İż kâle lehu rabbuhu eslim(s) kâle eslemtu lirabbi-l'âlemîn(e)
Rabbi ona "Teslim ol" dediğinde, "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.
Rabbi ona, "İslâm ol!" emrini verince, o "Ben âlemlerin Rabbine teslim oldum." dedi.
Bakara 131. ayet, İbrahim peygamberin Allah'ın emrine kayıtsız şartsız teslimiyetini ifade eden temel bir diyalogu sunar. Ayet, 'teslimiyet' kavramının derinliğini ve 'Rab' kavramının evrensel boyutunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin aslen 'terbiye etmek, bir şeyi tedricen kemale erdirmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Rabbi' ifadesi, İbrahim'i yaratan, besleyen, eğiten ve ona hükmeden Allah'ı ifade eder; bu, O'nun mutlak otoritesini ve İbrahim üzerindeki velayetini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Rab' kelimesinin 'malik, seyyid, müdebbir, mürebbi' gibi anlamlara geldiğini ve Allah için kullanıldığında bu vasıfların hepsini kapsadığını ifade eder. Ayetteki 'Rabbi' kelimesi, İbrahim'in kendisine hitap eden ve emir veren varlığın, tüm bu vasıfları kendinde toplayan Allah olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rab' kavramının Kur'an'da 'yaratıcı, besleyici, koruyucu ve yönetici' anlamlarını taşıdığını ve bu kavramın Allah'ın mutlak egemenliğini ve insan üzerindeki otoritesini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'Rabbi' ifadesi, İbrahim'in muhatabının, tüm bu niteliklere sahip olan Allah olduğunu açıkça ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'eslime' fiilinin 'boyun eğmek, itaat etmek, kendini teslim etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'eslim' emri, İbrahim'den Allah'ın iradesine karşı gelmeksizin tam bir itaat ve teslimiyet göstermesini istemektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'eslime' fiilini 'inkıyad et, itaat et' şeklinde açıklar. Bu ayetteki kullanımı, İbrahim'in Allah'ın emrine hiçbir tereddüt göstermeden boyun eğmesini ve O'na teslim olmasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'İslam' kelimesinin kökü olan 's-l-m'nin 'selamet, barış' anlamlarından türediğini ve 'esleme' fiilinin 'kendini birine teslim etmek, barışa girmek' manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'eslim' emri, İbrahim'in Allah ile tam bir barış ve uyum içinde, O'nun iradesine teslim olmasını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'İslam' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini ve 'teslimiyet' anlamını vurgular. 'Eslim' emri, Allah'ın mutlak otoritesine karşı insanın tam bir boyun eğmesini ve iradesini O'nun iradesine tabi kılmasını ifade eder. Bu, İbrahim'in Allah'a olan derin bağlılığını ve itaatini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'eslemtü' fiilinin 'boyun eğdim, itaat ettim' anlamında kullanıldığını belirtir. İbrahim'in bu cevabı, Allah'ın 'eslim' emrine tereddütsüz bir şekilde uyduğunu ve kendini O'na teslim ettiğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'esleme' fiilinin 'Allah'a teslim olmak, O'nun hükmüne boyun eğmek' anlamını taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'eslemtü' ifadesi, İbrahim'in bu teslimiyeti sözlü olarak beyan etmesini ve fiilen gerçekleştirmesini anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 's-l-m' kökünün Kur'an'da 'barış, güvenlik, teslimiyet' gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve 'eslemtü' fiilinin, kişinin kendi iradesini Allah'ın iradesine teslim etmesi anlamına geldiğini belirtir. Bu, İbrahim'in Allah'a olan tam güvenini ve itaatini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'âlemîn' kelimesinin 'insanlar, cinler ve melekler' gibi akıl sahibi varlıkları kapsadığını belirtir. Ayetteki 'Rabbi'l-âlemîn' ifadesi, Allah'ın sadece İbrahim'in değil, tüm bu varlıkların Rabbi olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âlem' kelimesinin 'kendisiyle bir şeyin bilindiği şey' anlamına geldiğini ve 'âlemîn'in ise 'Allah'tan başka her şeyi' kapsadığını ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın sadece belirli bir topluluğun değil, tüm evrenin ve içindeki her şeyin Rabbi olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'âlemîn' kelimesinin 'her sınıf ve türden varlıkları' ifade ettiğini ve bu kelimenin Allah'ın rububiyetinin evrenselliğini gösterdiğini belirtir. İbrahim'in 'Rabbi'l-âlemîn'e teslim oldum' demesi, O'nun sadece kendi Rabbi değil, tüm varlıkların Rabbi olduğunu kabul ettiğini ifade eder.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
إِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ أَسْلِمْ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
(2/131) İz kale lehu Rabbuhu eslim, kale eslemtü liRabbil Alemiyn;
* Rabbi ona “Teslim ol” dediğinde, “Âlemlerin Rabbine teslim oldum” demişti.
Rabbi ona, “o vaktide hatırla ki, Rabbi teslim ol” dedi, İbrâhîm (a.s.) da “âlemlerin Rabbine teslim oldum” dedi.
Bu kadar kesin bir biçimde, daha evvelce bu hakikatleri nefsiyle birlikte yaşıyorken artık kendi varlığında Hakk’ın varlığından başka bir şey olmadığını idrak ettiği zaman teslim oldu, işte Muhammediyyet yolunda olan bir dervişin bu âyeti Kerîme’yi en keskin bir şekilde yaşaması gerekiyor ki yol alabilsin, çünkü İbrâhâmiyet mertebesi bunu gerektiriyor.
Âdem (a.s.) dan başlayarak İbrâhîm (a.s.) a kadar gelen süredeki çalışmalar fiziksel, bireysel çalışmalardır, yani nefis teskiyesi, nefsini temizleme kendini bilmeye doğru yönelen çalışmalardır, İbrâhîm (a.s.) mertebesiyle birlikte ve ondan sonraki devreler artık Allah’ı tanıma mertebeleri yani marifetullah’a yönelme, hazerat-ı hamse çalışmalarıdır, işte buradaki teslimiyyet olan “sendeki varlık Benim varlığımdır, Bana artık kendini teslim et” demesidir, sadece elbisesiyle, cesediyle değil bütün varlığıyla teslim olmasıdır, eğer kısmen teslim olmuş olsa yine kendinde benlik meydanda olur, teslim etmediği yönüyle benliktedir, işte burası çok açık ve kesin olarak bir Hakk yolcusunun bu mertebede ne yapması lâzım geldiğini açık anlatıyordur.
İbrâhîm (a.s.) bu emri aldığı zaman hiçbir şekilde itiraz etmeden “hemen teslim oldum” diyordu, ama “âlemlerin Rabbine” yani “Rabbül Erbaba teslim oldum” diyordu, Rabbül has’a teslim oldum demiyordu, daha evvelki mertebeler de kişi Rabbül hasına yönelmekte, yani kişinin kendisini kontrol eden Esmâ-i İlâhiyye’ye yönelmektedir,
İbrâhîm (a.s.) mertebesinde ise, kişi kendi varlığını Hakk’a zâten teslim ettiğinden bu Esmâ-i İlâhiyye onun üzerinde tahakkuk etmiş oluyor çünkü varlık Hakk’a teslim edilmiş oluyor ve dolayısıyla o salt bir varlık olarak, cesetsiz bir şuur olarak Hakk’a varlığını teslim etmiş oluyor.
Kişi kendi nefsaniyyetini Hakk’a devrettiği için Cenâb-ı Hakk ona o Esmâ-i İlâhiyyenin hakikatini giydiriyor ve bu mertebe de “hullet” olarak ve “halil” ismini alıyor.
Bir kişinin üzerinde bir elbise varsa ona elbise giydirmezler ama o kimliğini o elbisesini teslim ettikten sonra Cenâb-ı Hakk ona İlâh-î bir kimlik vermeye başlıyor, işte hullet dediği bu dostluk elbisesini giydiriyor, ve ondan sonra ayrı ayrı esmâlar onun üzerinde tesir etmiyor, külli esmâlar yani Rabbül Erbabın mertebesi onda tesirata başlıyor, zâten İbrâhîm (a.s.)ın önceki dönemlerinde çıkan yıldızlara, aya, güneşe, bunlar benim Rabbim değildir, demesin de hep o mertebeye yönelme vardır.