İbnü'l-Arabî'den Hikmet-i Mâlikiyye: Zekeriyyâ (a.s.) ve İlâhî Rahmetin Sırrı


İlgili Kitap
Kelime-i Zekeriyyâiyye
Muhyiddin İbnü'l-Arabi & Terzibaba - Necdet Ardıç
İbnü'l-Arabî'den Hikmet-i Mâlikiyye: Zekeriyyâ (a.s.) ve İlâhî Rahmetin Sırrı
Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin eşsiz kaleminden, Zekeriyyâ (a.s.) kıssası ve Allah'ın "Mâlik" isminin derin hikmetleri.
Giriş
Hayatın inişleri ve çıkışları arasında, bazen umutsuzluğa kapıldığımız, bazen de ilâhî kudretin mucizelerine şahit olduğumuz anlar olur. Kimi zaman en zorlu imtihanlarla yüzleşirken, kimi zaman da beklemediğimiz bir lütufla karşılaşırız. Peki, tüm bu olayların ardındaki hikmet ne? Cenâb-ı Hakk'ın her şeye hükmeden kudreti ve kuşatıcı rahmeti, bu döngüde nasıl tecelli eder? Büyük mutasavvıf Muhyiddin İbnü'l-Arabî, "Kelime-i Zekeriyyâiyye'de Mündemic Olan Hikmet-i Mâlikiyye" adlı eserinde, Kur'ân-ı Kerîm'de anlatılan Zekeriyyâ (a.s.) kıssasını merkeze alarak, Allah'ın "Mâlik" isminin evrensel tecellîlerini ve ilâhî rahmetin her şeyi kuşatan derinliğini gözler önüne seriyor. Bu eser, sadece bir peygamber kıssasını anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda varoluşun temel sırlarına, ilâhî isimlerin işleyişine ve Allah'ın kullarına yönelik sonsuz rahmetine dair eşsiz bir bakış açısı sunuyor.
Zekeriyyâ (a.s.) ve "Mâlik" İsminin Tecellîsi
İbnü'l-Arabî, Zekeriyyâ (a.s.)'ın hayatını, Cenâb-ı Hakk'ın "Mâlik" isminin canlı bir tecellîsi olarak ele alır. "Mâlik" ismi, şiddet, kuvvet, kudret ve tasarruf anlamlarına gelen "mülk" kökünden gelir. Bu isim, Allah'ın her şeye mutlak hâkimiyetini, her an her şeyi dilediği gibi yönetme kudretini ifade eder. Kitapta belirtildiği üzere, Zekeriyyâ (a.s.)'ın şerefli varlığı, "Yevmü'd-dîn" (Hesap Günü) gibi, Allah'ın mâlikiyetinin kemâliyle zuhur ettiği bir ayna olmuştur.
Zekeriyyâ (a.s.)'ın kıssasında bu mâlikiyet iki farklı şekilde tecelli eder:
- Rahmet Tecellîsi: Zekeriyyâ (a.s.), ileri yaşına ve eşinin kısırlığına rağmen, Allah'tan bir evlat ister. "Bana indinden bir velî bağışla" (Meryem, 19/5) niyazına karşılık, Cenâb-ı Hak ona ilâhî mârifetlere ve güzel ahlâka vâris olacak Yahyâ (a.s.)'ı bahşeder. Bu, Allah'ın aciz kuluna gösterdiği sonsuz rahmet ve kudretinin bir nişanesidir.
- Nıkmet (Kudret ve Azamet) Tecellîsi: Zekeriyyâ (a.s.), imanından dolayı zalimler tarafından testereyle ikiye biçilme gibi şiddetli bir imtihanla karşılaşır. Ancak o, bu belanın kaldırılması için Allah'tan niyazda bulunmaz, sabır ve teslimiyetle bu musibeti karşılar. Bu durum, "Mâlik" isminin azamet ve kudret yönünün, kulun en zor anında dahi tecelli ettiğini gösterir. O, tüm bu acıya rağmen, Allah'ın hükmüne rıza göstererek, ilâhî mâlikiyyetin bir parçası olduğunu idrak etmiştir.
İbnü'l-Arabî, bu iki tecellîyi "Yevmü'd-dîn"de zuhur eden rahmet ve azap hallerine benzetir. Nasıl ki Hesap Günü'nde Allah hem rahmetiyle hem de azabıyla tecelli ederse, Zekeriyyâ (a.s.)'ın hayatında da bu iki yön birden zuhur etmiştir.
İlâhî Rahmetin Her Şeyi Kuşatıcılığı: "Rahmetim Her Şeyi Kuşatmıştır"
Kitabın en temel ve etkileyici mesajlarından biri, Allah'ın rahmetinin her şeyi, hatta gazabı bile kuşattığı gerçeğidir. İbnü'l-Arabî, "Muhakkak Allah'ın rahmeti vücûden ve hükmen her şeye vâsi' oldu; ve muhakkak gazabın vücûdu dahi, Allah'ın gazaba olan rahmetindendir; binâenaleyh O'nun rahmeti gazabını sebkat eyledi" buyurarak, ilâhî rahmetin evrensel bir ilke olduğunu vurgular.
Bu rahmet, iki ana kısımda incelenir:
- Rahmet-i Âmme-i Zâtiyye: Bu, Allah'ın zatının gereği olan, her şeyi kuşatan genel rahmettir. Allah'ın "Cevâd" (Cömert) oluşu, bu rahmetin kaynağıdır. Eğer bu rahmet olmasaydı, mutlak varlık olan Allah'ta zuhur olmazdı. Bu rahmet sayesinde, Allah'ın zatında gizli olan isim ve sıfatlar, O'nun kendi zatına tecellîsiyle ilmî varlık kazanır. Buna "Nefes-i Rahmânî" denir ki, esmâ-i ilâhiyyenin adem darlığından ilmî varlığa çıkışıdır.
- Rahmet-i Hâssa: Bu ise, belirli kullara yönelik özel rahmettir. Ancak İbnü'l-Arabî, bu özel rahmetin dahi genel rahmetin bir uzantısı olduğunu, "Rahîm" isminin "Rahmân" isminin tahtına dahil olduğunu belirtir.
İbnü'l-Arabî, gazabın bile Allah'ın rahmetinden zuhur ettiğini söyler. Gazab, bir şeyin kemâle ve saadete kabiliyetinin eksikliğinden veya yokluğundan kaynaklanır. Ancak Allah'a nispetle gazap dahi merhumdur, çünkü O'nun Rahmânî tecellîsiyle mevcud olmuştur. Her şey, ilâhî rahmetin bir neticesidir. Bu derin anlayışa göre, İblis dahi, varlık sahasında zuhur etmesiyle bu genel rahmetten nasibini almıştır.
Varlığın Üç Hali ve İlâhî Talep
Kitap, varoluşun üç temel halini açıklar:
- Vücûd-ı Mahz (Salt Varlık): Ezelden ebede yokluğu kabul etmeyen, Allah'ın hakiki varlığı gibi.
- İmkân-ı Mahz (Salt İmkân): Ezelden ebede bir sebeple varlığı kabul eden, a'yân-ı sâbite (sabit hakikatler) gibi. Bunlar, Allah'ın ilminde sabit olan, henüz dış dünyada varlık kazanmamış hakikatlerdir.
- Adem-i Mahz (Salt Yokluk): Ezelden ebede varlığı kabul etmeyen, Allah'a ortak koşmak gibi imkansızlıklar.
Âlemin göreceli varlığı (vücûd-ı izâfî), salt varlık ile salt yokluk arasında yer alır. Bir yönü yokluğa, diğer yönü varlığa bakar. A'yân-ı sâbite, ilâhî isimlerin gölgeleri; kevniyye (dış dünyadaki) varlıklar ise a'yân-ı sâbitenin gölgeleridir. Her bir "ayn" (hakikat), varlığa gelme imkânı bulduğunda, bu varlığı Allah'tan talep eder. Allah da bu talebe, "feyz-i akdes" (en yüce feyiz) ile ilmî mertebede "hükmen", "feyz-i mukaddes" (kutsal feyiz) ile de aynî mertebede "vücûden" karşılık verir. Bu, Allah'ın rahmetinin her şeyi kuşattığının en açık delilidir.
Mağfiretin Sırrı ve İlâhî İnayet
İbnü'l-Arabî, eserinde ilâhî mağfiretin ve inâyetin (lütuf) sırrına da değinir. Allah'ın bazı kullarına yönelik "Ne istersen yap, muhakkak ben senin günahlarını mağfiret ettim!" buyurması, ilâhî imtinân (karşılıksız lütuf) rahmetinden gelir. Bu inâyet, hiçbir amel karşılığında değil, ezelî sevginin bir eseridir.
Mağfiret ve inâyete mazhar olan kullar iki sınıfa ayrılır:
- Fenâ-fillâh ve Bekâ-billâh Makamında Olanlar: Bu kişiler, beşerî sıfatlardan tamamen arınmış, fiilleri Hakk'ın fiili haline gelmiştir. Hızır (a.s.)'ın gemiyi delmesi veya çocuğu öldürmesi gibi, zahirde şeriata aykırı görünen eylemleri bile, ilâhî bir emirle gerçekleştiği için sorgulanmazlar. Onlar, ne yaparlarsa yapsınlar ma'zur ve me'murdurlar.
- Beşerî Sıfatlarından Tamamen Fânî Olmamış Olanlar: Bu kullardan nefsânî dürtülerle bazen günahlar sadır olabilir. Ancak ezelî inâyet onlara sebkat ettiği ve Gaffâr ismine mazhar oldukları için, Allah ezelî sevgisiyle onların günahlarını örter ve mağfiret eder. Hadis-i şerifte buyurulduğu gibi: "Eğer siz günah işlememiş olsanız Allah Teâlâ sizi giderir ve bir kavim getirir ki, onlar günah işleyip Allah'a istiğfar ederler ve Hak dahi onları mağfiret eder." (Müslim, "Tevbe", 5)
Mevlânâ Celâleddin Rûmî'nin Fîhî Mâ Fîh'teki köle benzetmesi de bu inâyeti çok güzel açıklar. Emîrin tembel kölesine, hizmetkâr kölesinden daha fazla muhabbet göstermesi gibi, ilâhî inâyet de bazen zahirî sebeplere bağlı olmaksızın tecelli eder. Ancak bu, günah işlemeye teşvik değil, aksine kalpten pişmanlık duyarak istiğfar etmenin önemini vurgular. Zira nedamet olmaksızın sadece dille istiğfar etmek meyvesizdir.
Pratik Dersler
1. İlâhî Kudreti Her Yerde Gör
Hayatınızdaki hem lütufları hem de zorlukları, Allah'ın "Mâlik" isminin bir tecellîsi olarak değerlendirin. Her olayın ardında bir hikmet ve ilâhî bir tasarruf olduğunu idrak edin.
2. Rahmetin Sonsuzluğuna İnan
Allah'ın rahmetinin her şeyi, hatta gazabı bile kuşattığını unutmayın. En çaresiz anlarınızda bile O'nun sınırsız rahmetine sığının ve umudunuzu kaybetmeyin.
3. Teslimiyet ve Rıza Hali
Zekeriyyâ (a.s.) gibi, karşılaştığınız imtihanlara sabır ve rıza ile yaklaşın. Allah'ın hükmüne teslim olmak, iç huzurun anahtarıdır.
4. İstiğfar ve Kalbî Pişmanlık
Günahlarınızdan dolayı samimi bir pişmanlık duyarak istiğfar edin. Sadece dille değil, kalben tövbe etmek, ilâhî mağfirete ulaşmanın yoludur.
5. Varlığın Kademelerini Anla
Her şeyin Allah'ın ilminden zuhur ettiğini ve varlık sahasında bir talep üzerine ortaya çıktığını bilmek, evrene ve kendi varlığınıza daha derin bir anlam katacaktır.
Son Söz
Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin "Kelime-i Zekeriyyâiyye'de Mündemic Olan Hikmet-i Mâlikiyye" eseri, bize sadece Zekeriyyâ (a.s.) kıssasını değil, aynı zamanda varoluşun en temel sorularına tasavvufî bir pencereden bakma fırsatı sunuyor. Allah'ın "Mâlik" isminin kudret ve rahmet tecellîleri, ilâhî rahmetin her şeyi kuşatan sonsuzluğu ve mağfiretin sırrı, bu eserde derinlemesine işleniyor. Bu kıymetli çalışma, her birimizin kendi iç yolculuğumuzda, ilâhî isimlerin tecellîlerini daha iyi anlamamıza ve Allah'a karşı daha derin bir teslimiyet ve muhabbet geliştirmemize yardımcı olacak eşsiz bir rehberdir. Gelin, bu hikmet denizine dalalım ve varoluşun sırlarını keşfedelim.
Kaynak: Kelime-i Zekeriyyâiyye'de Mündemic Olan Hikmet-i Mâlikiyye, Muhyiddin İbnü'l-Arabî (Fusûsu'l-Hikem Şerhi), Ahmed Avni Konuk tercüme ve şerhi esas alınmıştır.