İsmi ve Lakabının Hikâyesi
Adım Necdet'tir; ama bu ismin benim için taşıdığı mânâ, yıllar içinde Kur'ân'daki "Necât" — kurtuluş — kelimesiyle öyle bütünleşti ki, kendimi anlattığım bir şiirimde bu bağı defalarca dile getirdim: "Demişler adıma Necdet, Necat olmuş Kur'ân ile, Bulduk kendimize medet, Varlık ile yokluk arası." Aynı şiirde adımı Kur'ân'daki "Fenecceynâke" (Tâhâ 20/40) âyetiyle de irtibatlandırdığımı hatırlıyorum.
Bu "necât" vasfı bana ilk defa şeyhim Nûsret babam tarafından, 01.08.1964 tarihli bir mektupla izafe edilmiştir; mektubun başında bana "Necdet" değil "Necât" diye hitap etmişti. "Bu vasfı (necat) bana ilk defa Nûsret babam 01.08.1964 tarihli mektub ile izafe etmişlerdir" derim hep. O mektuplarda Nûsret babam bana sık sık "Gözümün nuru, Nûr-u aynım" diye seslenirdi; o zamanlar bu ifadeden ne kastedildiğinin farkında olmasam da, zaman içinde anladım ki gözümün nuru dediği aslında kendi gözünün nurunun bana aktarılmasından başka bir şey değilmiş. Bu vasıf sonradan başka vesilelerle de pekişti: İzmir'de mânâda bir anne — Zekiye Anne — tarafından ve en son 11.04.2003 tarihinde bir kardeşime gelen bir tasdikle bir kez daha doğrulandı. Yalnız şunu hep vurgularım: benim necâtım, Hz. Nûh'un peygamberlik hâliyle karıştırılmamalıdır; benimki özel, indî ve kimseyi bağlamayan, sadece bana ait zevkî bir hâldir.
Bugün bilinen "Terzi Baba" lakabıma gelince, bunun kökeni gayet sadedir: mesleğimdir. Elli beş yıla yakın, kimi zaman "elli seneden fazla" dediğim bir süre boyunca terzilik yaptım; yaşım da ilerleyince çevrem bana "Terzi Baba" demeye başladı. "Uzun yıllar (50 seneden fazla) terzilik yaptığımdan ve yaşım da hayli ilerlemiş olduğundan çevrem bana 'Terzi Baba' der, lâkâbım genelde budur" derim. Bu vesileyle şunu da belirtmek isterim: gavsiyet gibi bir manevi mertebe iddiasında asla bulunmadım; bu sahada kendimi sadece bir araştırmacı olarak görürüm.
"Baba" kısmı ise zamanla, bana intisap edenler tarafından eklendi. Müridlerim bana kimi zaman "Efendi Baba," kimi zaman "Necdet Baba," kimi zaman da sadece "Terzi Baba" diye seslendiler; zamanla bunlardan "Terzi Baba" yerleşti. Ben onlara "Evladım" derim, onlar da bana "Babacığım." Bazı kayıtlarda bu lakabın bana Hazmi Tura hazretleri tarafından takıldığı da anılır; Tekirdağ'da bugün hâlâ dergâh olarak kullanılan büromun Hüseyin Pehlivan Caddesi'nde olduğunu da burada belirteyim. Şiirlerimden birinde bu lakabımı şöyle andım: "Karıştırdılar hem sıfat-ı, ismime vasıfsız dediler. Döndüler dolaştılar da! Sonra, Terzi Baba dediler."
"Baba" ve "Efendi Baba" unvanlarını ise kendim söylettim — ama göreve asil olarak başladıktan tam yirmi sene sonra. Ondan önce bana "abi," "arkadaş," "amca" denirdi, kimi zaman da sadece "Necdet." "Ben bu vasıfları da Baba vasfını da kendime asil olduktan tam (20) sene sonra söylettim. Daha evvel abi ve amca idim" derim; bunu söylerken de Peygamberimizin "Şöhret afettir" sözünü hep hatırda tutarım.
Manevi mahlasım **"İz"**dir. Bir gün Rahmiye Anne, Nûsret babama dönüp "Hu, bu çocuğa 'İz' ismini verelim" demiş, Nûsret babam da bunu tasdik etmişti. Bu ismin bana, sünnet-i seniyyeyi ve Peygamberimizin izini takip etmeye çalıştığım için verildiğini bilirim. Bu bâtın ismin, dervişliğimin yaklaşık elli yılı sonrasında, öğle namazında Fâtiha okurken derûnumdan derûnî olarak ifşa olduğunu söylerim; teklif Rahmiye Anne'den, onay Nûsret babamdan gelmişti.
Uzun yıllar yazılarımın sonunda yalnızca "T.B." rumuzunu kullandım. 2017-2018 yıllarında, miladî seksen (hicrî seksen iki) yaşına yaklaşırken, bir kardeşime mahlas verme istişaresi vesilesiyle geçmişte bana verilen "İz" lakabını da ekleyip rumuzumu bugünkü "İz-T-B" hâline dönüştürdüm.
1980'li ve 90'lı yıllarda, terzihanedeki işlerim yoğunken Cuma namazlarını çarşıdaki Paşa Camii'nde kılar, çıkışta yakınımdaki şekerciden akide şekeri alıp iş yerime dönerdim. İş yerimin bitişiğindeki ilkokulun öğrencileri bana "Necdet amca" diye seslenir, ben de onlara şeker ikram ederdim; zamanla ismimi bilmeyen çocuklar bana "Şekerci Dede" demeye başladı — "Yeni gelen çocukların bazıları ismini bilmedikleri için 'Şekerci Dede' diye kendisine seslenmeye başladılar" diye anlatırım o günleri. 1992'de iş yerimi taşıyınca o öğrencilerle görüşmem son buldu, ama ihvanıma şeker ikramını sürdürdüm; yıllar sonra bazı yetişkinler beni sokakta tanıyıp yine "Şekerci Dede" diye seslendiler.
Askerlik dönüşü Tekirdağ'da açtığım dükkânda ileri seviyede giyim ürettiğim için, çevre illerden gelen müşterilerim bana "Tekirdağ'ın Dior'u" lakabını da taktılar.
Bunların dışında bana Necât, Servet — Servet Bey —, Nakışçı Baba, Neccâr, Hayyat Baba, Usta, Bâb, Yâsîn, Selâm, Ardıç gibi başka isim ve lakaplar da yakıştırıldı. Nûsret babam, manevi yolun iyi bir takipçisi olduğumu düşündüğü için bana "İz" lakabını koymuştu; kendim de az kullandığım bir lakap olan **"Sukûtî"**yi kendime layık gördüm.
Bana ulaşan silsile-i şerîfte elli üçüncü sırada bulunmam, benim için Kur'ân'ın elli üçüncü sûresi olan Necm sûresini ayrı bir anlam taşır hâle getirdi: "Sûremizin de elli üçüncü sûre olan Necm sûresi olduğu böylece belirlenmiş oldu" derim. Kendi ebced hesabımda da bu sıraya işaret ederim: şeyhim Nûsret babamın silsiledeki sırası elli iki, benimki elli üçtür; kelime sonlarını "nun" olarak okutan bu hesabı "İz-T-B" imzamla kayda geçirdim.
Her insanın bir rabb-ı hâssı olduğuna inanırım. Kendi rabb-ı hâssım olan ilâhî esmâyı bildiğim hâlde, ilâhî bir tasdik bekleyerek yıllarca bunu açıklamadım; "Bi-İsmi Hâs-Selâm" adlı eserimde nihayet "es-Selâm" isminin kendi rabb-ı hâssım olduğunu belirttim.
Terzilikten arta kalan zamanlarımda elimden kâğıt kalemi hiç bırakmadım; tuttuğum notlar zamanla "Gönülden Esintiler" başlığı altında eserleşti. İlk şiirim, 1962 yılında yazdığım **"Arayış"**tır; tüm şiirlerimi topladığım kitap da bu şiirle başlar, 2018 yılındaki Umre ziyaretimde kaleme aldıklarımla son bulur.
Kaynaklar
- Terzi Baba (Cilt 1) (s.29, 66, 122-124, 265, 367)
- Terzi Baba (Cilt 2) (s.68-69, 87, 193)
- Divan 3 (s.64-65)
- Kalem Sûresi (s.27, 56-57)
- Necm Sûresi (s.123)
- Tûr Sûresi (s.12)
- Sohbet Arası Sohbetler (CD 5 s.66-76, CD 8 s.90, CD 16 s.67, CD 21 s.107, CD 26 s.88)
- İzmir İrfan Sohbetleri (CD 1 s.327, CD 2 s.148)
- Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk — 53. Âyetler ve Terzi Baba (s.138, 227)
- Dur Rabbın Namazda (Cilt 1) (s.116)
- Aşk ve İrfân Yolunda (s.20-21, 109-110, 119, 120)
- DVT-C001 (Ses Kaydı) (s.20-21, 119)
- Bendeki Terzi Babam (Cilt 2) (s.221)
- Tüm Şiirlerim (s.162)
- Cem'o ve Fark'o (s.13, 207)
- Bir Sâlikin Seyr Yolu Hikâyesi (Cilt 2) (s.116-117, 225, 226, 230, 238, 264)
- Terzi, Elif, Terâzî, Teradî (s.130, 162, 181)
- Rüyâ ve Mânâ Âlemi 3 (s.102)
- Kıyâmet Sûresi (s.96)
- Târık Sûresi (s.182)
- Zekât ve İnfâk (s.125)
- Son Dönem Uşşâkî Şeyhlerinden Mehmet Nusret Tura — Yüksek Lisans Tezi (Yusuf Yücel) (s.77)