Safer Ayı mı? Sefer Ayı mı? — Bir Uğursuzluk Yanılgısının Tashîhi
Muharrem Avan

Her yılın belli mevsimlerinde, halkın diline dolanmış birtakım yakıştırmalar vardır ki, çoğu zaman aslını sorgulamadan kabul edilir. Safer ayı da bunlardan biridir. Kimileri bu aya girerken sanki bir bela kapısından geçiyormuşçasına tedirgin olur, "aman şu ay bir geçse" der. Oysa fakir, bu yakıştırmanın ne Kur'an'da ne de Efendimiz'in mübarek beyânında bir dayanağının bulunmadığına kâniyim. Gelin, meseleyi hem naklî hem de aklî bir kıyas ile birlikte açalım; belki de uğursuz zannettiğimiz bu ay, hakikatte bir sefere, bir yürüyüşe, nefsimizle giriştiğimiz bir mücâhedeye çağırıyordur bizi.
Haram Aylar ve Safer'in Yeri
Bilindiği gibi Arap kavminde harem olan aylarda savaşmak haram sayılmıştır ve bu, âyet ile de sabittir.
"Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü, haram [hürmet edilen] aylardır." (Tevbe, 36)
Bu aylar ise Muharrem, Recep, Zilkâde ve Zilhicce aylarıdır. Câhiliye devrinde dahi bu aylara bir hürmet gösterilir, kan dökülmez, husumetler askıya alınırdı. İslâm bu hürmeti tashîh ederek muhâfaza etmiştir. Demek ki takvimin belli dilimleri, insanın hem içiyle hem dışıyla bir sükûnete, bir mütâreke hâline dâvet edilmesi için ayrılmıştır.
Şimdi Safer'e gelelim. Bu ayın zâhir olarak kelime anlamına baktığımızda, sfr kökünden gelen safar (سفر) "uzun yürüyüş, yolculuk" sözcüğünden alıntıdır. İşte meselenin düğümü de burada çözülmeye başlar.
Uğursuzluk Vehmi Nereden Doğdu?
Savaşın yasak olduğu iki ayın üst üste gelmesinin ardından gelen Safer ayı, muhtemeldir ki Araplar için bir "sefer ayı" olmasına sebep olmuş olacaktır. Zira iki aylık bir sükûnetin, bir mütârekenin ardından, aralarında husumet bulunanların yeniden bir çatışma içine girmeleri, o günün örfü içinde normal görülmelidir. Yani ateşkes bitmiş, atlar yeniden eyerlenmiş, husumetler sahaya taşmıştır.
Anormal olan ise, bu tabiî hâlden yola çıkılarak Safer'in uğursuz bir ay, bela ve musibetlerin aktığı bir mevsim gibi nitelendirilmesidir. İnsanoğlu çoğu zaman kendi elinin kazandığını zamana, mekâna, eşyaya yükler; kendini temize çıkarır, kabahati aylara taksim eder. Halbuki bir aya isnâd edilen bu kara talih, hakikatte insanın kendi tercihlerinin gölgesinden başka bir şey değildir.
Hz. Rasûlullah'ın (s.a.v.) bir hadîs-i şerîfi de bu meseleye tam bir açıklık kazandırmaktadır:
"Eşya da uğursuzluk yoktur, Safer ayında uğursuzluk yoktur, baykuşun ötmesinde bir uğursuzluk yoktur." (Müslim, Selâm, 102)
Bir diğer hadîs-i şerîfte ise uğursuzluk kavramına âdeta balta vururcasına şöyle buyrulur:
"İslâm'da taşe'üm (uğursuz sayma, kötüye yorma) yoktur; en iyisi tefe'ül (iyiye yorma)dır." (Buhârî, Tıb, 54)
Bu iki nurlu beyân, mü'minin kalbindeki her türlü vehim ve kuruntuyu söküp atmaya kâfîdir. Efendimiz, câhiliyenin "tıyera" dediği o kötüye yorma âdetini bir bir zikredip nefyetmiş; onun yerine tefe'ül dediğimiz güzele, hayra yorma ahlâkını ikâme etmiştir. Mü'min, karşısına çıkan her hâli "hayırdır inşâallah" diyerek karşılayan, Rabbine hüsn-i zan besleyen kimsedir. Uğursuzluğa inanmak ise, hâdiselerin ve zamanların dizgininin Allah'ın kudret elinden çıkıp birtakım karanlık tesadüflere geçtiğini vehmetmektir ki, bu bir tevhîd zaafıdır.
İslâm'da Uğursuz Ay Değil, Mübârek Ay Vardır
Buraya kadar hem hadîs hem de aklî bir kıyas ile Safer ayı hakkında bir fikir sahibi olduğumuzu düşünüyorum. İslâm dininde uğursuz aylar veya uğurlu aylar yoktur; bunun yerine, bilindiği gibi, mübârek aylar ve geceler vardır.
En bilinenleri Recep, Şaban ve Ramazan'dır. Bunlara ilâveten Hz. Rasûlullah'ın dünyaya teşrîf ve tenezzül ettiği Rebîülevvel ayı, "Allah'ın ayı" olarak geçen Muharrem ayı, kurban bayramını bağrında taşıması hasebiyle Zilhicce ayı da bu bereketli mevsimlerdendir. Bu aylar bize, diğer aylardan daha farklı bir yaşam formuna bürünmemiz ve rutinden kurtulmamız için ön ayak olmaktadır. Yani mesele ayın kendinde bir uğur yahut uğursuzluk taşıması değil; o vaktin, kulu gafletten uyandıran, onu bir ibâdet ve muhâsebe kıvamına çağıran bir davetçi oluşudur.
İşte bu gözle bakıldığında Safer ayı da aslında bir kayıp değil, bir kazançtır. Yeter ki onu kelime kökündeki manasıyla, bir sefer ayı olarak okumasını bilelim.
Muharrem'den Safer'e: Nefse Açılan Sefer
Bu ayı "sefer ayı" olarak görürsek, önümüzde bâtınî bir yolculuğun kapısı aralanır. Şöyle ki: Muharrem ayında içimizdeki yezîdimiz olan nefs-i emmârenin ahlâkının boynunu kesip, o hallerimizde geçirdiğimiz gaflet ve Allah'tan ayrı geçen zamanlarımızı kınayarak levmetmek sûretiyle kıyâm etmeliyiz.
Burada Terzi Babam'ın öğrettiği o ince nazarla meseleye bakalım. Yılın ilk ayı Muharrem, tevhîd derslerinin başlangıcı gibidir; nefs-i emmâre ile hesaplaşmanın, o zâlim benliğin başını eğmenin ayıdır. Kerbelâ'da dışta yaşanan o büyük mücâdelenin bir benzeri, her ârifin içinde de cereyan etmektedir: İçimizdeki Hüseynî hakikati boğmaya çalışan bir yezîdî nefis vardır ki, ona her gün "hayır!" demek, bir iç kıyamdır.
Muharrem'den sonra gelen Safer ise, bu sülûkün ikinci konağıdır. Bilindiği gibi levvâmenin zikri celâl olması, yani ikinci ders ve yılın ikinci ayı olması, beraberinde bir celâli getirir. Fakat mühim olan şudur: Bu celâle karşı durmak değil, nefsimizi temize çıkarmadan, kendimizde hata bulmak sûretiyle levmetmemiz gerekmektedir.
Levm, Kendini Temize Çıkarmamaktır
Nefs-i levvâme, adı üstünde, kendini kınayan nefistir. Onun makâmına eren kul, artık kabahati aylara, insanlara, tâlihe taksim etmeyi bırakır; nazarını kendi kusuruna çevirir. "Ben nerede hata ettim, hangi gafletimle bu hâle düştüm?" diye içine döner. İşte Safer'i uğursuz saymak, nefs-i emmârenin işidir; çünkü emmâre dâimâ suçu dışarıda arar. Levvâme ise "asıl uğursuzluk benim gafletimdedir" diyerek kendi eteğini silkeler. Kur'an'ın "Nefsi de düzenleyene ve ona kötülüğünü ve takvâsını ilham edene yemin olsun" (Şems sûresi) buyurduğu o ince muhâsebe, tam da bu konakta yaşanır.
Bu yüzden fakir, Safer'e girerken tedirgin olmak yerine, onu bir muhâsebe ve arınma seferi bilmenin daha hayırlı olduğuna inanıyorum. Emmârenin boynunu Muharrem'de eğdiysek, Safer'de o kesik başın yerine levvâmenin özeleştirisini ikâme etmeliyiz.
Sabır Antrenmanı Olarak Safer
Ve nihâyet, Safer ayı bize bir sabır antrenmanı yaptıracak bir aydır. Celâlin tecellî ettiği bir konakta duruşta kalabilmek, kolay değildir. Nefsin isyanına, hâllerin sıkıntısına, içteki dalgalanmalara karşı sabır göstermek; her seferinde kendini kınayıp yeniden Hakk'a yönelmek, ancak sabır talimiyle mümkün olur. Sabır ise, bilindiği gibi, îmânın yarısı, belaların da anahtarıdır.
Öyleyse Safer'i uğursuzluk vehmiyle korkarak değil, bir yolcunun heyecanıyla karşılayalım. Zira önümüzde açılan, bir felâket kapısı değil; nefsimizden Rabbimize doğru uzanan bir yol, bir seferdir. Terzi Babam'ın gönül terzîhânesinde öğrendiğimiz gibi, her ay, her gün, hattâ her nefes, o büyük yolculuğun bir adımıdır. Yeter ki adımlarımızı gaflet ile değil, muhâsebe ve sabır ile atalım.
Uğursuzluğu eşyada, ayda, kuşun ötüşünde değil; kendi gafletimizde arayalım. Ve o gafleti de her Safer'de yeniden levmedip temizleyelim. İşte o zaman bu ay, bizim için hakikaten mübârek bir sefer mevsimi olur.
Sefer ayınız kutlu olsun.