İçeriğe atla
Kendi Anlatımı

Seyahat ve Hac

· Terzibaba Necdet Ardıç

İlk haccımı 1982 yılının Eylül-Ekim ayında, karayoluyla, otobüsle ifa ettim. Yolculuk zahmetliydi elbette, ama bu hac turlarını yıllar içinde on iki-on üç defa tekrarladım. Mescid-i Haram'da yatsı namazını beklerken bir müşahede hâline daldığımı hatırlarım; o an içime "Görüş ve müşahâde ehlisin, temaşa et ve bekle, hareketliler içinde hareketsiz olanla ol" nidası geldi. Medine'de, Ravza-i Mutahhara'da, 4 Ekim 1982'de Hz. Peygamber'e dair bir şiir yazdım.

İkinci haccımı 1987'de bu defa hava yoluyla yaptım. Mescid-i Haram'daki kalabalığın çokluğuna dair içimden bir soru geçirdiğimde, "Bu çokluk zuhurlarımın çokluğundandır" cevabını aldığımı anlatırım.

Üçüncü haccım 1990'a, Tünel Kazası'nın yaşandığı o yıla denk geldi; yine hava yoluyla gittim. O yolculuk boyunca sürekli bir tefekkür hâlindeydim, öyle ki Hac Divanı adlı manzum eserim işte bu seyahatte oluştu ve aynı yıl Tekirdağ'da basıldı. O sırada elli iki yaşındaydım. Sohbetlerimde birinci haccımı "şeriat", ikincisini "tarikat", üçüncüsünü "hakikat", sonraki umrelerimi ise "mârifet" mertebesiyle nitelendirmişimdir. Bu üçüncü hac etrafında biriken birkaç hatıram var. Eşim Nüket Hanım'la üst üste zor durumlarla karşılaştığımızda "Yetiş yâ Gavsü'l-âzam!" diye nida ettim; ardından hem maddî hem mânevî yardımların geldiğini gördüm. Bu olay öylesine derin bir tesir bıraktı ki, "Büyükler hepimizin büyükleridir, o yüzden bunda bir sakınca yoktur" diyerek tarikat virdime bu nidayı içeren bir cümle ekledim. Yine bu hacda başımıza ilginç bir hâdise geldi: Cidde havaalanında iki aile, dört kişi olarak pasaportumuzu, kimliğimizi, adresimizi, riyalimizi — bizi tanıtacak her şeyi kaybedip çaresizce beklerken Abdülkadir Geylâni ve Hasan Hüsameddin Uşşâki hazretlerine yöneldik; az sonra omzuma dokunan elin, Cidde'de misafir kaldığımız evin oğlu olduğunu görünce dualarımızın kabul olduğunu anladım. Arafat'ta vakfeye çıktığımda kalabalıkta geldiğim yönü bulamadım; tam o anda "Necdet Abi" diye bir hitap duydum, o yöne inince minibüsümüzü buldum ve bunu Hakk'tan bir hitap olarak yorumladım. İzdiham faciası olduğunda ben ve yanımdakiler otelde bulunuyorduk, olaydan iki-üç saat sonra dışarı çıkabildik. O günlerde yanımızda Esrar Baba da vardı; bir gece kendisiyle sohbet edip gerçek hâlini anlamaya çalıştım. Bana "Seni sevdim sana çok özel sırlar vereceğim" dedi, ama yalnızca uyku pozisyonuyla ilgili bir "sır" aktardı: "Ehl-i müslim sağına yatar, ehl-i gaflet soluna yatar, tam inkârcılar ise sırt üstü yatar." Bu görüşmeden sonra onun gerçek bir seyrü sülûku olmadığı sonucuna vardım ve bir müddet sonra ilişkimiz kesildi. O seyahatin sonunda, 21 Haziran 1990 tarihli "Medine Elveda" şiirimde Harem civarında geçen günlerin ve Ravza ziyaretinin hüznünü dile getirdim: "Elveda Medinem elveda."

Bir zuhuratımda, Kâbe'nin içinde tek başıma bulunduğumu, hacıların dışarıdan tavaf ettiğini ve Fetih ile Umre kapıları arasında bana ait özel, gizli bir kapı gördüğümü hatırlarım. O kapı 53 numaralıydı ve adı "el bâb-ı kehribariyyeyi şâmî" idi — kısaca Şam Kapısı; Şam köşesinde, dışarıdan merdivenlerle çıkılan elektrikli bir kapıydı. 1999 yılındaki umre seyahatimiz esnasında bu kapının Mescid-i Harem'deki 53 nolu kapı olduğunu beraberimdekilerle birlikte tespit ettik. 2002 hac yolculuğumda ise gidiş-dönüş uçak sefer sayılarının tam ortasındaki rakamın yine 53 olduğunu fark ettim. Son Medine ziyaretimde Mescid-i Nebevi'de minber ile mihrab arasındaki direkleri saydım ve 53. direğin sarı olduğunu görünce kalbim mutmain oldu.

2009, 2010, 2012, 2013, 2015, 2016 ve 2018 yıllarında umreye gittim; bu ziyaretlerde yaşadıklarımı, hâl ve keşiflerimi kitaplarımda topladım — uçaktaki koltuk numarasından otel oda numarasına kadar her ayrıntıyı bâtınî açıdan değerlendirdim. 2001'de bir kez daha umreye gittim; aynı yılın baharında davetler üzerine Almanya ve Fransa'ya giderek Eyfel Kulesi'ni ve Şanzelize'yi gördüm. 17 Eylül-14 Ekim 2004'te altıncı umremi iki oğlumla birlikte yaptım. 2007'de Sûre-i Feth kitabımı "gerçek Feth'in makamı" olan Kâbe'de yazmayı tasarladım; Amerika'dan sırf benimle umre yapmak için gelen Mustafa-Gustavo adlı kardeşimiz ve diğer arkadaşlarımla ilgilendiğim için o kitaba ancak az vakit ayırabildim. 8 Ağustos 2007'de günkü yazımı Kâbe'den şöyle imzaladım: "(08/08/2007) Çarşamba Mekke Kâ'be Terzi Baba Necdet Ardıç." 28 Mart 2009 gecesi Mekke'de bir rüya gördüm: otel servisiyle Kâbe'ye gittiğimizi, kaybettiğimi sandığım gözlüğümü elbisemin cebinde bulduğumu ve bu umrenin mânâ âleminde üç grubun temsilcisi olarak gösterildiğini anlatırım. 10 Temmuz 2010'da otuz bir kişilik kafilenin kısa süreli olanları döndükten sonra kalan on üç günde Fussilet Sûresi kitabıma başladım. 30 Temmuz 2010 gecesi bir zuhuratla uyandım: üniformalı, Bengaldeşlilere benzeyen "Abdülaziz" adlı biri "Kâ'be, beni sizin işlerinizi görmem için görevlendirdi" dedi. Kaldığımız yerde her gün güvercinleri besledim; dönüşte Abdülaziz'e vedalaşıp Cidde'den saat beş uçağıyla döndüm ve yaklaşık sekiz saat sonra Cem tarafından karşılandım. 2012 Nisan'ında eşimle yaptığım umreyi günlük notlarımla anlatırım: Bedir otelde kalışımız, Harem'deki aşırı kalabalık, torunum Cansu'nun sa'yini tamamlamamız, akşam ezanında Necm sûresinin okunmasının bende bıraktığı anlam... 19 Nisan 2012'de Kâbe'nin üst katında fotoğraf çektiğimiz Tahranlı hanımın adının "Ferişteh (Melek)" olduğunu öğrenip uzun uzun tefekkür ettim. 2014'te altmış yedi, sonra altmış sekiz kişilik kafilenin en yaşlısı bendim; o sırada yetmiş yedi yaşındaydım. 2015'te sabah namazından sonra sa'y yaptım, Merve tepesinde eşimle saçlarımızı kestirerek sa'yi tamamladık. Umremi kime bağışlayacağımı düşünürken aklıma Kevser sûresinin ikinci âyeti — "fesalli li Rabbike venhar" — geldi ve "Rabbim için olsun" diyerek umremi Rabbime hediye ettim; Ravza'dan dönerken eşim Nüket Hanım da kendi umresini anne-babasına hediye ettiğini söyledi. Aynı umrede, önceki seferlerde yarım bıraktığım Fussilet Sûresi çalışmamı doksan altıncı sırayla tamamladım.

Umreyle ilgili aklımda kalan başka hatıralarım da var. Bir keresinde umrede iken Bursa İlahiyat Fakültesi'nde hakkımda hazırlanan yüksek lisans tezinin kabul edildiği haberini aldım; bunu ilerlemiş yaşımda "terziye bir hediye" olarak nitelendirdim. Fransa'dan gelen iki arkadaşımla önceden sözleştiğimiz gibi Bâb-üs Selâm önünde beklenmedik biçimde buluştuk — ben önce Medine'de sekiz gün kalmıştım, onlar önce Mekke'ye gelmişti. Son umrelerimden birinde mihmandarımız, salavatın "gök kapılarından birini açtığına" dair bir hadisi hatırlattı. Kafilelerimiz belirli tarihte toplanıp birlikte giderdi; son kafilemiz altmış yedi kişiydi. Kalabalık, yeni açılmış bir otelde asansör sırası beklerken de bir kalabalık anı yaşadığımı hatırlarım. Harem'de geçirdiğimiz günlerde namazlarımızı orada kıldık, namaz aralarında sohbet ettik, müezzin mahfilinde bazı yazılarımı da orada yazdım.

Hayatımda bir defa Irak'a, iki defa Suriye'ye geçtim; Necef'te Hz. Ali'yi, Kerbelâ'da Hz. Hüseyin'i, Bağdat'ta Abdülkadir Geylâni ile Cüneyd-i Bağdâdi'yi, Şam'da Muhyiddin-i Arabî ile Bilâl-i Habeşî'nin kabirlerini ziyaret ettim. "Mekke ve Medine'den sonra en çok görmeyi arzuladığım yerler buralarıydı" derim. 1998'de, 24-25 Haziran ile 8 Temmuz arasında, Urfa, Nusaybin, Şam (Emeviye Camii, Zeyneb türbesi, İbn Arabî), Bağdat (Abdülkadir Geylâni, İmam-ı Âzam), Necef, Kerbelâ ve Musul (Yunus türbesi) güzergâhında bir gruba katıldım; gezi notlarımı dörtlüklerle yazdım ve sonunda şöyle imzaladım: "Necdet gezdi o yerleri, / Ziyaret etti erenleri, / Size verdi bu haberleri — Necdet ARDIÇ Terzi baba TEKİRDAĞ." Dönüşte gece saat ikide İstanbul Kasımpaşa'da Târık, Müjdat ve Cem ile buluştuk. Bağdat'ta görevliler bizi Kisra sarayının yıkıntılarına götürdü; yıkık hâliyle bile haşmetini koruyan sarayın hemen yanında sahabeden Selmân-ı Fârisî'nin mütevazı kabri vardı. Şam'da, Nakşî büyüklerinden Türk asıllı doksan iki yaşındaki Hamdi Arabî ile karşılaştım; bu zat kendisinden bütün esmâ zikirlerinin alınıp yalnızca Kelime-i Tevhîd ve "Hû" zikrinin bırakıldığını anlattı.

2017 yılının 20-24 Nisan'ında, Mi'rac gecesinin de içinde bulunduğu günlerde, on sekiz kişilik derviş grubumla Kudüs'e gittim; Mescid-i Aksâ'yı, Kubbetü's-sahra'yı, Ağlama Duvarı'nı, Zeytin Dağı'nı, Halîlürrahman'ı ve Beytülahm'ı ziyaret ettim. 2015'te ise toplam otuz üç kişiyle Bosna-Hersek'e gittim; Mostar, Blagay'daki Alperenler Tekkesi, Poçitel Köyü, Saraybosna, Kurşunlu Medresesi ve Aliya İzzetbegoviç'in mezarının bulunduğu şehitliği ziyaret ettim.

Yurt içinde de pek çok yolculuğum oldu. 15 Aralık 1984'te Konya'da Hz. Şems'i ziyaret ettim; Ağustos 1986'da Bursa'da Uludağ, Ulu Cami ve Emir Sultan'ı, İznik'te Sancaktar Baba'yı, Akşehir'de Nasreddin Hoca'yı, Konya'da Mevlâna'yı, Hacı Bektaş'ı ve Ankara'da Hacı Bayram Velî'yi gezdim; 22 Ağustos 1986'da Tekirdağ'a döndük. Yolculuğa Necdet, Erdinç, Nüket, Sebile, Saime ve Cem olarak çıkmıştık. 1985'te, asker arkadaşım Sencer Derya vesilesiyle Manisa Kula'da Seyyid Musa Kâzım Efendi'yle (Kâzım Çavuş) görüştüm; gece otobüsle gidip evinde kahvaltı ettim, konuşmalarımızı teybe kaydettim. Musa Kâzım Efendi bana "bundan sonra oralarda aynı zamanda bizim de temsilcimiz olunuz" diyerek kelâmî hilâfet temsilciliği verdi. Şeyhim Nusret Tura ve Rahmiye Anne'yle de sık sık yola çıkardık: "Tatil günlerimizde Nusret Babamı ve Rahmiye Annemi alıp birlikte seyahate çıkardık. Marmara bölgesini dolaşıp İstanbul'a dönüp kendilerini evlerine bırakırdık." Uğradığımız her beldede yeni takipçilerimiz oluşurdu. Marmara Denizi'nde de birçok kez deniz seyahati yaptım; çocukluğumdan beri Türkiye'nin deniz kıyısı olan il ve ilçelerinin hemen tamamını gezdiğimi söyleyebilirim. Nusret Baba ile Bursa, Mudanya ve Yalova gezilerimizden birinde, Bursa'da beni umrede tanıyan bir görevliyle karşılaştım ve ona kitaplarımdan verdim. Hz. Mevlâna'yı ziyaretlerimden birinde, türbede üstte uzun bir "Ah…", altta "Hz. Muhammed (sav)" yazan ve birleşince "AaaaHmed" okunan bir hat levhasının önünden uzun süre ayrılamadım. Bir mektubumda ertesi gün 4.40 uçağıyla eşimle İzmir'e gideceğimi, laptopumu da götürdüğüm için yazışmaya devam edilebileceğini yazmıştım. İzmir'den Tekirdağ'a dönerken şehre yaklaşık kırk kilometre kala şiddetli bir sağanağa yakalandık, yol kenarındaki benzin istasyonunun kapalı bölümüne sığındık. İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde 2015'te bir kez, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde 2016'da iki kez konferans verdim; eşim Nüket Hanım'la İstanbul, İzmir, Bursa, Kütahya, Konya, Lyon ve Bandırma'ya giderek sevenlerimi ziyaret ettim.

Mekke'de Hira Dağı'na çıkıp bir kenara oturduğumda, güneşin arkadan vurmasıyla tepeden aşağıya "Allah" yazısının gölgesinin yere düştüğünü gördüğümü anlatırım.

Kaynaklar
  • Terzi Baba, Cilt 1 (s.72, 73-74, 74, 74-81, 81-82, 96, 96-108, 130-137, 364, 370)
  • Terzi Baba, Cilt 2 (s.100, 188-190, 194-196)
  • Tüm Şiirlerim (s.25-38, 92, 113-114, 144, 173-174)
  • DVT-C001 (Ses Kaydı) (s.46, 63, 73, 75, 108-109, 121-122, 122, 123, 135, 153)
  • Aşk ve İrfân Yolunda (s.75, 108, 121-122, 122-123, 123, 135, 153)
  • Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk (s.222)
  • Terzi, Elif, Terâzî, Teradî (s.106-107, 158)
  • Sohbet Arası Sohbetler CD 12 (s.28, 161)
  • Sohbet Arası Sohbetler CD 9 (s.215)
  • Sohbet Arası Sohbetler CD 16 (s.91)
  • Sohbet Arası Sohbetlerden Seçmeler (31) (s.75)
  • Hacc Divanı (s.28)
  • Rüyâ ve Mânâ Âlemi (3) (s.93, 110, 149, 157)
  • Necm Sûresi (s.26)
  • Saff Sûresi (s.66, 142)
  • İzmir İrfan Sohbetleri CD 1 (s.332, 333)
  • İzmir İrfan Sohbetleri CD 2 (s.154)
  • Fussilet Sûresi (s.2)
  • Bendeki Terzi Babam, Cilt 1 (s.2-3)
  • Bendeki Terzi Babam, Cilt 2 (s.132, 222)
  • A'yân-ı Sâbite (s.446)
  • İnci Tezgâhı (2) (s.136, 137)
  • Dur Rabbın Namazda, Cilt 1 (s.87)
  • Dur Rabbın Namazda, Cilt 2 (s.44, 234)
  • Kur'ân-ı Kerîm'de Nefs Âyetleri (s.279-280)
  • Namaz Sûreleri, Cilt 2 (s.58-59)
  • Cem'o ve Fark'o (s.102)
  • Neml Sûresi (s.97)
  • Feth Sûresi (s.5, 6, 42)
  • Kelime-i Tevhîd (s.376)
  • İrfan Mektebi ve Hakk Yolu (s.73)
  • Ramazan ve Oruç (s.215)
  • Bir Sâlikin Seyr Yolu Hikâyesi, Cilt 1 (s.20)
  • Bir Sâlikin Seyr Yolu Hikâyesi, Cilt 2 (s.59)
  • İbretlik Bir Hikâye — Ustadan Uranos'a Tavsiyeler (s.116)
  • UŞŞÂKÎ KÜLTÜRÜNÜN GÜNÜMÜZE YANSIMASI "NECDET ARDIÇ" ÖRNEĞİ — Yüksek Lisans Tezi, Serkan Denkçi (s.48, 68-69)
  • Terzi Baba'nın Tasavvuf Anlayışında Namaz Kavramı — Yüksek Lisans Tezi, Canan Çalışkan (s.49)