İçeriğe atla
Tüm Yazılar
Tasavvuf

Zikir, Fikir ve Tefekkür

M

Muharrem Avan

20 Haziran 20225 dk okuma
Zikir, Fikir ve Tefekkür
#zikir#fikir#tefekkür#tevhîd#zikr-i dâim#esmâ#gafletsiz zikir

Zikir, çoğu zaman dilin bir hareketi sanılır; oysa asıl zikir, dilden kalbe, kalpten fikre, fikirden de tefekküre uzanan bir yolculuktur. Fakir bu yazıda, zikrin nasıl kuru bir tekrar olmaktan çıkıp bizi tefekküre, oradan da tevhîde götüren bir kapıya dönüştüğünü, efendi babamdan ve Terzi Babamdan aldığım ölçü ile bir bahçe misali üzerinden anlatmaya çalışacağım.

Zikir Fikre, Fikir de Tefekküre Dönüşür

Zikir odur ki fikre dönüşe ve o da bizi tefekküre götüre. Yani zikrettiğimiz esmânın müsemması olduğumuzda, o esmânın faaliyet sahası ile ilgili bir fikre sahip oluruz. Bu fikir nefs kaynaklı değil ise bizi tefekküre götürür.

Bunun içindir ki Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz'den,

"Bir anlık tefekkür bir yıllık ibadete bedeldir."

gibi muhtelif hadisler nakledilmiştir; bununla bağlantılı birçok da âyet vardır. Onlara bakıp araştırmayı genişletmek mümkündür. Nitekim Kur'ân, aklını kullanıp âlemin yaratılışı üzerine düşünenleri över:

İnne fî halkı's-semâvâti ve'l-ardı va'htilâfi'l-leyli ve'n-nehâri le âyâtin li ulî'l-elbâb.

Yani göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için nice ibretler vardır (Âl-i İmrân, 190). İşte o akıl sahipleri, âyetin devamında ayakta, otururken ve yanları üzere yatarken Allah'ı zikreden ve göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür edenler diye tarif edilir. Görüldüğü gibi zikir ile tefekkür, Kur'ân'ın diliyle iç içedir.

Her İbadetin Bir Gayesi Vardır

Her ibadetten bir maksat vardır. Misalen namazdan gaye mi'râcdır; oruçtan gaye yokluk bilinci ile urûc etmektir diye biliriz. Zikirden de gaye tefekkür olsa gerektir.

Zikir, kalbin karar kıldığı, itminan bulduğu yerdir. Rabbimiz buyurur:

Elâ bi zikrillâhi tatmainnu'l-kulûb.

Bilesiniz ki kalpler ancak Allah'ın zikri ile mutmain olur, huzura kavuşur (Ra'd, 28). Demek ki zikrin gayesi, sadece dilin dönmesi değil; kalbin bir esmâda karar kılıp o esmânın müsemmasında tefekküre açılmasıdır.

Zikirden Doğan Fikir Bizi Nasıl Tefekküre Götürür

Zikir ile tâlim ettiğimiz esmâdan aldığımız bir fikir, insanı iki türlü tefekküre taşır. Bu tefekkür enfüsî ve âfâkî olarak ikiye ayrılır.

Kişi, bulunduğu nefs mertebeleri ile tefekkürünü enfüste, yani kendi iç âleminde yaşar. Eğer hazret mertebeleri olan Tevhîd seyrinde ise, tefekkürünü hem âfâkta hem de enfüste yaşar. Burada ince bir yol ayrımı vardır. İçe bakış ile kendini tanıyan sâlik, âfâka çıkabildiğinde artık dışarıda gördüğü her şeyde de aynı hakikatin cilvesini seyre başlar. Bunu bir misal ile anlatmaya çalışalım.

Bahçe Misali: Meyve, Su ve Dikenler

Bir bahçemiz olduğunu düşünelim; o bahçede çeşitli sebzeler ile meyve ağaçları bulunsun. Biri çıkıp gelse ve bize, "Bunları dikip biçmendeki gaye ağacın kendisi mi, yoksa meyvesi mi?" diye sorsa, akıl sahibi herkes gibi "Meyvesidir" deriz.

Peki meyve alabilmek için ağaca su ve gübre veririz. Bu sulama ve gübreleme ile muradımız ağaçtan meyve almak olsa da, toprağa verdiğimiz su ve gübre, ağacın yanı sıra toprakta gizli olan diğer tohumlara da hayat verir. Ağaçtan meyve almak için yapılan sulamalar, dikenlere de çalılara da, istemediğimiz daha nice unsura da can verir.

Bu sefer bahçıvan, o dikenleri kökleri ile sökmek için ek bir uğraş vermek kaydıyla, hem bahçeyi sulamalı hem de bahçedeki dikenlerin ıslahı için çalışmalıdır. Yoksa dikenler büyüyüp bütün suyu ve gıdayı kendi bünyesine çeker. Bu da dikilen ağaçtaki meyvenin ya hiç vermemesine ya da düşük kaliteli çıkmasına sebep olur.

Bunun gibi, ağaçta meyvenin çıkmasına mâni olan hastalıklar var ise onların da giderilmesi gerekir. Bir bahçeden meyve almak için bile kaç sene beklenir; hem araziye hem de ağacın kendisine bir sürü bakım yapılır. Aşı zamanı gelir, aşısı yapılır; yoksa meyve, kodu ve bilgisi alınmamış, verimsiz bir meyve olur.

Bu misalin diliyle söylersek: zikir, kalp toprağına akan sudur. Fakat o su, yalnız esmâ ağacını değil, nefsin dikenlerini de sular. Onun için sâlik bir yandan zikrederken, bir yandan da nefsindeki dikenleri, hastalıkları ıslah etmeli; kalbini terbiye ve aşı ile kıvama getirmelidir. Aksi hâlde diken, suyu kendine çeker; zikir çoğalır ama meyve, yani tefekkür ve tevhîd, bir türlü olgunlaşmaz.

"İçinde Senin Olmadığın İbadet"

Bütün bu misallerin ışığında bir değerlendirme yapmak gerekirse:

Hz. Ali kerremallâhu vechehû Efendimiz'e, "Güzel ibadet nasıl yapılır?" diye sorarlar. Yüce sultan da şöyle buyurur:

"İçinde senin olmadığın ibadet, en güzel ibadettir."

Dolayısıyla zikrin fikre ve tefekküre dönüşmesinin yolu, o zikrin içinde benliğinin olmamasıdır. Yani tevhîd edebildiğin ölçüde zikri gafletsiz yapabiliriz. Diken dediğimiz de zaten bu benlikten başkası değildir; kişinin "ben" deyip kendine varlık vermesidir. Su, ne kadar bollaşırsa bollaşsın, benlik dikeni sökülmedikçe meyve olgunlaşmaz.

Zikr-i Dâim ve Tevhîd

Zikr-i Dâim için de aynı şart geçerlidir. Eğer karşılaştığımız olayları tevhîd edemez isek, o zaman biri iki görürüz. Bu görüş ise kişinin kendine bir varlık vermesi iledir. Kendimize bir varlık vermekle de her şeye bir varlık verir oluruz; böylece vahdetten kesrete bir düşüş yaşar ve bu suretler âleminde elîm bir azap ile azaplanırız. Bu da bizim beden kabrimizdeki azap olmuş olur.

Azap hâlinde iken de zikir gafletsiz olmaz. Bu azap, gayrıyattan kurtulana kadar da bitmez. Ehlullahtan biri:

"Kimde var ise varlık, ondan gitmez darlık."

demiştir. Varlık iddiası devam ettikçe darlık, o darlık devam ettikçe de gaflet devam eder. Kurtuluş, "ben" dikenini kökünden söküp yalnız Hakk'ın varlığında karar kılmaktadır.

İşte bütün bu sözün özü, Rabbimizin şu emrindedir:

Fe'zkurûnî ezkurkum veşkurû lî ve lâ tekfurûn(i).

"Öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin." (Bakara, 152)

Demek ki O bizi çoktan anmış, bize O'nu anacak bir dil, bir kalp, bir varlık lutfetmiştir. Bize düşen, bu zikri gaflete ve benliğe bulaştırmadan, kendi varlığımızı O'nun varlığında eriterek anmaktır.


O hâlde zikrimizi bir bahçe gibi bilelim: her gün sulayalım, ama dikeni de ihmal etmeyelim. Benlik dikeni söküldükçe zikir fikre, fikir tefekküre, tefekkür de bir gün inşâallah tevhîdin o gafletsiz, dâimî huzuruna dönüşecektir. Rabbimiz cümlemizi kendini anarken kendini unutanlardan eylesin.

Henüz oy yok

Yorumlar (0)