İçeriğe atla
Kendi Anlatımı

Ailesi (Baba, Anne, Eş, Çocuklar, Akraba)

· Terzibaba Necdet Ardıç

Baba tarafından Tekirdağlı Küçük Ahmet ailesindenim. Bu ailenin dört evladı olmuş: büyük amcam Emin Efendi'nin iki oğlu bir kızı, halam Rahmiye Hanım'ın bir kızı bir oğlu, öz babam Sadık Efendi'nin üç oğlu, küçük amcam Mehmet Efendi'nin de bir kızı iki oğlu dünyaya gelmiş. Ben babamın üç oğlundan ortancasıyım: ağabeyim Ahmet, ben ve küçük kardeşim Cevdet.

Babam Sadık Efendi, 2 Haziran 1957'de bağda çalışırken fenalaşıp kırk yedi yaşında vefat etti; bu ani ölüm bütün aileyi derinden sarstı. Çocukluğumda terbiyesi öyle bir sözle geçerdi ki, bize bir şeyi tekrar tekrar söylemesine gerek kalmazdı; belirli komşu çocuklarıyla fazla gezmememizi isterdi, "oğlum," derdi abime ve bana, "bunlarla siz gezmemeye bakın." İlim konusunda da bana öğüdü şuydu: "Rahmetli Babam oğlum 'ilim almak istersen cehil kapısına gitmen lazımdır' derdi."

Annemin asıl adı Meliha'ydı, fakat lakabı Melek'ti; onu herkes Melek diye tanırdı. 24 Eylül 1990'da vefat etti. Bana hep evlenmem için ısrar ederdi: "Evladım, kalfaların evleniyor, sen ise hâlâ evlenmiyorsun," derdi. Annemin akşamları komşuya gittiği zamanlar evde yalnız kalıp Kur'an okuduğunu, duyulmaktan çekindiği için ancak kimse yokken okuyabildiğini hep hatırlarım; bir gece okurken gece bekçisinin onu merakla izleyip sessizce gittiğini, başka bir gece de yatsıda secdeye kapandığında yorgunluktan uyuyakaldığını, eve gelen babamın onu o hâlde bulduğunu anlatırdı.

Halam Rahmiye Hanım, babamın ablasıydı ve Bebek'te otururdu; guatr rahatsızlığına deniz havası iyi geldiği için aileleri Bebek'e taşınmıştı. Ben İstanbul'da Beyoğlu'ndaki bir terzihanede çalışırken geceleri onun evinde misafir kalırdım. Eniştem, aynı zamanda şeyhim olan Nusret Tura Efendi'ydi; beni tasavvuf yoluna girmem için Hazmi Tura Efendi'ye göndermiş, kendi evladı gibi sevmiştir. Halam Rahmiye Hanım da beni öz çocuklarından ayırmaz, ben geldiğimde "oğlum ne iyi ettin geldin, yine neşelendirdin bizi," derdi. Halam ile Nusret Babam, komşu selamı gibi birbirlerine "huu, geldin mi? — huu, kahve hazır mı?" diye seslenirlerdi; Nusret Babam sohbeti uzattığında halam "sıkıştırma çocuğu," deyince o da "yakalamışken hapları yutturuyorum," diye karşılık verirdi. İkisinde de sanki saraylı, saray hanımı gibi bir asalet vardı; Nusret Babam denizci olduğu için "Nusret Paşa" diye anılırdı. Halamın bir sözünü hiç unutmam: "Oğlum insanlar evlek evlek, yani bölüm bölüm; ahlakları ve bulundukları konum itibariyle." 1958'de askere giderken, arabaların çok az olduğu bir dönemde halam "bu çocuk araba sahibi olacak," demişti; ilk arabama kavuştuğumda o söz âdeta rûh bulmuş oldu. Vefatına yakın "babandan sonra bana iki senelik ömür verse de dinlensem," diye niyaz edermiş; Nusret Babamın vefatından iki yıl sonra, 1981'de, yetmiş beş yaşında, kolu kırık olmasına rağmen hizmetini sürdürürken vefat etti. Cenazesi ilahi ve zikirlerle âdeta bir düğün alayı gibi uğurlandı; Yunus'un "Biz dünyadan gider olduk" ilahisi otobüsün teybinden yankılandı. Efendi Babamla halamı zaman zaman evime misafir edip Marmara bölgesinde gezdirirdim; Nusret Babamın küçük iki kız torununu ziyaret ettiğimde de çocuklar boynuma sarılıp "Necdet amca hadi bize masal anlat," derlerdi, ben de onlara masal anlatırdım.

Eylül 1964'te, yirmi altı yaşındayken, mürşidim Nusret Tura'nın işaretiyle evlendim; bana "Oğlum alâyişe kapılma, senin işin kadınlarla, o yüzden tehlikeli bir işin var, bir an evvel evlen!" demişti. Ailemin uzak akrabası, o sırada on beş yaşında olan Nüket Hanım ile mütevazı bir düğünle dünya evine girdim. Eşim 1 Nisan 1949'da Bakırköy'de, annesi Fatıma ve babası Mehmet'ten dünyaya gelmiş; ne yazık ki annesi doğumundan birkaç gün sonra vefat edince onu babaannesi ve dedesi büyütmüş, Bakırköy Taş Mektep İlkokulu'ndan mezun olmuştu. Evlendiğimiz günden itibaren en büyük yardımcım oldu; yorucu seyahatlere, sıkıntılara sabır ve metanetle katlandı — Nüket Annem, benim en büyük yardımcım olmuştur her zaman. İnsanlara faydalı olmak için birlikte yaklaşık bir milyon kilometre yol gittik, on araba eskittik, hiçbir maddi menfaat gözetmedik. İstanbul, İzmir, Bursa, Kütahya, Konya, Lyon ve Bandırma gibi yerlere giderek sevenlerimizi ziyaret eder, bir süre kalıp sohbet ederdik. Haremeyn'e birlikte beş kez gittik, her seferinde yedişer kez tavaf ettik. Şeyhim Nusret Tura'nın İstanbul Pendik'teki kabri başında da birlikte durup onu andığımız bir fotoğrafımız vardır. Eşimin doğum günü 13 Şubat, evlilik yıldönümümüz ise 14 Şubat'tır; bir yıl 13 Şubat'ta günübirlik Eskişehir gezisi de yapmıştık. Kırkıncı evlilik yıldönümümüzü, 28.09.2003'te İzmir Prenses Otel'de, aynı güne denk gelen bir sünnet töreni programı içinde kutladık. Ellinci evlilik yıldönümümüzde, 2014'te, eşime "Nadide Nüket Anne" şiirini yazdım; İzmirli olduğumuzu, torunum Ceylin'i ve üç kız torunumu, eşimin fedakârlığını orada andım: "İzmirli de olduk sonunda / Çok evlatların oldu yanında ... Torun Ceylin de geldi bu arada / Üç kız torun, ölüm yok karada." Sevenlerim eşime, Pîr Hasan Hüsâmettin Uşşâkî'nin eşinin kandil gecelerinde helva yapma geleneğini sürdürdüğü için "Helvacı Bacı" derler; bu helvayı zaman zaman kandil gecelerinde İstanbul'da Rahmiye Annem yapardı, bize de oradan kalmadır. Aralıksız yirmi beş otuz sene kadar sürdürdük bu geleneği; irmiğin kavrulma işi de bana düşerdi.

İki oğlum oldu: İzzet, 1965'te Tekirdağ'da, Cemal Cem ise 1973'te İstanbul'da dünyaya geldi. İlk oğlumun ismini Efendi Babam koydu; "İzzet" veya "Cemâl" koy dediğinde ilk çocuğuma İzzet ismini verdim. İzzet mühendis oldu, beş yıl Konya'da Selçuk Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Mühendisliği'nde okudu, 1988'de mezun oldu ve Kıbrıs'ta yedek subay olarak askerliğini yaptı; eşi Özlem Hanım'la evlendi. Cemal Cem'i ise lise birinci sınıftan ayrılınca bayan kuaförlüğü çıraklığına verdim; sonradan Türkiye Kuaförler Milli Takımı'nda uzun yıllar görev yaptı, askerliğini de Balıkesir Ordu Evi'nde kendi mesleğini icra ederek yaptı; eşi Simge Hanım'la evlendi. Bir sohbette oğlumun mesleğine dair soruldu, şöyle cevap verdim: "Bu hale bakışımız herhangi bir şekilde olumsuz değildir... Mesleklerimiz ağyara karşı bizim perdemizdir. Aynı zamanda da ömür boyu imtihanımızdır... Ben ömür boyu halkı değil Hakk'ı örttüm." İlk çocuğum doğduğunda, bu sevginin rabıtama ve Hak muhabbetine engel olacağı endişesiyle uzun süre yüzüne bakamadım. 1985'teki bir haftalık halvetim işyerimin bir odasındaydı; camı halıyla, ışığı kâğıt boruyla gizlemiştim. O sırada on iki yaşındaki oğlum Cemal Cem her akşamüstü bir dilim ekmek ve dört beş zeytinden ibaret yemeğimi beni görmeden hole bırakıp giderdi, ben de bunu ikiye bölüp yarısını iftarda, yarısını sahurda yerdim. Eşim Nüket Hanım'ın ekmek ve zeytinleri nasıl kestiğini hep sevecenlikle hatırlarım: "Maşallah, eşim Nüket Hanım ölmeyeyim diye dilimleri kalın kalın kesmiş, zeytinler de iri iri."

1968'de Tekirdağ'a yakın Barbaros-Kumbağ arasındaki Serdar Mahallesi'nde on üç arkadaşımla geniş bir arazi aldım; parsellenen arazide ev yaptım ve yaklaşık yirmi beş yıl yaz aylarını ailemle burada geçirdikten sonra evi sattım. Eşim ve henüz küçük çocuklarımla bir akşam Bursa'ya gittiğimizde Kültür Parkı'nda dolaşırken, elinde kalan son sakızları satmak isteyen bir çocuğun ısrarını Allah'ın bir işareti sayıp sakızları almıştık.

Büyük oğlum İzzet'ten Gülnûr (09.07.1996) ve Can Emre (26.12.2002) doğdu; küçük oğlum Cemal Cem'den ise Cansın (01.07.2004) ve dördüncü torunum Ceylin (20.04.2009) dünyaya geldi — üç kız torunum (Gülnûr, Cansın, Ceylin) ve bir erkek torunum (Can Emre) oldu böylece.

Hayatımda üç kadının büyük yer tuttuğunu her zaman söylerim: dünyaya gelmeme vesile olan annem Melek Hanım, manevi terbiyemde emeği geçen halam ve manevi annem Rahmiye Hanım, ve eşim Nüket Hanım. Hakkını asla ödeyemeyeceğimi düşündüğüm üç erkek ve üç hanım vardır: erkeklerden babam, Arapça hocam Ahmed Hoca ve şeyhim Nusret Tura Uşşâkî Hazretleri; hanımlardan da annem, Rahmiye Hanım ve Nüket Hanım.

Kaynaklar
  • Divan 3 (s.25)
  • Tûr Sûresi (s.24-25)
  • Terzi Baba Cilt 1 (s.23, 33, 55, 58-60, 112-113, 114-115, 144, 159-160, 223, 227, 246, 250)
  • Terzi Baba Cilt 2 (s.8-9, 102, 148, 149)
  • DVT-C001 (s.21, 21-22, 24-25, 74, 93, 96, 282, 298-299, 352)
  • Aşk ve İrfân Yolunda (s.21, 21-22, 24-25, 30, 74, 96, 135, 282, 297-299, 352)
  • Sohbet Arası Sohbetler CD 12 (s.160, 163)
  • Sohbet Arası Sohbetler CD 17 (s.40-41)
  • Sohbet Arası Sohbetler CD 19 (s.73)
  • Sohbet Arası Sohbetler 23 (s.47)
  • Dur Rabbın Namazda Cilt 1 (s.85, 147, 242)
  • Dur Rabbın Namazda Cilt 2 (s.232)
  • Biyografi (s.2, 13)
  • Genç ve Elmas Dosyası (s.7)
  • Bendeki Terzi Babam Cilt 2 (s.163)
  • Muhtelif Mevzular Sohbetleri (s.17, 86-87)
  • Gökyüzü İnsanları Cilt 1 (s.226)
  • Kur'ân-ı Kerîm'de Nefs Âyetleri (s.278)
  • Namaz Sûreleri Cilt 2 (s.57)
  • Kıyâmet Sûresi (s.186, 224)
  • İlâhîler Derlemesi (s.2)
  • Tüm Şiirlerim (s.173)
  • Zekât ve İnfâk (s.131)
  • Nahl Sûresi (s.4)
  • Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk – 53. Âyetler (s.53-54)
  • Tevbe Sûresi (s.114)
  • İzmir İrfan Sohbetleri CD 1 (s.219)
  • İzmir İrfan Sohbetleri CD 2 (s.35)
  • Son Dönem Uşşâkî Şeyhlerinden Mehmet Nusret Tura — Yüksek Lisans Tezi (Yusuf Yücel) (s.8-9, 52)
  • Uşşâkî Kültürünün Günümüze Yansıması "Necdet Ardıç" Örneği — Yüksek Lisans Tezi (Serkan Denkçi) (s.23-25, 26-28, 97, 264, 278)
  • Terzi Baba'nın Tasavvuf Anlayışında Namaz Kavramı — Yüksek Lisans Tezi (Canan Çalışkan) (s.14-16)