İçeriğe atla
Tüm Yazılar
Tasavvuf

Ölüm Nedir: Bağlantı Koptuğunda Kalanla Kalmak

M

Muharrem Avan

25 Haziran 20234 dk okuma
Ölüm Nedir: Bağlantı Koptuğunda Kalanla Kalmak
#ölüm#muhasebe#ölmeden önce ölmek#tevbe#serîu'l-hisâb#rıza#amel defteri

Ölümü düşünmek, aslında hayatı doğru anlamanın kapısıdır. Çünkü ölüm, hayatın zıddı değil; onun mühürlendiği, artık üstüne bir şey eklenemeyecek hâle geldiği andır. Bu satırlarda ölümü, çağımızın en tanıdık istiaresiyle, bağlantısı kesilen bir cihazın hâliyle anlamaya çalışacağım. Latife bir yana ama işaret ettiği gerçek, üzerinde uzun uzun durmaya değer.

Hayat: İlhama Açık Bir Bağlantı

Ölüm, durağana geçmektir. Çünkü hayat, aynı internete bağlı bir bilgisayar gibidir; yeni fikirlere, yeni bilgilere, yeni ilhamlara her an açığızdır. Bir âyet, bir sohbet, bir hâl gelir ve içimizdeki kayda yeni bir şey ekler. Nefes aldığımız müddetçe bu akış sürer; öğreniriz, değişiriz, tevbe eder, yön düzeltiriz.

İşte hayatın kıymeti tam da buradadır: O, kapanmamış bir defterdir. Elimizde hâlâ kalem vardır, hâlâ silgi vardır. İstesek yazarız, istesek düzeltiriz. Bu imkânın adı, aslında rahmettir.

Bağlantı Koptuğunda: Ölüm ve Muhasebe

Fakat ölümle birlikte, ruhun bedenden ayrılmasıyla, insan artık bilgisayarın diskinde kayıtlı bilgileriyle baş başa kalır. Yani internet bağlantısı koptu demektir. Artık yeni amel yok, yeni bilgi yok; insan, mevcut bilgileriyle kaldığı yerden devam eder.

Bu sefer zihindeki bilgiler, hayat sahnesindeki film kareleri gibi izlenmeye ve değerlendirmeye tâbi tutulur. Güzel anlar ile süflî olanlar birbirinden ayrıştırılır. Bir ömür boyu ne ektiysek, o kareler tek tek önümüzden geçer.

Nitekim amelin kesilmesi, sevgili Peygamberimizin de haber verdiği bir hakikattir. Müslim'in rivayet ettiği meşhur hadîs-i şerîfin mânâsıyla:

İnsan öldüğünde ameli kesilir; ancak şu üçü müstesnâ: Sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim ve arkasından duâ eden hayırlı evlât.

Yani insanın kendi eliyle işleyip devam ettirdiği yeni amel biter; geriye, hayattayken harekete geçirdiği hayırların bereketi kalır. Bu da bize gösterir ki asıl sermaye, bağlantı açıkken biriktirilendir.

Serîu'l-Hisâb: Bir Anda Görülen Hesap

Bütün bir ömrün karelerinin izlenmesi, uzun bir zaman ister gibi görünür. Oysa değil. Bugünün bilgisayarları için bile bu, saniyelik bir zaman dilimini kapsıyor. Serîu'l-hisâb olan Rabbimiz için ise bu süre, elbette Google'ın serverlarından çok daha hızlıdır.

Kur'ân-ı Kerîm'de Cenâb-ı Hakk'ın tekrar tekrar zikredilen bir vasfıdır bu: O, hesabı pek çabuk görendir. Bir ömür, O'nun huzurunda bir "an"a sığar. Ve o an, bize kendi hayatımızın toplamını sorar:

Yaşadığımız hayatın toplamı, insanlık makamının gereklerini mi içeriyor, yoksa hayvanlık makamının dürtülerine mi eşit geliyor?

İşte muhasebenin özü bu tek suâlde düğümlenir. İnsan sûretinde geçen bir ömür, insanlık makamının hakkını mı verdi, yoksa yalnızca bedenin dürtülerine mi hizmet etti? Terazinin kefesine konan, budur.

Kefende Defter, Kalem ve Silgi Yoktur

Orada bu verileri değiştirme imkânı artık yoktur; yenisini ekleme imkânı da yoktur. Nedeni gayet basittir: Kefenimizde defter, kalem ve silgi yoktur. Latife bir yana ama gerçek de budur.

Üzerine yazacağımız defter, yani bedensel yapı gitmiştir. Kullanacağımız kalem, yani aklımız, fikrimiz, ilmimiz için bir saha olan beden artık olmadığından, bunlar bâtına geçmiştir. Silgimiz de yoktur; çünkü tevbe ile geçmişi düzeltmenin kapısı kapanmıştır.

Bu üç eksiği bir araya getirince manzara netleşir: Hayat, üzerine hem yazdığımız hem de yanlışımızı sildiğimiz o mübârek sahaydı. O saha elimizden çıkınca, elimizde yalnızca yazdıklarımız kalır.

Güneşin Batıdan Doğuşu ve Tevbe Kapısı

Silgimizin olmayışının bir sebebi daha vardır: Güneş, batıdan doğmuş ve kıymetimiz kopmuştur; böylece tevbe kapısı, artık açılmamak üzere kapanmıştır.

Güneşin batıdan doğuşu, kıyâmetin büyük alâmetlerinden biri olarak haber verilmiştir. O andan sonra artık îmânın da tevbenin de kabul edilmeyeceği, hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilir. Kur'ân-ı Kerîm de En'âm sûresinde, Rabbin bazı âyetlerinin geldiği gün, daha önce inanmamış yahut îmânında bir hayır kazanmamış kimseye o îmânın fayda vermeyeceğini haber verir.

Bunun bize söylediği çok açıktır: Tevbe kapısı, ancak bağlantı açıkken, güneş henüz doğudan doğarken aralıktır. O kapı önümüzde dururken geçmemek, en büyük gaflettir.

Ölmeden Evvel Ölenler

Bütün bunlardan dolayıdır ki ehlullah, ölmeden evvel ölmüş ve defterini kendi eliyle denize atmıştır.

Ehlullahın diliyle söylenen o meşhur düstûr vardır ya:

Ölmeden evvel ölünüz.

Bu, bedenen değil; nefsen, arzuca, benlikçe ölmektir. İnsanın kendi hesabını, daha bağlantı kopmadan görmesi, kendi karelerini daha hayattayken izleyip tasnif etmesidir. "Defterini kendi eliyle denize atmak" da işte budur: Artık keşkelerle, "ama"larla ve pişmanlıklarla vakit kaybı bitmiştir.

Onlar, hesabı hesap gününe bırakmadıkları için, kalan ömürlerini bir muhasebe telâşıyla değil, rızâ hâlinde seyrancılık ederek geçirirler. Yani her hâlde Rabbin takdirine gönül rızâsıyla bakar, seyre dalarlar.


Öyleyse ölümü düşünmek, karanlık bir korku değil; bağlantı hâlâ açıkken defterimize dönme davetidir. Bugün elimizde kalem de var, silgi de. Güneş hâlâ doğudan doğuyor. Mesele, o defteri korkuyla değil, sevgiyle ve rızâyla kendi elimizle kapatabilmektir. Allah her birerlerimize de nasip etsin inşallah.

Henüz oy yok

Yorumlar (0)