İttisâl, İnfisâl'ın neresinde durur?
İttisâl (birleşme) ve infisâl (ayrılma) kavramları tasavvufta sâlikin Hakk'a vuslat yolculuğunda karşılaştığı hâlleri ifade eder. İttisâl, Hakk ile bir olma, O'nda fânî olma hâlini; infisâl ise bu birleşmeden önceki ayrılık hâlini temsil eder. Sâlikin bu yolculukta "nerede durduğu", yani hangi hâl üzere olduğu, onun mânevî mertebesini gösterir. Zira Hakk'ı arayan kişi, "Hak nerede" diye sorarken aslında kendi içindeki güneşi ve hazineyi arar¹. Bu arayış, nefsin hayvânî sıfatlarının akıl üzerindeki gâlibiyetinden kaynaklanan bir gaflet hâlidir². İttisâl, bu gafletten kurtulup Hakk'ın varlığının çizgisi olan sırat-ı müstakîmde seyr etme hâlidir.
Detaylı cevap
Tasavvufta ittisâl ve infisâl, sâlikin mânevî yolculuğundaki iki zıt kutbu işaret eder. İnfisâl, sâlikin Hakk'tan ayrı düşmüşlük, benlik ve gaflet içinde olma hâlidir. Bu hâlde insan, menfaatini bilemez, kuyunun dibinde bir kemiği kemirir gibi dünya meşgaleleriyle oyalanır ve hür olup âlemlere sahip olmayı düşünmez³. Nefsânî ve hayvânî sıfatlar aklın önüne geçer, böylece akıl geride kalır ve insan kendi hazlarının peşinden koşar². Bu durum, "Ben neredenim" sorusunu sormaktan âciz kalma hâlidir⁴.
İttisâl ise, sâlikin bu ayrılık hâlinden sıyrılarak Hakk ile birleşme, O'nda fânî olma hâlidir. Bu, Hakk'ın kendi varlığının çizgisi olarak okunan sırat-ı müstakîmde seyr etme anlamına gelir. Sırat-ı müstakîm, Hakk'ın gönderdiği nebîlerin ve onlara tâbi olanların yoludur; aynı zamanda kâinatın bütün cihetlerinin Hakk'a doğru olduğunu beyân eden vücûdî bir hakikattir. Gönül sahipleri, bütün yolların ortasını bulmuş, bütün yolların kendisinden başladığını ve kendisinde bittiğini idrâk etmişlerdir¹. Onlar, vücutlarının içinde bir güneşe, bir hazineye sahip olduklarını bilirler ve "Hak nerede" diye arayanların aslında kendi içlerindeki Hakk'ı aradıklarını müşâhede ederler¹. Bu hâl, bir hâlin zuhûru (başlaması) ve rusûhu (yerleşmesi) süreçleriyle tahakkuk eder; başlangıçta ânî bir cezbe veya inkişâf iken, zamanla tertîb, terbiye ve tekrarla sâbit bir makama dönüşür.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Mektuplarda Yolculuk — M. Nusret Tura · s.59“Gönül sahipleri ise, bütün yolların ortasını bulabilmişlerdir, orada dururlar, bütün yolların kendisinden başladığını, kendisinde bittiğini bilirler. Kâinatın k”Oku
- 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.2171“Ama akıl nerede?” “Emin", “âmin" kelimesinin imâle olunmuşudur. Yani, “İnsanların kadınında ve erkeğinde bir emin ve isteyici ve hakka riayet edici olan kuvvet,”Oku
- 3İnci Tezgâhı (1) · s.31“Fakat bizler gafil ve ahmak insânlar menfaatimizin nerede olduğunu bilemeyiz. Biliriz de aramayız. Kuyunun dibinde elimize bir kemik geçmiş bir meta gibi kemiri”Oku
- 4Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 11 · s.875“Ya'ni, “Bağdâd'dan degilim, Musul'dan da değilim ve Tırâz şehrinden de değilim” dersin ve “değil, değil” diyerek uzatıp durursun.” 733. “Muhakkak “Ben neredenim”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.