Mine-lcinneti ve-nnâs(i)
(1-6) De ki: "Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik'ine, insanların İlah'ına sığınırım."
Gerek cinlerden, gerek insanlardan.
Bu ayet, 'cin' ve 'insan' kavramları üzerinden, Allah'a sığınmanın kapsamını ve bu iki varlık türünün potansiyel şer kaynakları olabileceğini dilbilimsel bir derinlikle ifade etmektedir. Ayet, sığınılacak varlığın (Allah) ve sığınılan şeyin (cin ve insan şerri) net bir ayrımını sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): C-n-n kökü, 'örtmek, gizlemek' anlamlarına gelir. Cinler, duyularla idrak edilemedikleri ve gözden gizli oldukları için bu isimle anılmışlardır. Ayetteki 'el-Cinneti' ifadesi, insanlara vesvese veren ve gözle görülmeyen varlıklar topluluğunu ifade eder. (s. 200)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cin, gizli ve örtülü olan her şey için kullanılır. Bu ayetteki 'el-Cinneti' ise, insanlara musallat olan ve gözle görülmeyen varlıklar sınıfını belirtir. Onların şerrinden Allah'a sığınılması emredilir. (s. 135)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'cin' kavramı, genellikle insanlardan farklı, görünmez ve iradeli varlıklar olarak tasvir edilir. Bu ayette, cinler, insanlara vesvese veren ve şer kaynağı olabilen varlıklar olarak, Allah'a sığınılması gereken unsurlardan biri olarak konumlandırılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): E-n-s kökü, 'alışmak, ünsiyet etmek, görmek' anlamlarına gelir. İnsanlar, birbirleriyle ünsiyet ettikleri ve gözle görülebildikleri için 'nâs' olarak adlandırılırlar. Ayetteki 'en-Nâs' ifadesi, cinlerin yanı sıra, insanlardan gelebilecek şerlere karşı da Allah'a sığınılması gerektiğini vurgular. (s. 83)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): 'Nâs', topluluk, insanlar demektir. Bu ayette, 'cin' ile birlikte zikredilmesi, şer kaynaklarının sadece görünmez varlıklarla sınırlı olmadığını, insanların da birbirlerine karşı şer işleyebileceğini ve bu şerden de Allah'a sığınılması gerektiğini gösterir. (c. 2, s. 305)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): 'Nâs' kelimesi, Kur'an'da genellikle 'insanlar' anlamında kullanılır ve geniş bir topluluğu ifade eder. Bu ayette, 'cin' ile birlikte anılması, şeytanın vesvesesinin hem cinlerden hem de insanlardan gelebileceğine işaret eder, böylece sığınma kapsamını genişletir.
Namaz Sûreleri (Cilt 2)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu oluşumlar görünmez olarak cinler vâsıtasıyla olduğu gibi, görünür olarak şeytanlaşmış ve cinleşmiş insanlardan da gelmektedir.
İnsanların bâzıları bu durumlarda cinlerin ve şeytanın askerleri konumuna girmektedir.
Bütün insanlar birbirinin aynı olduğu için Rahmâni veya şeytâni olup olmadığını anlamak zordur. Allah hepimize bunları ayırma kudreti versin.
İnsani cin ve şeytanlardan korunmak diğerlerinden korunmaktan daha zordur. O halde insan arkadşını seçerken çok dikkatli olması lâzımdır.
Meselenin nekadar mühim olduğu Rabb-ımızın bize kitabını okumaya başlayacağımız zaman.
16.98–“Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.” Tavsiye hükmünde de olan, amir ifadesi ne kadar mihimdir. Demekki bu saha çok tehlikeli bir sahadır, diğer ismlere değilde, İsmi Cami olan Allah’a sığınma tavsiye edilmektedir. “Euzü bike minke” “senden sana sığınırım,” Çünkü iblis kendisinde olan mudil ismi ağırlıklı sahayı çok iyi bilmekte ve o sahada çok becerikli olmakta, sureta hakk’tan gözükerek hedef koyduklarını kolayca avlamaktadır. Ve bu günün tekneloji araçlarıda yerinde kullanılmadığı sürece onun en çok boş şeylerle oyalayıcı ve aldatıcı aletleri olmaktadır.
Kullar ise bu hususta, esma-i ilâhiye ve kendini tanıma eğitimi alamadıklarından, esma-i ilâhiyyeleride esma-i
nefsiyyeye dönüşmüş olduklarından, böylece hiçbir korunakları kalmadığından, yığınlar halinde onun ordusuna farkında bile olmadan iltihak etmiş olmaktadırlar.
Kur’an-ı Kerîm’in okunması bittiğinde de bahsi geçen son ayetin okunması gerekmektedir ki hatmi şerif tamam olsun, hatimde de bu ikaz açık olarak yaptırılıp böylece uyanık olmazı Allah’ımız bize açık olarak (Minel cinneti ven nâs)
(Nâs, 114/6) “İnsanlardan ve cinlerden.” Sakınınız diye rahmeten, başta ve sonda da ikaz etmektedir.
Rabb-ımıza şükrederiz böylece bu kitabımızda şimdilik tamamlanmış oldu. Gayret bizden muvaffakiyet Hakk’tan dır.
Allah hakk söyler Hakk-ı söyler.
BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM.
Kitabımızın sonuna da gene evlâtlarımızdan birinin, (Er…. Ay,,,) (97-Kadir suresi) nin içinde geçen “LEYLETÜ’L-KADR” cümlesi hakkında yapmış olduğu bir çalışmasını ilâve etmeyi uygun buldum. Bu çalışmayı (68-1-namaz sureleri) kitabımızın içinde geçen (97-Kadir suresi) bölümüne ilâve etmeyi düşünmüştüm ancak o kitabın sayfa sayısının bir hayli fazla olmasından dolayı buraya ilâve etmeyi uygun buldum.
Yukarıda da bazı başka çalışmaları ilgili yerlerine ilâve etmiştim, bunları niye ilâve ediyorsunuz diye soru sorabileceklere, küçük cevabımız şöyle olacaktır.
Bizim gayemiz batınen gerçek donanımlı kimseler yetiştirmektir. Bu hususun bir yönü de, kişinin yazma ve derleme kabiliyetinin ortaya çıkarılmasıdır. İşte bu yüzden bizler çevremizde olan evlâtlarımıza, bu hususu hep hatırlatarak onları, anladıklarını yazmaya da teşvik etmekteyiz, görüldüğü gibi de oldukça başarılı olunmakta-dır. Diğer taraftan onların derleme ve yazmaları, aynı zaman da benim de derleme ve yazmamdır. Ve bunlara kitaplarımda yer vermem onları teşvik ve onore etmektir, bu da onların derleme ve yazma azimlerini gayrete getirmektedir.
Böylece onların derleme ve yazma kabiliyet ve gayretleri arttıkça da, ileride daha geniş ve daha kapsamlı değerli yazılar yazabileceklerinin bu yazılar nişanesi olmaktadır. Bu haller ile onların bu yönden de önlerinin açılmasına sebep olunmaktadır. Böylece yazı yazmayı deneyen, bütün evlâtlarımıza başarılar diler çalışmaların-dan ötürü teşekkür ederim, sağ olsun var olsunlar, muvaffakiyetlerinin devamını diler ellerine gönüllerine sağlık olsun derim. T.B.
لَيْلَةُ الْقَدْر
“LEYLETÜ’L-KADR”
(ل) LAM:
Lâm yüce mukaddes ezele aittir Makamı yüce, heybetli ve nefistir
Ne zaman kalksa zatı var edeni izhar eder
Ne zaman otursa oluş âlemini izhar eder Sana ruh olarak üç hakikati verir (İbn Arabi)
(ل )“LAM” harfi ebced sayı değeri otuzdur. “Lam” harfinin lafız harfleri “Lam, Elif ve mim” dir. Lam harfinin iki yönü vardır. Bir yönü zata dönük, bir yönü de mülk âlemine dönüktür. Dolayısıyla Lam’ın Elif’e dönük yüzü zata, mim’e dönük yüzü de mülk âlemine bakar. İkisi arasında orta âlem oluşur. Bu da nefsin makamıdır.
Lâm harfinin hattı, insanın ayn-ı sâbitesinin Allah’ın ezelî bilgisinde var olduğu öğretisini sembolize etmektedir. Hak için elif, ze ve lâm harfleri belirlenmekte, bu harflerin bu sıraya göre yan yana getirilmesi ile Allah’ın ezelilîği fikri ortaya çıkmaktadır. Nûn, sâd ve dâd harfleri insan için belirlenmekte ve bu harflerden biri olan nûn’da gizli olarak bulunan elif yatay pozisyondan dik duruma geldiğinde lâm harfi; nûn’dan olma lâm’ın yarısı göz önüne alınmakla da ze ortaya çıkmaktadır. Böylece insanı sembolize eden nûn harfinden, Allah’ın zât ve sıfatını ve bu ikisini birleştiren râbıtayı temsil eden elif, ze ve lâm çıkmaktadır. Yani (ل )“LAM” varlığında Kadim’i sembolize eden “Elif” in boyu, Hadis’i sembolize eden “Nun” harfinin alt çanağının birleşimden meydana gelmiştir. “Lam” bu yönüyle berzahtır. Allah’ın ezeliliği “Lam” harfinin zuhuruyla aşikar olmuş, aynı zamanda hadis için zaman kavramı ortaya çıkmıştır. (Muhyiddin Arabi ‘Futuhat-ı Mekkiyye’)
Kadim için ezel neyse, halk edilmiş için de zaman odur. Ezel aynı zamanda yüce Allah’ın niteliklerinden biridir, dolayısıyla O’nun suretindedir. Allah'ın ezeli olarak nitelenmesi, bizimle ilgili zaman kavramıyla irtibatlıdır. Bizim “Allah vardı, beraberinde bir şey yoktu” ifadesi bağlamında bir zamansal uzanış tasavvur etmemizden kaynaklanmaktadır. (Muhyiddin Arabi ‘Futuhat-ı Mekkiyye’)
“Lam” harfinin zuhuruyla hadisin programı ortaya çıkmış ve zamanın başlangıcı olmuştur. Bu ilk tenezzül ile birlikte, Allah’ın ezeliliği “Lam” harfinin zuhuruyla aşikar olmuştur. Burada ki “Lam” ayan-ı sabiteyi sembolize eder.
Ayan-ı sabite vücud kokusu almamıştır, burası varlığın programıdır yani ilmi suretler mertebesidir. (Er… Ay…)
( لَ ) LE
Fethayla harekelenen oluşum yani açılmaya, zuhura çıkmaya başlayan, ilm-i ilahi. Zatın simgesi olan “Elif” ile desteklenmiştir. Çünkü her fetha (e-a sesi) da gizli bir “Elif” vardır. Ayan-ı sabite’deki ilmi suretler, kendi programları doğrultusunda zuhura çıkmaya başlamıştır.
“Le” Arapça’da bir anlamı da “Şüphesiz”dir. “Ayan-ı sabite asla değişmez” Yani ayan-ı sabite’deki ilmi program, değişmeksizin, mutlak bir şekilde tenezzül etmektedir. Sonradan meydana gelecek, hadis varlıkların programı ayan-ı sabite’deki hakikati ne şekildeyse o şekilde zuhur bulur. (Er… Ay…)
(لَي) LEY
(ي ) Y
YA HARFİ.
Risalet Ya’sı nemliliği zahir (yerde zuhur etmiş) bir harftir.
Ulvi âlemde barınan Vav gibi.
O gölgeleri olmayan cisimlere yardımcıdır.
O suretlere sarılmış yardımcıdır.
(İbn Arabi)
“Ya” harfinin belirgin özelliği kesir ve alçaklık harfi olmasıdır. Bu bakımdan toprak unsuruna en uygun harftir. Çünkü toprak unsurların en alçağıdır. Risalet Ya’sı nemliliği zahir (yerde zuhur etmiş) bir harftir.
Âlimler, Vav harfini kendisinden önceki zammeliye (ötre), Ya harfini ise kendisinden önce esre bulunan harfe tahsis etmiştir. Böylelikle Elif ile Vav ve Ya harfleri arasında başka açılardan farklılık ortaya çıkmıştır. Şu halde Elif, zata, illet Vav’ı sıfatlara ve illet Ya’sı ise fiillere aittir. Şöyle de diyebiliriz: Elif ruha aittir, onun niteliği akıldır ve o fethadır. Vav ise nefs’e aittir ve onun niteliği kabzdır, o ise zammedir(ötre). Ya harfi ise cisimdir ve fiilin varlığı onun niteliğidir, o ise kesredir. Zat Elif’i, sıfatın varlığının, sıfat Vav’ı ise fiilin varlığının illetidir. Fiil Ya’sı ise şehadet âleminde kendisinden meydana gelen sükûn (durağanlık) ve hareketin illetidir. (Muhyiddin Arabi ‘Futuhat-ı Mekkiyye’)
“Ya” harfinin zuhuruyla “Lam” harfinde ki ilmi suretler yani ayan-ı sabite, kendindeki programı risaletin simgesi olan “Ya” harfiyle açığa çıkarmıştır. Aynı zamanda “Ya” harfinde iki benlik noktası yani zan noktaları zuhur bulmuştur. Hakk-halk veya Rab-Abd mertebeleri zuhur bulmuştur. “Ya” harfindeki risalet yani elçilikle birlikte “Ya” harfi her ayn-ı sabiteyi kendine uygun mahalline ulaştırmıştır.
(لَيْ) LEY
Bu oluşumda risalet “Ya” sı hareke almayıp, mutlak sükundadır. Çünkü “Ya” harfi aynı zamanda ayan-ı sabitedeki ilmi suretlerin, fiil sahasındaki kaynağıdır. Dolayısıyla programın kabulü için mahallin sükunda olması gerekir. Bu kabül için şarttır. Ayan-ı sabitedeki, sabit hakikatler “Ya” harfinin zuhuruyla birlikte ikilik zannıyla fiil programı ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak her ayn-ı sabite kendi hakikatini zuhura getirecek Rasulüne yani “Ya” sına doğru tenezzül etmiştir.
“Ley” Farsça: Kab, zarf manalarına gelir. Arapça: Saklamak, örtmek manalarına da gelir. “Ley” oluşumuyla
birlikte fiil sahasında zuhura çıkacak ilmi kablar meydana gelmiştir. Aynı zamanda “Lam” daki ilmi hakikatler, “Ya” harfiyle birlikte ikilik kabında saklanmıştır.
(لَيْل) LEYL
Buradaki “Lam” harfi iradenin simgesidir. “Lam” harfinin zuhuruyla birlikte “Ley” mertebesinde oluşan her ayn-ı sabitenin yani ilmi suretlerin, ilmi ve fiili hakikatleri, oluşumu zuhura çıkaracak “Lam” iradesine aktarılmıştır.
“Leyl” sözlük manası gecedir. Yani örtüdür. “Leyl” oluşumuyla ayan-ı sabitedeki ilmi manalar, hadis varlığın iradesinde örtülmüştür. “Leyl”, gece anlamınadır, gece de gayb anlamına gelir. Yani “Leyl” hadis varlığın gaybı olmuştur. (Er… Ay…)
(لَيْلَ) LEYLE
Hadis varlıktaki irade “Lam” ının harekete yani harekelenmesiyle birlikte her ayn-ı sabite, fetha harekesiyle, yani “Elif” ile zati olarak desteklenerek gayb, şehadete yani müşahedeye doğru harekete geçmiştir. (Muhyiddin Arabi ‘Futuhat-ı Mekkiyye’)
(لَيْلَة) LEYLET (ت ﺔ) TE
Te, bazen görünür, bazen gizlenir Kavmin varlığında payına onun çeşitlilik düşer Mertebesi Zatı ve sıfatları kuşatır Onun fiil mertebesinde temkini yoktur Ortaya çıkarıp gösterir sırlardan gariplikler izhar eder Levh mülkünü, kalemleri ve Nun’u Leyli, şemsi, A’la’yı ve Tarık’ı Zatında, Duha’yı İnşirahı ve Tin’i (İbn Arabi)
“Arapça, kelimelerin eril (müzekker) ve dişil (müennes) olabildiği dillerden biridir. Arapçada 3 adet müenneslik (dişillik) işareti vardır ve bunlardan biri de tai merbutadır.
Tai merbuta, "bitişik ta" demektir. Bir diğer ismi de tai te'nis'tir (yani dişillik ta'sı). Bu işaret, kelimelerin sonuna birleşen ve kapalı yazılan Te harfidir. Bir başka ifadeyle, Arapçanın 3. harfi olan Te harfinin iki yazılış şeklinden (açık ve kapalı) biridir. Açık yazılan Te harfi de, tıpkı kapalı yazılan tai merbuta işareti gibi, dişillik alameti olarak görev alabilmektedir” Açık olarak yazılan “TE” (ت), Kapalı olarak yazılan “TE” (ﺔ) bu şekildedir.
Sonuç olarak, isminden de anlaşılabileceği gibi tai merbuta işareti, Te harfinin bir yazım formudur ve açık yazılan Te harfi gibi iki nokta ile noktalanmıştır. Kelimelerin sonlarında yer alır ve genellikle dişillik bildirir; ancak kendisinden sonra bir harf gelecek olursa, artık kapalı yazılamaz ve açık Te şeklinde yazılır. (İbn Arabi)
“EnTe” (Sen) ancak ilim suretinde tecelli eder. “Te” harfi ise “EnTe” (sen) şeklindeki hitap harfidir. Bu ise hitap edilenin müşahede edilmesini gerektirir. “Te” ile ilgili; bilindiği gibi o da (En-te) nin “Te” sidir, onu diyebilmek için orada hazır olan ancak gaybde olan bir (Ene) olması lazımdır ki muhatabına (En-te) diyebilsin, aslında oradaki “Te” (ente) (ene) nin “T” deki kendini gizlemiş olan (Ene) sidir. (Ente) nin zuhur sahası “T” kaldırılınca zaten ortada kendisi kalmış olmaktadır. “T” ile Zatın zuhur mahalli olan birey böylece âlemi şehadette tasdik olunmuş olmaktadır. (Necdet Ardıç ‘Terzi Baba’)
“TE” (ﺔ) harfi yetkin kulluk mahallidir. Muhatab alınan makamdır: “Ene – EnTe”. Aynı zamanda kelimenin sonunda yer alan “TE” kelimeye müenneslik (dişilik) verir. Bu da mahallin edilgenliğinin kabul ediciliğini gösterir ki,