Ve ḣaleka-lcânne min mâricin min nâr(in)
"Cin"i de yalın bir ateşten yarattı.
Cinleri de hâlis ateşten yarattı.
Rahmân Suresi 15. ayet, cinlerin yaratılış maddesini 'mâric' ve 'nâr' kelimeleriyle açıklayarak, onların özgün ve ateşle ilişkili bir varlık olduğunu vurgular. Ayet, yaratılışın çeşitliliğini ve Allah'ın kudretini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halk' kelimesinin asıl anlamının 'takdir etmek, ölçmek' olduğunu belirtir. Daha sonra bu takdire uygun olarak bir şeyi icat etmek, yoktan var etmek anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 've halaka' ifadesi, cinlerin Allah tarafından belirli bir ölçü ve düzen içinde, yoktan var edildiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'halk' kelimesini 'bir şeyi misalsiz olarak icat etmek' şeklinde tanımlar. Bu, Allah'ın yaratmasının benzersizliğini ve cinlerin de daha önce benzeri olmayan bir formda yaratıldığını gösterir. Ayetteki kullanımı, cinlerin yaratılışının Allah'ın mutlak kudretinin bir tezahürü olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'halk' kavramının Kur'an'da Allah'ın yaratıcı gücünü ifade eden merkezi bir terim olduğunu belirtir. O'na göre 'halk', 'yoktan var etme' ve 'bir şeyi belirli bir amaç ve düzenle biçimlendirme' anlamlarını içerir. Bu ayette cinlerin yaratılışı, Allah'ın evrendeki her şeyi belirli bir hikmetle yarattığı genel ilkesinin bir parçasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cânn' kelimesinin 'cin' kelimesinin çoğulu veya cinlerin atası için kullanılan bir isim olduğunu belirtir. Kelimenin kökündeki 'c-n-n' gizlilik ve örtülülük anlamına gelir. Bu ayette 'el-cânn', insan gözünden gizli olan, ateşten yaratılmış varlıklar topluluğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cânn' kelimesinin 'cin'in tekili olabileceği gibi, cinlerin atası veya yılan türleri için de kullanıldığını belirtir. Ancak Kur'an bağlamında genellikle 'insan gözünden gizli olan varlıklar' anlamında kullanılır. Bu ayette, cinlerin yaratılış maddesiyle birlikte, onların mahiyetine dair bir ipucu sunulur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'cânn' kelimesinin 'cin'in çoğulu olarak kullanılabileceğini veya 'cin'in kendisi için de kullanılabileceğini ifade eder. Ayetteki 'el-cânn' ifadesi, belirli bir tür varlığı, yani cinleri işaret eder ve onların yaratılışının insanlardan farklı bir maddeden olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mâric' kelimesini 'ateşin dumanı olmayan, saf ve halis alevi' olarak açıklar. Bu, cinlerin yaratıldığı ateşin sıradan bir ateş olmadığını, aksine daha yoğun ve özgün bir formda olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mâric' kelimesinin 'karışık ve çalkantılı' anlamından türediğini, ancak bu bağlamda 'ateşin dumanla karışmamış, saf ve yalın alevi' anlamına geldiğini belirtir. Bu, cinlerin yaratılış maddesinin saflığını ve yoğunluğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'mâric' kelimesini 'ateşin dumanı olmayan, saf ve halis alevi' olarak tanımlar. Ayrıca 'merac' kökünün 'karışıklık ve çalkantı' anlamı taşıdığını, ancak burada ateşin özgün ve saf halini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, cinlerin yaratılışının özel bir maddeye dayandığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nâr' kelimesinin 'ışık ve ısı yayan, yakıcı' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'mâricin min nâr' ifadesi, cinlerin yaratıldığı 'mâric'in de özünde ateş olduğunu, ancak sıradan ateşten farklı bir niteliğe sahip olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nâr' kelimesini 'bilinen ateş' olarak tanımlar. Ayetteki 'min nâr' ifadesi, 'mâric'in kaynağının ateş olduğunu açıkça belirtir ve cinlerin temel yaratılış maddesinin ateş olduğunu pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nâr' kelimesinin Kur'an'da hem dünyevi ateşi hem de ahiret azabını ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise cinlerin yaratılış maddesi olarak dünyevi ateşin özel bir formu olan 'mâric'in kaynağı olarak geçer. Bu, cinlerin doğasının ateşle olan derin bağını gösterir.
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
ve halekal canne min maricin min narin “ve maric/dumansız/yalın nar/ateşten cinleri halketmiştir.”
“Cinleri de yalın bir ateşten yaratmıştır.” Cenab-ı Hak insanın oluşumunu yukandaki ayetlerde iki asıl üzere belirttikten sonra, bu ayette de cinlerin oluşumunu anlatmaktadır.
Ve görülen odur ki; cinlerin “Rahmaniyet” mertebesinde yerleri yoktur. Sadece zuhur mahallerinde yaşantıları vardır.
Bu şu demektir ki, insan mertebesine ulaşamazlar ve Hakk’a yakınlıkları çok gerilerdedir. Belki bu yüzden insanları “Rahmaniyet” mertebesinden düşürmeye çalışırlar.
Yalın bir alev olan bu varlıkların ana malzemesinin özelliği yakıcılığıdır. Kendilerinde başka unsurların olmayışı onlarda tek yönlü bir hayat ortaya getirmekte ve aralarında çok çeşitli yaşantılar bulunmamaktadır.
İnsan ise,
- “zat” mertebesi (batın yönü) itibariyle “Allah” ve “Cami” isminin zuhuru;
- “sıfat” mertebesi itibariyle “Rahman” isminin zuhuru;
- “esma” mertebesi itibariyle “Selam” isminin zuhuru;
- “ef’al” mertebesi itibariyle “Melik” isminin zuhurudur. ve
- “cismi” itibariyle de, ağırlıklı toprak olmakla beraber, kendinde (su, ateş ve hava) bulunmaktadır.
Yani kendisinde bir miktar cinnî özellik de bulunmaktadır. Fakat cinlerde insani özellik bulunmamaktadır.
Bu yüzden insanlar hakikatleri itibariyle cinlerden çok üstündürler. Eğer insanda “ateş” diğer unsurlardan daha ağır basarsa, onda ağırlıklı olarak cinnî ahlak yaşantısı ortaya gelebilmektedir.
Onların hayat kaynağı “Aziz”, “Cebbar”, “Mütekebbir” esmalarıdır, insanda ise bütün esma ve sıfatlar mevcuttur.
İnsanda mevcut olan “vehim” ve “hayal” cinlerin saldırı bölgesidir. Onların tesiri altına girmemek için vehim ve hayali gerçek ilim ile yönlendirmek gerekmektedir.
Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor:
[“Cann” ( ) “nun”un şeddelenmesiyle “cin” demektir. “Malih” ile “milh” gibi ikisi de vasıftır.
Burada “insan”dan murad “Adem” (a.s) olduğuna göre “cann” da “cin”in babası demektir. Bazıları bunu Mücahid’den naklettiği gibi burada “cann” cinlerin babasıdır.] Başlangıç itibariyle bütün insan cinsi “salsal”den yaratılmış olduğundan “insan”dan kasıt “Adem” (a.s) değil, insan cinsi olduğu gibi, “cann”dan kasıt da “cin” cinsidir.
Kur’anı Keriym Hicr Suresi 15. sure 27. ayette
مُومعخَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِعوَالْجَانَّ ﴿٢٧﴾
vel canne haleknahü min kablü min narissemümi
“ve cann/cinleri kablü/önceden semum/vücuda nüfuz eden (sam yeli gibi yakan) zehirli sıcak nar/ateşten haleknahü/onu/kendisini halkettik,
“Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık” buyurulduğuna göre,
demek ki Allahu Teala insanı yaratmadan önce “cann” yahut “cin” denilen mahlukları yaratmıştır.
Burada “maric” iki mana ile tefsir olunmuştur.
Bazıları halis ateş, dumansız safi alev demişler;
bazıları da dumanlı bir ateş demişlerdir.
Velhasıl biz insanların gözlerine adet olduğu veçhile görünmeyen, gizli bir takım hayat kuvvetleri, hayati unsurlar yaradılmıştır ki, bunlara “cann” ismi verilmiştir.