, yani Allah âliminin zikrettiği "vahdet-i vücûd" meselesine cahil olması, bizi rubûbiyet (Rablık) ve ubûdiye”Oku
  11. 11Mesnevî Cilt 5 · Beyit 1087 (s. 290)“Biz vahdetde kesreti ve kesretde vahdeti uyku ve rü'yâ misâlini ta'rîf ederek anlatmak istedik; halbuki vücûd-ı hakîkî-i Hakk'ın vahdetini ve onun vahdeti içind”Oku

Dayandığı eserler

Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.