İçeriğe atla
Tüm Yazılar

Celâl ve Cemâl Arasında Bir Nebî: Hz. Yahyâ ve Hikmet-i Celâliyye

15 Nisan 20266 dk okuma
Celâl ve Cemâl Arasında Bir Nebî: Hz. Yahyâ ve Hikmet-i Celâliyye
Kelime-i Yahyâviyye

İlgili Kitap

Kelime-i Yahyâviyye

Muhyiddin İbnü'l-Arabi

Celâl ve Cemâl Arasında Bir Nebî: Hz. Yahyâ ve Hikmet-i Celâliyye

Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin "Kelime-i Yahyâviyye'de Mündemic Olan Hikmet-i Celâliyye" eserinden ilhamla

Giriş

Günümüz dünyasında, kendimizi anlamak ve varoluşumuzun derinliklerine inmek için sürekli bir arayış içindeyiz. Modern yaşamın getirdiği karmaşa ve hız, içsel huzurumuzu bulma çabamızı daha da önemli kılıyor. Peki, bu arayışta bize yol gösterecek kadim hikmetler nelerdir? Muhyiddin İbnü'l-Arabî gibi büyük mutasavvıfların eserleri, bu sorulara cevap arayanlar için eşsiz birer rehber sunar. Şeyhü'l-Ekber'in "Kelime-i Yahyâviyye'de Mündemic Olan Hikmet-i Celâliyye" adlı eseri, Kur'an'daki peygamber kıssalarını derin bir tasavvufî bakış açısıyla ele alarak, Hz. Yahyâ'nın şahsında Celâl sıfatının tecellilerini ve bunun insanî kemalata etkilerini gözler önüne seriyor. Bu eser, sadece bir peygamberin hayat hikayesini anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda bizlere kendi içsel yolculuğumuzda karşılaşacağımız zorlukları aşma ve Hakikat'e ulaşma yolları hakkında önemli ipuçları veriyor. Gelin, bu derin eserin kapılarını aralayalım ve Hz. Yahyâ'nın hikmet dolu yaşamından ilham alarak kendi ruhsal varlığımızı keşfetme yolculuğuna çıkalım.

Celâl Nedir ve Hz. Yahyâ ile İlişkisi

İbnü'l-Arabî'ye göre Celâl (Cenâb-ı Hakk'ın azamet, kudret, kahredicilik ve yücelik gibi sıfatlarının tecellisi), varlıkların ikiliğini ortadan kaldırıp mutlak vahdeti ispat eden bir ilahî sıfattır. Celâl, her şeyi Kendine döndürmek için varlıkları nefyeder, yani onların bağımsız varlık iddialarını siler. Kur'an'da geçen "Bugün mülk kimindir? Vâhid ve Kahhâr olan Allah'ındır!" (Mü'min, 40/16) ayeti, bu Celâl tecellisinin en güzel örneklerindendir.

Peki, Hz. Yahyâ (a.s.) bu Celâl sıfatıyla nasıl bir ilişki içindedir? İbnü'l-Arabî, Hz. Yahyâ'nın hayatında ve kişiliğinde Celâl'in güçlü tecellilerini görür. Hz. Yahyâ'nın isminin "Yahyâ" olmasında, yani "yaşayan, dirilten" anlamını taşımasında bile bu Celâlî hikmet gizlidir. O, kendinden önce bu isimle anılan kimse olmaması hasebiyle isimde bir "evveliyet" mazharıdır. Dahası, onun hayatındaki kabz hali (manevi sıkıntı), haşyet (Allah korkusu), rikkat (incelik) ve huşû (derin saygı) gibi haller, Celâlî ahkâmın onda galip olduğunu gösterir. Rivayet edilir ki, Hz. Yahyâ, Hz. İsa'ya güldüğü için onu "Sen Allah'ın azabından emin misin?" diye itap etmiş, Hz. İsa da ona "Sen de Allah'ın fazl ve rahmetinden ümitsiz misin?" diye cevap vermiştir. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak her ikisine de "Bana en sevgiliniz, bana zannı en güzel olanınızdır" diye vahyetmiştir. Bu kıssa, Hz. Yahyâ'nın Celâlî bir kaygı ile hareket ettiğini, Hak korkusunun onu nasıl kuşattığını gösterir. Onun şehit edilişi de, Celâl'in kahredici yönünün bir tecellisi olarak yorumlanır.

İsimdeki Evveliyet ve Zevkî İlim

İbnü'l-Arabî'ye göre, Hz. Yahyâ'nın isminin "Yahyâ" olması, sadece bir adlandırma değil, aynı zamanda derin bir hikmetin ifadesidir. Cenâb-ı Hak, Zekeriyyâ (a.s.)'ın duasını kabul ederek ona "Yahyâ" isminde bir oğul bahşetmiştir. Bu ismin anlamı "Zekeriyyâ'nın zikri onunla hayy (diri) olur" demektir. Dahası, Kur'an'da "Onun için evvelden hem-nâm kılmadı" (Meryem, 19/7) buyrulması, Hz. Yahyâ'nın isminde bir "evveliyet" ve "benzersizlik" olduğunu vurgular.

Bu durum, Hz. Yahyâ ismini ilm-i zevkî gibi kılar. Bir isim, hem bir varlığa işaret eden bir "alem" (özel isim) hem de o varlığın bir "sıfatını" taşıyorsa, bu durum zevkî bir ilimle kavranır. Tıpkı bal isminin hem bir şeye alem olması hem de "tatlılık" sıfatını taşıması gibi. Balı tadan kişi, hem balın ismini hem de onun sıfatını (halavetini) zevken bilir. Hz. Yahyâ ismi de böyledir; hem Hz. Yahyâ'ya alem olmakla birlikte, aynı zamanda "hayat" sıfatını, yani Zekeriyyâ (a.s.)'ın zikrinin onunla dirilmesini ifade eder. Bu, kuru bir bilgi değil, doğrudan yaşanan, hissedilen bir hakikattir. Diğer peygamberlerin zikirleri çocuklarıyla dirilse de (Âdem'in Şîs ile, Nuh'un Sâm ile), bu isim-sıfat birleşimi ve evveliyet sadece Hz. Yahyâ'ya mahsus bir lütuftur.

Hz. İsa ile Karşılaştırma ve İlm-i Zevkînin Önemi

Eser, Hz. Yahyâ ve Hz. İsa (a.s.) arasındaki ilahî selâm farkına değinerek önemli bir mukayese yapar. Hz. İsa'ya doğumunda "doğduğu, öldüğü ve diri olarak haşrolunduğu günde ona selâm olsun" (Meryem, 19/15) buyrulmuşken, Hz. Yahyâ'ya Cenâb-ı Hakk'ın doğrudan selâmı vardır. Bu fark, İbnü'l-Arabî tarafından derinlemesine yorumlanır. Hz. İsa'nın beşik içinde konuşması ve "Ben Allah'ın kuluyum" (Meryem, 19/30) demesi, onun nübüvvetinin bir mucizesi olmakla birlikte, dışarıdan bakan akıl sahipleri için bir "ihtimal" barındırır. Acaba duvar da konuşsa ve peygamberi yalanlasa, o peygamberin doğruluğu yine de sabit olmaz mıydı?

Ancak Hz. Yahyâ'ya Cenâb-ı Hakk'ın doğrudan selâmı, bu türden hiçbir ihtimali barındırmaz. Hak'tan gelen kelâm ve selâm, mutlak hakikattir. Bu, ilm-i zevkî ile ilm-i aklî arasındaki farkı vurgular. Aklî bilgi, ihtimallere ve şüphelere açık olabilirken, zevkî ilim (kalple, ruhla yaşanan bilgi), doğrudan ve şüphesiz bir idraktir. Hz. Yahyâ'nın Celâl sıfatıyla olan derin bağı, onun bu zevkî ilme daha yakın bir konumda olduğunu gösterir.

"Abdullah" Olmanın Hakikati ve Manevi Miras

İbnü'l-Arabî, Hz. İsa'nın beşik içinde sarf ettiği "İnni abdullah" (Ben Allah'ın kuluyum) sözünün derin anlamını açıklar. Bu ifade, Hristiyanların Hz. İsa'yı "ibnullah" (Allah'ın oğlu) olarak görme inancına karşı bir reddiye olduğu gibi, aynı zamanda gerçek "abdullah" olmanın ne demek olduğunu da ortaya koyar. İnsanların çoğu "abdü'n-nefs" (nefsin kulu), "abdü'd-dünya" (dünyanın kulu) veya belirli isimlerin (rezzak, hadi vb.) kulu iken, gerçek "abdullah", tüm ilahi isimleri cami olan, kendi varlığını ve mülkünü tamamen Cenâb-ı Hakk'ın mülkü olarak gören kimsedir.

Hz. Mevlânâ'nın "Hak mademki onun eline kendi eli tabir buyurdu, 'Allah'ın eli onların ellerinin fevkindedir' ayet-i kerimesinin mefhum-i münifine kadar sürdü, götürdü" sözleriyle desteklenen bu hakikat, "abdullah" vasfının ne denli yüce bir makam olduğunu gösterir. Zira hadis-i kudside "Ben onun tuttuğu eli olurum" buyrulmuştur. Bu makam, bekā-billâh mertebesinde bulunan evliyâullahın makamıdır.

Zekeriyyâ (a.s.)'ın "Bana kendi indinden bir velî bahşet!" (Meryem, 19/5) duasının arkasında yatan hikmet de budur. O, kendinden sonra zikrullahın bekasını, yani Cenâb-ı Hakk'ın adının anılmaya devam etmesini istemiştir. Peygamberlerin mirası mal değil, zikrullah makamı ve Hak'ka davettir. Hz. Yahyâ, bu manevi mirasın en önemli temsilcilerinden biri olarak, babasının zikrini ve nübüvvetini ihya eden bir "hayat" olmuştur.

Pratik Dersler

1. Celâlî Hikmeti Anlamak

Hayatımızdaki zorluklar, sıkıntılar ve kayıplar, Celâl sıfatının tecellileri olabilir. Bu durumları bir son değil, bir arınma ve Hak'ka dönüş vesilesi olarak görmek, manevi olgunlaşmamızı sağlar.

2. İsmin ve Sıfatın Bütünlüğü

Kendi ismimizin ve bize verilen sıfatların derin anlamlarını düşünmek, kendimizi ve varlık amacımızı daha iyi anlamamıza yardımcı olur. İsimler sadece birer etiket değil, aynı zamanda taşıdıkları anlamlarla bize yol gösteren işaretlerdir.

3. Zevkî İlim Peşinde Olmak

Akılcı bilginin ötesine geçerek, kalple ve ruhla hissedilen, yaşanan bilgiye (ilm-i zevkî) ulaşmaya çalışmak. Bu, sadece okumakla değil, aynı zamanda tefekkür, zikir ve ibadetle elde edilir.

4. Gerçek "Abdullah" Olmak

Nefsin, dünyanın veya maddiyatın kölesi olmaktan kurtulup, varlığımızın ve tüm mülkümüzün Cenâb-ı Hakk'a ait olduğunu idrak etmek. Bu, teslimiyet ve tevekkül ile mümkündür.

5. Manevi Mirası Korumak

Sadece maddi miras değil, aynı zamanda manevi değerleri, Hakikat bilgisini ve iyi amelleri gelecek nesillere aktarma sorumluluğumuzu hatırlamak.

Son Söz

Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin "Kelime-i Yahyâviyye'de Mündemic Olan Hikmet-i Celâliyye" eseri, Hz. Yahyâ (a.s.)'ın hayatını sadece bir kıssa olarak değil, aynı zamanda ilahî Celâl sıfatının tecellilerini anlamak için bir ayna olarak sunar. Bu eser, bizlere ismin ve sıfatın derinliğini, ilm-i zevkînin önemini ve gerçek "abdullah" olmanın yüceliğini öğretir. Hz. Yahyâ'nın Celâlî duruşu, Hak korkusu ve mutlak teslimiyeti, her birimizin kendi iç yolculuğumuzda rehber edinebileceği değerli dersler barındırır. Bu hikmet dolu sayfalarda gezinmek, sadece geçmişin bilgeliğine bir yolculuk değil, aynı zamanda kendi varoluşumuzun derinliklerine inen, ruhumuzu dirilten bir keşiftir. Unutmayalım ki, bu tür eserler sadece okunmakla kalmamalı, aynı zamanda üzerinde tefekkür edilerek ve yaşamımıza tatbik edilerek gerçek anlamını bulmalıdır.


Kaynak: Muhyiddin İbnü'l-Arabî, Kelime-i Yahyâviyye'de Mündemic Olan Hikmet-i Celâliyye, Fütuhat-ı Mekkiyye'den Seçmeler, 1917 (Çeviri ve Şerh Yılı)

Henüz oy yok

Yorumlar (0)