Sâlikte Tevhîd-i sıfât mı önce gelir, Tevhîd-i zât mi?
Tasavvufî sülûkta Tevhîd-i Sıfât, Tevhîd-i Zât'tan önce gelir. Sâlik, önce fiillerin ve isimlerin birliğini idrak ettikten sonra sıfatların birliğine ulaşır ve ancak bu mertebeden sonra zâtın birliğine yönelebilir. Bu sıralama, varlık mertebelerinin nüzûl ve urûc yönünden Zât > Sıfât > Esmâ > Efâl şeklinde olmasıyla uyumludur; sâlik aşağıdan yukarıya doğru bir seyir izler¹. Tevhîd-i Sıfât, sâlikin sıfatların Hakk'a ait olduğunu idrak ettiği, fena fillah hâlinin yaşandığı ve Hz. İsa'nın makamıyla ilişkilendirilen bir mertebedir². Tevhîd-i Zât ise en son mertebe olup, sâlikin Hakk'la bâki olduğu ve kendisinden meydana gelen bir fiilin kalmadığı, Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanmanın yaşandığı ince bir iştir³·⁴.
Detaylı cevap
Tasavvufta sâlikin seyr ü sülûku, tevhid mertebeleri üzerinden ilerler ve bu mertebeler belirli bir hiyerarşiye sahiptir. Genel kabul gören sıralamaya göre, sâlik önce Tevhîd-i Ef'âl (fiillerin birliği), ardından Tevhîd-i Esmâ (isimlerin birliği), sonra Tevhîd-i Sıfât (sıfatların birliği) ve en nihayetinde Tevhîd-i Zât (zâtın birliği) mertebelerine ulaşır⁵·⁶. Bu, varlık mertebelerinin Zât > Sıfât > Esmâ > Efâl şeklinde bir nüzûl (iniş) sırası izlemesine karşın, sâlikin urûc (yükseliş) yolunda bu mertebeleri tersten, yani aşağıdan yukarıya doğru idrak etmesiyle açıklanır¹.
Tevhîd-i Sıfât, sülûkun önemli bir aşamasıdır ve onuncu mertebe olarak da zikredilir². Bu mertebede sâlik, diri olan, işiten, gören, söyleyen, irade eden ve yegâne kudret sahibi olanın yalnızca Allah Teâlâ olduğunu idrak eder; yani sıfatların Hakk'a ait olduğunu anlar⁷. Bu, aynı zamanda "fena fillah" hâlinin yaşandığı, sâlikin beşerî sıfatlarının fani olup yerine ilâhî sıfatların kaim olduğu bir makamdır²·⁸. Bu mertebenin makamı "Teşbih" (benzetme) olarak ifade edilir ve Hz. İsa (a.s.) ile ilişkilendirilir².
Tevhîd-i Zât ise tevhid mertebelerinin en sonuncusu ve en yükseğidir. On birinci mertebe olarak belirtilir³·⁴. Bu makamda sâlik, "Lâ mevcûde illallah" (Allah'tan başka varlık yoktur) hakikatini idrak eder¹. Tevhîd-i Zât'ta sâlik, Hakk'la bâki olduğundan kendisinden meydana gelen bir fiil kalmaz; zıt isim ve sıfatların zuhura çıktığı, Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanmanın yaşandığı ince bir hâldir³·⁴. Tevhîd-i Zât, sadece zât mertebesinde oluşur ve diğer tevhid mertebelerinden bağımsız olarak ele alındığında onlarda Tevhîd-i Zât bulunmaz⁹. Bu durum, sâlikin Tevhîd-i Sıfât mertebesine göre Tevhîd-i Zât mertebesine ulaşmada "ham" olduğunu gösterir⁶.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Bir Sâlikin Seyr Yolu Hikâyesi (Cilt 2) · s.79“İkinci Sorum: Mâlûm-i âliniz varlık mertebeleri açısından baktığımızda gerek nüzûl gerekse urûc yönünden Zât Sıfât Esmâ Efâl şeklinde bir merâtib sözkonusudur. ”Oku
- 2Enfâl Sûresi · s.41“Şimdi bu uyku hali salik te seyri sülukta Tevhid-i Sıfat Mertebesinde olur. Tevhid-i Sıfat Burası onuncu (10.) mertebe Tevhid-i Sıfat’tır, Tevhid-i Sıfat : Sıfa”Oku
- 3İrfan Mektebi ve Hakk Yolu · s.80“Tevhid-i Zat: (11) mertebesinde, sâlik Hakk’la bâki olduğundan kendisinden mey dana gelen bir fiili yoktur. Buranın yaşamı gereği, belirli bir süre sâlik’ten (e”Oku
- 4Enfâl Sûresi · s.61“Tevhid-i Zat: (11) mertebesinde, sâlik Hakk’la bâki olduğundan kendisinden meydana gelen bir fiili yoktur. Buranın yaşamı gereği, belirli bir süre sâlik’ten (el”Oku
- 5Sohbet Arası Sohbetler (25) · s.125“İşte zahirde böyle ama tasavvufi literatürdeki isimleriyle sayarsak; tevhid-i ef'al (fiillerin birliği) , tevhid-i esma (isimlerin birliği), tevhid-i sıfat (sıf”Oku
- 6Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 10 · s.500“Beyt-i şerîfde ona üç kez vurgulanan bu hamlık, eylemlerin tevhidi, isim ve sıfatların tevhidi ve zâtın tevhidi mertebelerine dair farkında olmama durumunu ifad”Oku
- 7Bir Ressam Hikâyesi · s.44“b- Tevhid-i Sıfat : Sıfatlar Hakk’ındır. Yani diri olan, işiten, gören, söyleyen, irâde eden ve yegâne kudret sahibi Allah Teâlâ’dır. c- Tevhîd-i Zât: Vücûd Hak”Oku
- 8TB. Kelime-i İshâkiyye · s.117“Mesnevi: Tercüme: " Dergâh-ı Huda'yı taleb eden böyledir. Vaktaki Huda gelir, tâlib "lâ" olur. " Ya'nî tâlib-i Hak olan sâliklerin hâli de böyledir. Vaktaki Hak”Oku
- 9Tasavvuf Izâhları · s.157“.) ------------------- ZÂTÎ TEVHÎD : İbrâhîmiyyet mertebesi (tevhid-i ef'al) tevhid-i zâtsız teşbih dir. Tevhid-i ef'al, tevhid-i esmâ, tevhid-i sıfat mertebele”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.