Esmâ ile Sıfât hangi Fass'ta birleşir?
Esmâ ile sıfatlar, tasavvufî idrakte, sâlikin mârifet yolculuğunda mertebeler kat ederek en nihayetinde Hakk'ın zâtında birleşir. Bu birleşme, fiillerden esmâya, esmâdan sıfatlara, sıfatlardan ise zâta urûc etme süreciyle gerçekleşir. İnsân-ı Kâmil'de belirtildiği üzere, sıfatlar zâtın perdesi, esmâlar sıfatların perdesi ve fiiller de esmânın perdesidir; bu perdelerden soyunarak Hakikat'e ulaşılır¹. Bu idrak, özellikle Muhammediyye Fassı'nda ele alınan ve Hak'ın vahdetinde ikiliğin birleştiği "Allah'ın boyası" (sıfat-ı ilahiyye) ve "Hü küpü" (hüviyyet-i zâtiyye-i Hak) kavramlarıyla açıklanır².
Detaylı cevap
Tasavvufî anlayışa göre, esmâ (isimler) ve sıfatlar, Hak Teâlâ'nın zâtının farklı vecheleri ve tecellîleridir. Sâlikin mânevî yolculuğu, bu tecellîleri idrak ederek zâta ulaşma gayretidir. Bu süreçte, fiillerden soyunarak esmâya, esmâdan soyunarak sıfatlara ve sıfatlardan soyunarak zâta ulaşılır¹. Her bir esmâ, Hakk'a ulaştıran bir kapı ve O'nun bir veçhesidir³. Bu kapılar aracılığıyla Hak'ın farklı tecellîleri müşâhede edilir.
Esmâ'ül Hüsnâ'nın tasavvuftaki dört kademesi, bu birleşme sürecini açıklar: zikrî esmâdan ahlâkî esmâya, oradan mârifet kademesine ve nihayetinde zâtî esmâya geçiş. Zâtî esmâ mertebesinde, sâlik esmâdan zâta urûc eder ve her ismin sahibinin tek bir Hak olduğu idrakine varır; esmâlar "tek Hak'ın çoklu vechelerine" dönüşür.
Esmâ ve sıfatların birleşimi, özellikle Muhammediyye Fassı'nda ele alınan "Allah'ın boyası" ve "Hü küpü" kavramlarıyla açıklanır. "Allah'ın boyası"ndan murâd, sıfat-ı ilahiyyedir; "Hü küpü"nden murâd ise hüviyyet-i zâtiyye-i Hak'tır. Bu bağlamda, "ikilik Hakk'ın vahdetinde ve Hakk'ın zâtında birleşir" denilir. Âlem-i şehâdette zâhir olan esmâ-i ilahiyyenin muhtelif mazharları, o esmânın müsemmâsı olan Hak'ta ittihad edip, bir renk olur. Zira şeyin bâtını isim, ismin bâtını sıfat ve sıfatın bâtını zâttır. Binâenaleyh, cümlesi zâta râci' ve onda müttehid olur². Bu durum, insanın a‘yân-ı sâbitesinin bütün esmânın toplandığı bir a‘yân-ı câmia olmasıyla da ilişkilidir; bu sayede insan hem cemâlî hem de celâlî isimlerin tecellîsine mazhar olur ve bu iki yön, zıtlık içinde değil, vahdetin hakikati bakımından birleşir⁴.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Cilt 1 · s.152
- 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 3 · s.6016“Yani, "ikilik Hakk'ın vahdetinde ve Hakk'ın zâtında birleşir" demek olur. “Allâh'ın boyası"ndan murâd, sıfât-ı ilâhiyyedir. “Hü küpü"nden murâd, hüviyyet-i zâti”Oku
- 3Zümer Sûresi · s.43“Her esmâ-i hüsnâ, Hakk'a ulaştıran bir kapıdır; ulûl elbâb, bu kapıları tanıyan ve kullanma salâhiyyetine sâhip olan kimselerdir. Öze nüfûz eden ve kapıları aça”Oku
- 4Sâd Sûresi · s.181“Çünkü onun a‘yân-ı sâbitesi, bütün esmânın toplandığı bir a‘yân-ı câmia dır. Bu yüzden hem cemâlî (lütuf, rahmet, inayet) hem de celâlî (kahır) isimlerin tecell”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.