Tusebbihu lehu-ssemâvâtu-sseb'u vel-ardu vemen fîhin(ne)(c) ve-in min şey-in illâ yusebbihu bihamdihi velâkin lâ tefkahûne tesbîhahum(k) innehu kâne halîmen ġafûrâ(n)
Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah'ı tespih ederler. Her şey O'nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halim'dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.
Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır.
İsrâ Suresi'nin 44. ayeti, evrendeki her varlığın Allah'ı tesbih ettiğini vurgularken, insanın bu tesbihi idrak edememesine dikkat çeker. Ayet, Allah'ın Halim ve Gafûr isimleriyle sona ererek, bu idrak eksikliğine rağmen O'nun kullarına karşı sabırlı ve bağışlayıcı olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tesbih' kelimesinin kök anlamının 'hızla hareket etmek' olduğunu belirtir. Buradan hareketle, Allah'ı tesbih etmek, O'nu noksan sıfatlardan süratle uzaklaştırmak, O'nun yüceliğini ve kemalini idrak ederek zikretmek anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, tüm varlıkların fıtrî olarak Allah'ın kemalini ve noksansızlığını ilan etmesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tesbih'in mecazi olarak 'Allah'ı yüceltmek ve O'na ibadet etmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'tüsebbihu' ifadesi, göklerin, yerin ve içindekilerin Allah'a olan boyun eğmelerini ve O'nun kudretini ikrar etmelerini mecazi bir dille anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tesbih' kavramının Kur'an'da Allah'ın aşkınlığını ve yüceliğini ifade eden merkezi bir kavram olduğunu belirtir. Varlıkların tesbihi, onların Allah'ın yaratıcılığına ve hükümranlığına tanıklık etmeleri, O'nun kudretini ve birliğini sürekli olarak ilan etmeleri anlamına gelir. Bu, sadece dilsel bir eylem değil, varoluşsal bir durumdur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'semâvât' kelimesinin 'semâ' kökünden geldiğini ve 'yükseklik' anlamına işaret ettiğini belirtir. Kur'an'da genellikle yedi kat gök olarak zikredilen bu varlıklar, Allah'ın kudretinin ve azametinin bir göstergesi olarak tesbih edenler arasında sayılır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'semâ' kelimesinin hem maddi gök cisimlerini hem de manevi yükseliş ve yücelik anlamlarını içerdiğini açıklar. Ayetteki 'es-semâvâtü'l-seb'u' ifadesi, evrenin genişliğini ve Allah'ın yaratma sanatının mükemmelliğini vurgulayarak, bu yüce varlıkların da Allah'ı tesbih ettiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fıkh' kelimesinin 'bir şeyi bilmekten daha özel olarak, onun derinliğini ve inceliklerini kavramak' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'lâ tefkahûne tesbîhahum' ifadesi, insanların varlıkların tesbihinin mahiyetini, dilini ve derin anlamını tam olarak idrak edemediğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'fıkh'ın sadece yüzeysel bir bilgi değil, aynı zamanda bir anlayış ve kavrayış derinliği gerektirdiğini belirtir. Ayetteki kullanım, insanların duyularıyla algılayamadıkları, ancak varoluşsal bir gerçeklik olan bu tesbihi akıl ve kalp yoluyla da tam olarak kavrayamadıklarına işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Halîm' isminin, Allah'ın kullarının günahlarına ve isyanlarına rağmen hemen cezalandırmayan, onlara mühlet veren ve sabır gösteren sıfatını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, insanların varlıkların tesbihini anlamamalarına rağmen Allah'ın onlara karşı sabırlı davrandığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hilm'in, öfke anında bile aklın ve sağduyunun galip gelmesi, aceleci davranmamak olduğunu açıklar. Allah'ın 'Halîm' olması, insanların eksikliklerine ve hatalarına karşı müsamahakâr davranması, hemen karşılık vermemesi ve onlara tövbe etme fırsatı tanıması anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğafr' kelimesinin 'örtmek' anlamına geldiğini ve 'ğafûr' isminin, Allah'ın kullarının günahlarını örten, onları affeden ve cezalandırmayan sıfatını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'Halîm' ismiyle birlikte kullanılması, Allah'ın sabrının ardından gelen bağışlayıcılığını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ğafûr' isminin, Allah'ın günahları çokça bağışlayan ve kullarına karşı merhametli olan yönünü gösterdiğini açıklar. Ayette, insanların tesbihi idrak edememeleri gibi eksikliklerine rağmen Allah'ın onları bağışlayıcı olduğunu ifade eder.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(44) (Tüsebbihu leHUs Semavatüs seb'u vel Ardu ve men fiyhinn* ve in min şey'in illâ yüsebbihu Bi hamdiHİ ve lâkin la tefkahune tesbiyhahüm* inneHU kâne Haliymen Ğafura;)
“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halîmdir çok bağışla-yandır.” Hamd bu Âyetin içerisinde bütün mertebeleriyle faaliyettedir. Dikkat edelim Rabbinin hamdı ile değil “hamdiHİ” O’nun hamdı ile diyor, yani “Hu” Allah’ın zâtı. Allah kelimesinin sonundaki “h” harfi de buna işaret etmektedir ve hüviyeti mutlak’ı ifade eden bu, gerçek olan “Hu” dur.
Evvelâ taklidi olarak, niyetle “Hu” ya hamdedilir, daha sonra “Hu” nun ne olduğunu ve buradaki hamd makamının ne olduğunu idrak ettiklerinde zâten ortada
kendileri kalmadığından “Hu” nun hamdı ile hamd ederler ve başka türlüde hamd etmeleri mümkün değildir, çünkü O’ndan başkası yoktur ki hamd etsin, kulunu vasıta yapar kendisi hamd eder. Eşyadan hamd eder aynı zamanda Hâmid ve Mahmud kendisi olur.
Beşeriyyetle bakıldığında kişi kendisi hamd ediyor zanneder fakat aslında hamd edemez, mutlaka ancak O’nun hamdıyla olur.
“Anlayamazsınız” hitabı burada şeriat ehlinedir, ve bu ifade aynı zamanda anlaşılabileceğinin de ifadesidir, çünkü hiç anlaşılması mümkün olmayan bir şeyi Allah Teâlâ hazretleri buraya koymazdı, dikkat edersek “siz anlayamazsınız” diyor ve bizim bizliğimiz mevcut olduğu sürece bu “anlayamazsınız” hitabı yerindedir.
Efendimiz (s.a.v.)ın özelliklerinden biri halîm olmasıdır ve bize de halîm olmamız tavsiye ediliyor.