İçeriğe atla
Kendi Anlatımı

İrfan Mektebi ve Talebe Yetiştirmesi

· Terzibaba Necdet Ardıç

Mürşidim Nusret Tura'nın izniyle irşad görevini önce vekâleten yürütmeye başladım; kaynaklara göre bu vekâletin başlangıcı 1971'de mürşidimin izniyle, 1972'de ise vekâleten halifelik görevinin resmen verilmesiyle oldu. 1977 yılında Nusret Tura Efendi bana, şahitlerin huzurunda yapılan bir merasimle mânevî emanetlerini devretti; bana "Oğlum, varlık nedenim senmişsin. Ben seni yetiştirebilmek için bu âleme gönderilmişim" demişti. 1979'da dünyasını değiştirince bu yolu asâleten halife olarak devam ettirmeye çalıştım; o dönemde yürürlükte olan tekke ve zaviyelerin kapatılmasına dair kanun yüzünden Nusret Tura bana resmî bir icazetname veremedi. Kendi ifademle: "Nusret Tura, 1972 yılında Necdet Efendi'ye vekâleten halifelik görevini verdi. 1979 yılında dünyasını değiştirince de Necdet Ardıç, bu yolu o zamandan itibaren asâleten halife olarak devam ettirmeye çalışmaktadır." Bana yazdığı yirmi mektubu, yirmi dokuz sohbeti, Gülşen-i Râz'dan beş bölümü, bir şiiri ve kasete aldığım bir sohbetini kaybolmasınlar diye bir araya getirip "Mektuplarda Yolculuk" adlı eseri hazırladım. Bu yollarda geçen emeğimi kendim şöyle özetlerim: şimdiye dek on araba paralamışım, en az bir milyon kilometre yol yapmışım ve günlük çalışma sürem en az on iki saat olmuştur.

Göreve başladıktan sonra, mürşidimin dergâh olarak da kullandığı Bebek'teki tarihî evinde sohbet ve irşad faaliyetlerimi iki yıl sürdürdüm; bu sohbetlere Rahmiye Hanım da katılırdı. Nusret Tura'nın eşi Rahmiye Hanım'ın vefatı — bir kaynağa göre 1981'de — ve evin satılması üzerine bu sohbetler sona erdi. "Bebek'teki tarihi evde iki yıl boyunca devam eden sohbetler, Nusret Tura'nın eşi Rahmiye Hanım'ın vefatından sonra evin satılması dolayısıyla sona erdi." Ardından hanım dervişlerden Mesrure Hanım'ın teklifiyle Fındıkzade'deki evinde uzun yıllar sohbetlere devam ettim; her ayın belirli günlerinde Tekirdağ'dan İstanbul'a gelip müntesiplerime sohbet ederdim. Sonraki yıllarda sohbetlerimiz sırasıyla Kasımpaşa'daki Uşşâkî dergâhında, Sefer Bey'in evinde, Gülrûh-Tanzer Uçak çiftinin Erenköy'deki evinde ve en son Osman Sarı Bey ile ailesinin evinde sürdü.

Tekirdağ'da yaşadığım, dergâh usûlüyle hazırlanmış evimin özel bölümünü, haftanın belirli bir gününde oradaki müntesiplerim için "İrfan Mektebi" adıyla sohbete açtım. Kendime tâbi olan buradaki müntesiplerim için haftanın belirli bir gününde, dergâh usulüyle hazırlanmış olan ve adına "İrfan Mektebi" denilen evimin özel bölümünü sohbet gayesiyle onların hizmetine sunuyor, dertlerine derman olmaya çalışıyordum.

1982'den itibaren ev sohbetlerinde Tâhiru'l-Mevlevî'nin Mesnevî Şerhi'ni okuyup açıkladım; sonrasında İnsân-ı Kâmil, Fusûsu'l-Hikem, Gülşen-i Râz, Gavsiyye Risâlesi, Lübbü'l-Lüb, Reşahat ve Lemaât gibi eserleri de ders şeklinde izah ettim. 2014 Kasım'ından itibaren Kasımpaşa'daki "Der Saâdet" derneğinde on beş günde bir kendi eserim İrfan Mektebi'ni şerh ettim; ayrıca her yıl Ekim veya Kasım'dan Ramazan'a kadar Tekirdağ'da, daha önce hem ev hem terzihane hem sohbet yeri olarak kullandığım mekânda çarşamba akşamları Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî şerhini okuyup şerh ediyorum; sohbetlerimiz terzibaba13.com'dan canlı yayınlanıyor.

Hz. Pîr Hasan Hüsâmeddin Uşşâkî'nin türbesinin bulunduğu yapıda yıllarca sohbet ettim. Türbenin hukukî haklarını elinde bulunduran dernek sohbetleri engelleyince, sohbetlerimiz 2015'te karşıdaki "Der Saâdet" dernek binasında bir süre devam etti; 2016 Mayıs'ından itibaren buradaki sohbetler de sona erince Cevizlibağ'da bir apartman dairesinde sürdürdük.

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde 2015'te bir kez, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde ise 2016'da iki kez öğrenci ve öğretim görevlilerine yönelik konferanslar verdim; bunlardan biri 11 Kasım 2016'da Bursa'da gerçekleşti. İsmini tam hatırlamadığım bir fakülteye, o zamanlar doçent olan bir hocanın daveti üzerine gitmiş, "İslam psikolojisi/felsefesi" konusunda yaklaşık bir buçuk saat, sabırla dinlenen bir konuşma yapmıştım. 23-26-27-28 Haziran 2016 tarihlerinde de TvNet kanalında "Hikmetin İzinde" adlı bir sahur programında görüntülü sohbetlerim yayınlandı.

Talebelerimi kendime bağımlı kılmayı değil, özgür ve olgun insanlar kılmayı amaçladım: "biz insanları köle değil efendi yapmak istiyoruz." Bir talebem bana bir gün, "Türkiye'de bu sistemle işleyen başka bir yol var mı?" diye sormuştu; ona şöyle cevap verdim: "Oğlum ben dünyada aradım bulamadım. Biz tüm yolların marifet tarafını alır ve yolumuza dahil ederiz."

Kendisine "Efendi Baba" diyen talebem Murat'a ve eşi Serpil'e yazdığım bir mektubumda, Murat'ın annesi Nüket'in sağlığını sormuş, derslerini vermeye hazır olduğumu belirtmiş ve mektubu şöyle imzalamıştım: "Aleyküm selâm Muratçığım, hamdolsun bizler iyiyiz. Nüket Annen de hergün biraz daha iyiye gidiyor, hamdolsun... Hoşça kal Efendi Baban." Bir eserimin önsözünde de, kitabın derlenmesini tamamlayan mânevî oğlum **"Terzi oğlu Murat Derunî"**ye teşekkür etmiş, çevremdeki evlatlarımın irfan ehli, güzide kimseler olarak yetiştiğini söylemiştim.

Bu yolda geçen kırk sekiz yıllık irşad vazifem boyunca, Halvetî tarikatının Ahmediyye kolunun Uşşâkıyye şubesi silsilesinde elli üçüncü sırada yer aldığımı, bu süre içinde yüze yakın "halife-i şahsiyye" ve yirmi civarında "rehber halife" yetiştirdiğimi ifade ettim. Başka bir vesileyle de, derslerini bitirmiş elli civarında halife-i şahsiye evladım ve on civarında görev yapan rehber halife unvanlı evladım olduğunu, vefatımdan sonra kimlerin halife olacağına dair bir liste bırakacağımı belirttim. Halifelerime, Uşşâkî silsilesini de içeren beş sayfalık bir hilâfetnâme sûreti veriyorum; vekil halifelerime ise ayrı bir belge takdim ediyorum. Ne var ki emaneten rehberlik (Rehber Halife) icazeti verdiğim kimi kişiler, hakkını veremeyip yolunu şaşırdı; bu görevi bunlardan geri aldım. Bunlardan biri Ekrem Kubilay, diğeri Fatih Nurullah'tır: "Bu kişilerle Necdet Ardıç Efendi'nin ne zahir ne de bâtın hiçbir ilgisi kalmamıştır." Vekilim **"Yolcu"**nun müridlere uyguladığı sert "temrin" usûllerinden bir müridin mektubuyla ilk kez haberdar oldum; bu uygulamaları hiç onaylamadım ve evlatlarımı bu tür uygulamalar için kimseye teslim etmedim: "Başınıza gelen bu hadiselerden hiç haberim yok idi... bunlar nasıl uygulamalar olmuş anlamak mümkün değil, terzi kendisine bunlar için evlatlarını teslim etmiş değildi ki."

Fransa'dan gelen ve "Üç Silâhşörler" adını verdiğim üç talebeme yaklaşık yirmi beş yıldan fazla hizmet ve eğitim verdim; haklarında tuttuğum 117 dosyanın taranmasıyla yaklaşık 800 sayfalık bir kitap çıktı, buna rağmen sonunda elimde ancak "bir buçuk derviş" kaldı. Hacı Bayram Velî'nin padişaha "bir buçuk dervişimiz var" dediği kıssaya atıfla, benim de bu hesapla Ankara'da bir buçuk, Bursa'da bunun iki katı kadar hakiki dervişimin kaldığını, buna şükrettiğimi söylerim: "Hamdolsun fakirinde Ankara vilâyetin de, Hacı bayram veli'nin dediği hesabıyla çok şükür bir buçuk dervişimiz vardır." Fransa'nın yanı sıra İspanya, Almanya, Belçika, Kanada, Kolombiya ve Amerika'da da sevenlerim var; Fransa'nın Lyon şehrinde bir dergâhımız bulunuyor ve eserlerimden beşi yabancı dillere çevrildi.

Bir kardeşimin dergâhın iç kapısına asılmak üzere getirdiği "İlâ dâri's-selâm" yazılı hat levhayı, dergâhta tamirat olduğu için önce bir kenarda sakladım; tamirat bitince aynı kişiyle birlikte levhayı iç giriş kapısının üstüne astım. Anlamını o gün tam kavrayamamıştım, birkaç ay sonra bunun bir âyetle örtüştüğünü fark ettim: "dergâhta tamirat olduğundan paketi açmamış öylece uygun bir yerde muhafaza etmiştim."

Kaynaklar
  • Aşk ve İrfân Yolunda (s.52, 56, 64, 133, 134, 135, 345)
  • DVT-C001 Ses Kaydı (s.133-134, 225)
  • Genç ve Elmas Dosyası (s.7)
  • Terzi Baba Cilt 1 (s.50)
  • Divan 3 (s.24)
  • Dur Rabbın Namazda Cilt 1 (s.164)
  • Terzi Baba 3 — İstişâre Dosyası (s.5)
  • Terzi, Elif, Terâzî, Teradî (s.125)
  • Bendeki Terzi Babam Cilt 1 (s.132)
  • Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk — 53. Âyetler ve Terzi Baba (s.3)
  • Bir Sâlikin Seyr Yolu Hikâyesi Cilt 1 (s.258-259)
  • Bir Sâlikin Seyr Yolu Hikâyesi Cilt 2 (s.159-160)
  • Yûnus Sûresi (s.61)
  • Son Dönem Uşşâkî Şeyhlerinden Mehmet Nusret Tura — Yüksek Lisans Tezi (Yusuf Yücel) (s.54, 78)
  • Uşşâkî Kültürünün Günümüze Yansıması "Necdet Ardıç" Örneği — Yüksek Lisans Tezi (Serkan Denkçi) (s.110, 203, 277, 278)
  • Terzi Baba'nın Tasavvuf Anlayışında Namaz Kavramı — Yüksek Lisans Tezi (Canan Çalışkan) (s.29-30, 37)